Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2023/5103 E. 2024/3820 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/5103
Karar No
2024/3820
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2229 E., 2023/2387 K. DAVA TARİHİ : 08.07.2021 KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/52 E., 2023/204 K. Taraflar arasındaki inançlı işlem hukuki sebebine dayalı tapu iptal ve tescil, ikinci kademede tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; Amasya ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, 1118 ada 11 parselde 16 bağımsız bölüm numaralı dairenin müvekkiline ait olup taşınmazı ...'dan satış sözleşmesi ile satın aldığını, halen de dairede oturduğunu, müvekkilinin evi alırken bankanın müvekkiline kredi kullandırmaması üzerine bu kez davalı adına kredi çekildiğini, kredinin geri ödemesini tamamen müvekkilinin yapmasına rağmen davalı tarafından tapunun devredilmediğini ileri sürerek; taşınmazın davalı adına olan tapusunun iptal edilerek davacı adına tescilini, mümkün olmadığı takdirde evin bedelinin tespiti ile davacıya ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; davanın haksız olup davacının müvekkilinden araba aldıktan sonra iş yerine sürekli gelerek ev almak istediği dönemde müteahhit ile satış vaadi sözleşmesini yaptığını ancak davacı tarafın maddi gücü yeterli olmadığı için dava konusu evi alamadığını, aynı zamanda müvekkiline de senetten kaynaklı borcunun olduğunu, müvekkilinin de alacağını talep etmesi üzerine müteahhit ile anlaşmış olduğu ancak alamadığı dava konusu evden bahsettiğini, evi kredi ile alırsa parça parça kredi ödeme ile borcunu kapatabileceğini müvekkile söylediğini, müvekkilinin de davacının borcunun dışında kalan parayı davacıya elden verdiğini, taşınmaza ilişkin müteahhit tarafından kesilen faturaların davalı müvekkili adına olduğunu, zira paranın müvekkili tarafından ödenip tapunun da müvekkili adına alındığını, müvekkili ile uyuşmazlık yaşayınca haksız menfaat elde etmek için davacının bu davayı açtığını belirterek; davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Davacının iddialarını ispata yarar şekilde delillendirilerek ispatlayamadığı,..." gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili; delillerin değerlendirilmesinde ve takdirinde hataya düşüldüğünü, daire satış sözleşmesinin, müvekkili tarafından ödenen ancak davalı adına çekilen kredinin tüm ödeme dekontlarının da dosyaya sunulu olup, davacının eşi adına kayıtlı aracın noter satış belgesinin, davalı ile aralarındaki whatsapp yazışmalarının ve ihtarnamelerin dosyada mevcut olduğunu, ancak dava konusu taşınmazın peşinatı için verilen 15.000,00 TL'lik çekin mahkemece getirtilmeyerek eksik inceleme ile karar tesis edildiğini, davacının yükleniciye verdiği 30.000,00 TL'lik mantolama malzemesinin inanç sözleşmesi niteliğinde olup yazılı olması gerektiği nitelemesinin davanın özü itibarıyla hatalı olduğunu, davanın terditli olduğunu, taşınmazın bedelinin davacı tarafından hem alım satım sözleşmesi ile hem de davalı adına çekilen krediye ilişkin tüm ödemenin ... tarafından yapılmasıyla ispatlandığını, davalı tarafından açılan tüm icra takiplerinin ve itirazların reddedildiğini, yeminin usule uygun yaptırılmadığını, davalının yalan yere yemin ettiğini ileri sürerek; kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...İlk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı..." gerekçesiyle; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; istinaf dilekçesindeki başvuru nedenleriyle hükmü temyiz ederek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, inançlı işlem hukuki sebebine dayalı tapu iptal ve tescil, ikinci kademede tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı HMK’nın "İspat yükü" kenar başlıklı 190 ıncı maddesine göre; "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir." 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun "İspat yükü" kenar başlıklı 6 ncı maddesine göre; "Kural olarak herkes iddiasını ispat etmekle yükümlüdür." İnançlı işlemler; inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir. İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır. İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır. İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir. İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir. Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Mahkemece davacıya yemin teklif etme hakkının hatırlatılması için, delil listesinde açıkça yemin deliline dayanılmış olması yeterlidir. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir. İnanç sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir. 3. Değerlendirme 1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile mahkeme kararında belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.09.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2023/5103, K. 2024/3820, T. 12.09.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2023-5103-e-2024-3820-k-5ad5eae20271