Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2022/6195 E. 2022/7098 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/6195
Karar No
2022/7098
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İslahiye 1. Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 05.05.2011 gününde verilen dilekçe ile TMK'nun 713/2. maddesinde düzenlenen ölüm sebebine dayalı tapu iptali ve tescil talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 19.04.2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı ... tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı vekili, dava konusu 535 ada 8 parsel sayılı taşınmaz malikinin 1951 yılında vefat ettiğini, taşınmazda 20 yılı aşkın zilyetliğinin bulunduğunu belirterek, TMK’nın 713/2. maddesinde düzenlenen ölüm nedenine dayalı tapu iptali ve tescili talebinde bulunmuştur. Bir kısım davalılar cevap dilekçesinde, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda, TMK’nın 713/2. maddesinde düzenlenen şartların gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne dair verilen karar, davalı ... tarafından temyiz edilmiştir. 1- Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre davalı ...’nin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2- Dava, TMK’nın 713/2. maddesinde yazılı ölüm nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davasıdır. Bu tür davalarda Yargıtayın yerleşik içtihatları ve Hukuk Genel Kurulunun 17.02.2010 tarih ve 2010/8-58 Esas, 2010/ 78 sayılı Kararında da açıklandığı üzere, davanın başarıya ulaşması halinde gerek yasal hasım durumunda bulunan Hazine, diğer kamu tüzel kişileri ve gerekse kayıt malikinin mirasçıları harç, avukatlık ücreti ve diğer yargılama giderlerinden sorumlu tutulamazlar. Mahkemece davanın kabulüne karar verildikten sonra davalıların yargılama giderlerinden sorumlu tutulması doğru olmamıştır. Ne var ki bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün 1086 sayılı HUMK'un 438/7. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanması yoluna gidilmiştir. SONUÇ: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ...'nin sair temyiz itirazlarının reddine; 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ...'nin temyiz itirazlarının kabulüne, yerel mahkeme hükmünün 3. paragrafında yer alan “7.823,03 TL'nin davalılardan alınarak hazineye irat kaydına” ifadelerinin hüküm fıkrasından çıkartılmasına, yerine “7.823,03 TL'nin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına” ifadesinin yazılmasına, 4. ve 5. paragrafının hüküm fıkrasından çıkartılmasına, yerine “Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına” ifadesinin yazılmasına, hükmün 6100 sayılı HMK'nın geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 438/7. fıkrası gereğince DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin alınan harcın yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.11.2022 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

K A R Ş I O Y 1- 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının; a) “Mülkiyet hakkı” kenar başlıklı 35. maddesinde; “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”, b) “Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma” kenar başlıklı 90. maddesinin son fıkrasında, “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”, 2- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin; Sözleşmenin mülkiyet hakkına yönelik 1 no’lu ek protokolün 1. maddesinde, her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı bulunduğu; bir kimsenin, ancak kamu yararı sebebiyle ve kanunda öngörülen şartlara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabileceği belirtilmiştir. 3- 3402 sayılı Kadastro Kanununun; “Amaç” kenar başlıklı 1. maddesinde; “Bu Kanunun amacı, ülke koordinat sistemine göre memleketin kadastral veya topoğrafik kadastral haritasına dayalı olarak taşınmaz malların sınırlarını arazi ve harita üzerinde belirterek hukukî durumlarını tespit etmek suretiyle 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun öngördüğü tapu sicilini kurmak, mekânsal bilgi sisteminin alt yapısını oluşturmaktır.”, hükmüne yer verilmiştir. Kadastro Kanunu uyarınca ilk tesis kadastrosu yapılan, ülke koordinat sistemine göre memleketin kadastral veya topoğrafik kadastral haritasına dayalı olarak arazi ve harita üzerinde sınırları ile kime ait olduğu konusunda hukukî durumları tespit edilen bir taşınmazın, malikinin tapu kütüğünden anlaşılamadığı gerekçesiyle, tapu kaydı iptal edilerek yirmi yıl süreyle malik sıfatıyla zilyetliği altında bulundurduğu iddia olunan kişi adına tapu kütüğüne tesciline karar verilmesi, hükümlerinin niteliği ve öngördüğü sonuçlar nedeniyle, bir tasfiye kanunu niteliğindeki Kadastro Kanunu ile bağdaşmaz. Kadastro Kanununun 12. maddesinin dördüncü fıkrasında, kadastrosu tamamlanan çalışma alanı içerisinde kalan eski tapu kayıtlarının, işleme tâbi kayıt niteliğini kaybedeceği; bu kayıtlara dayanılarak kadastro ve tapu sicil müdürlüklerinde işlem yapılamayacağı belirtilmiştir. 743 sayılı Kanunu Medeninin 639. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, “Tapu sicilinde maliki kim olduğu anlaşılamayan veya 20 sene evvel vefat etmiş yahut gaipliğine hüküm verilmiş bir kimsenin uhdesinde mukayyet olan bir gayrimenkulü aynı şerait altında yedinde bulunduran kimse dahi o gayrimenkulün, mülkü olmak üzere tescilini talep edebilir.” hükmü uyarınca, ilk tesis kadastrosu yapılmayan, eski tapu kayıtlarına göre işlem gören tapulu taşınmazların, zilyetlikle mülk edinilmesi mümkün ise de, ülke koordinat sistemine göre memleketin kadastral veya topoğrafik kadastral haritasına dayalı olarak sınırları arazi ve harita üzerinde belirlenen, malikinin kim olduğu da yazılmak suretiyle hukukî durumları tespit edilen tapulu bir taşınmazın, hâla zilyetlikle mülk edinilebileceğini söyleyebilmek veya bu nitelikteki tapulu taşınmaz malikleri aleyhine kanunları yorumlamak, yukarıda yer verilen Anayasa ve uluslararası insan hakları sözleşmesi hükümlerini görmezden gelmeyi ifade eder. Mahkemece, dava konusu taşınmazın kesinleşen kadastro işlemi ile Mustafa oğlu İbrahim Demirel adına kayıtlı bulunduğu, kayıt malikinin 15.01.1951 tarihinde öldüğü, davanın dayanağı olan davanın 4721 sayılı Kanunun 713. maddesinin 2. fıkrasındaki ibarenin Anayasa Mahkemesince iptaline karar verildiği belirlenmiş ise de tapu kayıt malikinin ölü oduğu, davacının 20 yılı aşkın zilyetliği bulunduğu gerekçe gösterilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. Dava konusu taşınmaz tapuda kayıtlı olup maliki belirlidir. Tapuda malik olarak görünen kişi ölmüş ise 4721 sayılı Kanunun "Taşınmaz mülkiyetin kazanılması” kenar başlıklı 705. maddenin ikinci fıkrası uyarınca, mirasta mülkiyet tescilden önce kazanılacağından kayden malik olan kişinin mirasçıları, dava konusu taşınmazın mülkiyetini, murislerinin ölümü tarihinde, kanun gereğince tescilsiz olarak kazanmış olacaktır. Dairemizin 30.03.2022 tarih ve 2021/3622 Esas, 2022/2452 Karar sayılı bozma ilamında ayrıntılı ve uzun gerekçelerle ifade edildiği üzere, davanın kabulüne ilişkin yerel mahkeme kararı hukuka aykırı olup bozulması görüşünde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun onama kararına katılamıyoruz.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2022/6195, K. 2022/7098, T. 22.11.2022, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2022-6195-e-2022-7098-k-be4fa7e3b093