Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2022/5217 E. 2023/6113 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/5217
- Karar No
- 2023/6113
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/315 E., 2021/327 K. KARAR : Davanın reddine Taraflar arasında görülen ecrimisil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay 8. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; 1221 ada 192 parselde kayıtlı ... Cad. No:12 adresinde bulunan 3 bloktan oluşan ... PARK Bloklarının yöneticiliğini yaptığını, B3 blok 12 nci kat 383 ve 384 tapu (379 ve 380 kapı numaralı) ofislerin davalı ...'a ait olduğunu, diğer davalı şirketin ise bu ofiste kiracı olduğunu, davalının ... olmadığı halde Mart 2007 tarihinde koridora ait olan 15,22 m² alanı kapatıp ofisine kattığını belirterek davalının haksız olarak kullandığı koridorun 01.01.2008 tarihinden 31.12.2012 tarihine kadar her takvim yılı başında aylık işgal tazminatı bedeline %5 artış yapılmak ve her ay ödenmesi gereken tarihten dava tarihine kadar geçen sürede işleyecek yasal faizi ile birlikte 01.01.2008 tarihinden 31.12.2012 tarihine kadar geçen sürede tahakkuk eden toplam haksız işgal tazminatı bedelinden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 26.000,00 TL'nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacının talep ve davasının Kat Mülkiyeti Kanununa dayandığını, HMK'nın 4/1-ç maddesi ile Kat Mülkiyeti Kanununun Ek-I maddesi gereğince, Kat Mülkiyetinden doğan davaların, Sulh Hukuk Mahkemesinin görev alanına girdiğini, bu nedenle, davanın esasına girilmeden, görev nedeniyle reddine karar verilmesini, davacı tarafından, aynı dönemlere ait ecrimisil talebiyle müvekkilleri aleyhine daha önce de dava açılmış olup, işbu davanın, Bakırköy 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/819 Esas sayılı dosyası ile görüldüğünü, derdestlik olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 08.05.2014 tarihli ve 2013/822 Esas, 2014-384 Karar sayılı kararı ile dava konusu koridorun kendi bağımsız bölümüne dahil edilmiş olduğu varsayılsa dahi, kiraya verilmesi, gelir getirmesi ilgililerin muvafakati olsa bile hukuken mümkün olmayacağından bu gibi yerlere ilişkin ecrimisil talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkemenin 08.05.2014 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 12.11.2018 tarihli ve 2018/11406 Esas, 2018/18519 Karar sayılı kararıyla, aynı taraflar arasında görülen Bakırköy 6. Sulh Hukuk Mahkemesi 2011/819 Esas, 2013/811 Karar sayılı davanın kısmen kabulüne dair verilen karar; koridor özel amaca tahsisli ortak kullanım alanı sayıldığından ecrimisil istenemeyeceği gerekçesiyle Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin, 2013/20170 Esas ve 2014/3828 Karar sayılı ilam ile bozulmuş ise de, davalılar tarafından tecavüz devam ettikçe oluşan durum yeni dava sebebi olacağından kesin hüküm niteliğinde değildir. Mahkemece davacının kat malikleri kurulundan dava açmak için yetki alıp almadığı araştırılmadan, dava konusu taşınmaz başında uzman bilirkişiler refakatinde keşif yapılarak hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporu alınmadan yazılı şekilde karar verilmiş olmasının doğru görülmediği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile eldeki davanın, taşınmazda koridorun kapatılıp kullanılması sebebiyle ecrimisil talebine ilişkin olduğu, tarafların kabulünde olduğu ve bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere el atıldığı iddia edilen yerin ortak alan mahiyetinde 15,22 m2 miktarlı koridor vasıflı alan olduğu, ortak amaçlara tahsis edilmiş olan yerlerin herhangi bir gelir getirmesi ve tüm kat maliklerinin oybirliğiyle karar alması halinde dahi kiraya verilmesi mümkün olmadığından, bu gibi yerlerin işgali sebebiyle ecrimisil istenemeyeceği, eldeki davada da davaya konu edilen ortak kullanım alanı olan koridor yönünden ecrimisil talebinde bulunulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu alanın tüm kat maliklerinin ortak kullanıma ait olduğu ancak davalı tarafından tek başına kullanılarak sebepsiz zenginleştiğini, ecrimisilin bir kira alacağı olmayıp haksız ve kötüniyetli kullanım neticesinde istenebilecek bir tazminat türü olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık ecrimisil istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası. 2. Ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; "fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması ve haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği" vurgulanmıştır. Buna göre ecrimisil istemlerinde işgalin, haksız eylem niteliğinde olduğu ve tazminat istemleri için işgalin haklı bir nedene dayanmaması gerektiği dikkate alınmalıdır. (YHGK'nun 25.02.2004 gün ve 2004/1-120-96 sayılı kararı) 3. Değerlendirme 1. Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı, yerel mahkemenin kararında isabetli bir şekilde belirtildiği üzere, ortak amaca tahsis edilmiş olan koridor vasıflı yere haksız el atılması nedeniyle ecrimisil istenemez, amaca uygun kullanımın sağlanması için haksız el atmanın önlenmesinin talep edilebileceği anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 1086 sayılı Kanunu'nun 440 ıncı maddesinin 3 üncü fıkrasının 1, 2, 3 ve 4 üncü bentleri gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,11.12.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Davacı vekili; müvekkili şirketin, Bakırköy, ... Mahallesi, 1221 ada 192 parselde kain 3 Bloktan oluşan ... Park bloklarının yöneticiliğini yaptığı, B3 Blok 12. Kat 379 ve 380 kapı numaralı ofislerin davalı ...'a ait olduğu, diğer davalı ... San. Ltd. Şti.'nin ise bu ofiste kiracı olduğu, davalının, ... olmadığı halde Mart 2007 tarihinde koridora ait olan 15,22 m2 alanı kapatarak ofisine kattığı, bunun üzerine Bakırköy 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/819 Esas sayılı dava dosyası ile koridora yapılan müdahalenin önlenmesi, yapının kaldırılarak eski hale getirilmesi ve 2007 yılı Nisan ayından 2007 Aralık ayı sonuna kadar geçen süreye ilişkin işgal tazminatı talepli dava açtıkları, davanın derdest olduğu, davalının koridorda 15,22 m2 alanı işgal ettiğinin sabit olduğu, bu nedenle 01.01.2008 tarihinden 31.12.2012 tarihine kadar geçen süreye ilişkin haksız işgal tazminatının tahsili için dava açma zorunluluğunun doğduğundan bahisle, 26.000 TL'nin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili davanın reddini savunmuştur. Bakırköy 6. Sulh Mahkemesinin 08.05.2014 tarih 2013/822 Esas 2014/384 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiş, kararın gerekçesinde, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 04.03.2013 tarihli ve 2013/20170 Esas, 2014/3828 Karar sayılı emsal nitelikteki kararının da dikkate alındığı belirtilmiştir. Vaki temyiz üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 12.11.2018 tarih 2018/11406 Esas 2018/8519 Karar sayılı kararında; davalılar tarafından tecavüz devam ettiği müddetçe oluşan yeni durum nedeniyle Yargıtay 18. Hukuk Dairesince verilen 2013/20170 Esas, 2014/3828 Karar sayılı ilamının kesin hüküm niteliği taşımayacağı, bu nedenle mahkemece; davacının dava açmak için kat maliklerinden yetki alıp almadığı araştırılmadan, dava konusu taşınmaz başında uzman bilirkişi ile keşif yapılarak hüküm kurmaya elverişli rapor alınmadan yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediğinden bahisle mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiş, Bakırköy 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 02.04.2019 tarihli oturumunda bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir. Bozma kararına uyulmasından sonra Bakırköy 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 19.11.2019 tarihli ve 2019/18 Esas, 2019/1639 Karar sayılı kararı ile, görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiş, Asliye Hukuk Mahkemesi ile olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğundan, görev uyuşmazlığının çözümü için dosyanın Yargıtay ilgili hukuk dairesine gönderilmesine karar verilmiştir. Görev incelemesini yapan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 12.03.2020 tarihli ve 2020/848 Esas, 2020/1359 Karar sayılı kararında "(...) Somut olayda davacı, dava konusu taşınmazın B3 blok 12. katında davalının koridora ait 15,22 m2’lik bölümü haksız yere duvarla çevirerek kendi ofisine kattığını, davalı aleyhine daha önce elatmanın önlenmesi, 2007 yılının Nisan - Aralık aylarına ilişkin ecrimisil talep ettiklerini belirterek bu kez 01.01.2008-31.12.2012 tarihleri için ecrimisil talep etmiştir. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun Ek-1 nci maddesinde, bu Kanunun uygulanmasından doğacak her türlü anlaşmazlığın Sulh Hukuk Mahkemesinde çözümleneceği hükme bağlanmış olup ecrimisil davası Kat Mülkiyeti Kanunu'nun uygulanmasından kaynaklanmadığından; anılan Kanun maddesinin bu istem yönünden uygulama imkanı bulunmamaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 2 nci maddesine göre, dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesidir. Ecrimisil istemi de malvarlığı haklarına ilişkin olduğundan, davanın bu niteliğine göre davaya bakma görevi Asliye Hukuk Mahkemesine ait olduğuna göre, uyuşmazlığın çözümünde asliye hukuk mahkemesi görevlidir..." şeklindeki gerekçesi ile, Asliye Hukuk Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlenmesine karar verilmiştir. Yargılama sırasında yapılan keşif, keşif tutanağı ve bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde; davalı şirketin, Kat Mülkiyetine tabi bulunan taşınmazda, ortak alan olan koridoru kapatarak diğer kat maliklerinin kullanımını engellediği sabittir. Buna rağmen, görevsizlik üzerine karar veren Bakırköy 6. Asliye Hukuk Mahkemesi 02.12.2019 tarih 2018/500 Esas 2019/577 Karar sayılı kararında " (...) Kat Mülkiyeti Kanunu uygulamasında, ortak amaçlara tahsis edilmiş olan yerlerin herhangi bir gelir getirmesi ve tüm kat maliklerinin oy birliği ile karar alması halinde dahi kiraya verilmesi mümkün olmadığından, bu gibi yerlerin işgali sebebiyle ecrimisil istenemez. Somut olayda dava davaya konu edilen ortak kullanım alanı olan koridor özel amaca tahsisli ortak yerlerden sayıldığından, ecrimisle yönelik davanın Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 2013/20170 Esas, 2014/3828 Karar sayılı ve Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 2018/3367 Esas, 2019/1814 Karar sayılı kararları doğrultusunda reddine karar verilmesi gerekmiş...." şeklindeki gerekçesi ile davanın reddine karar vermiş, bu karar Dairemizin 11/12/2023 tarih 2022/5217 Esas, 2023/6113 Karar sayılı kararı ile ve çoğunluk görüşü ile onanmıştır. Ancak; görev incelemesini yapan Yargıtay 20. Hukuk Dairesi yukarıda özetlenen kararında, taraflar arasındaki ihtilafın Kat Mülkiyeti hükümlerine göre değil, genel hükümlere göre çözümlenmesi gerektiğine vurgu yaparak, Kat Mülkiyeti Kanunun'dan kaynaklanan ihtilaflarda görevli mahkeme olan Sulh Hukuk Mahkemesi'nin değil, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğuna hükmetmiştir. Buna rağmen, temyize konu İlk Derece Mahkemesince Kat Mülkiyeti Kanunu'na atıfta bulunularak davayı reddetmesi ve kararın Dairemizce de onanması çelişkidir; Zira, 20. Hukuk Dairesi, taraflar arasındaki ihtilafta Kat Mülkiyeti Kanunu'nun uyulanamayacağından söz ederek görevli Mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemesi değil, Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna hükmetmiş, ancak işin esasını inceleyen Asliye Hukuk Mahkemesi ise, davayı Kat Mülkiyeti Kanunu'na dayanarak reddetmiştir. Bu durumda, 20. Hukuk Dairesinin görev bozması da anlamını yitirmiştir. Keza; ilk temyiz incelemesini yapan Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 12.11.2018 tarihli ve 2018/11406 Esas, 2018/8519 Karar sayılı yukarıda özetlenen bozma kararında, eksik hususların tamamlanması için İlk Derece Mahkemesinin davanın reddine yönelik kararını bozmuş, bozma kararına İlk Derece Mahkemesince de uyularak, bozma kararındaki eksiklikler giderilmiştir. Bu bozma kararı davacının lehine olup, İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyulmakla davacı lehine usuli kazanılmış hak oluşmuştur. Bu bozma gerekçesi gözardı edilerek davanın reddine karar verilmesi ve bu red kararının onanması usuli kazanılmış hakkın korunması gerektiğine ilişkin Yargıtay'ın yerleşik kararlarında da aykırıdır. İkinci olarak; İlk Derece Mahkemesince, Kat Mülkiyetine tâbi taşınmazlarda ortak alanların kiraya verilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, davanın tarafları arasında bir kira ilişkisi bulunmadığı gibi, tarafların da böyle bir iddiası ya da savunması da bulunmamaktadır. Davanın konusunu, ortak alana haksız el atmadan kaynaklanan ecrimisil talebi oluşturmaktadır. 20. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararında da belirtildiği gibi, ihtilafın genel hükümlere göre çözümlenmesi, davalının haksız el atması sabit olduğuna göre, haksız el atmadan kaynaklanan ecrimisile de hükmedilmesi gerekir. Dairemizin onama kararının gerekçesinde 08/03/1950 tarih 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına da atıf yapılarak; "(...) Fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması ve haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği" vurgulanmıştır. Buna göre ecrimisil istemlerinde işgalin, haksız eylem niteliğinde olduğu ve tazminat istemleri için işgalin haklı bir nedene dayanmaması gerektiği dikkate alınmalıdır. (YHGK'nun 25.02.2004 gün ve 2004/1-120-96 sayılı kararı)" denilmiştir. Davalının ortak alana el atması haksız eylem niteliğinde olduğuna, taraflar arasında bir kira ilişkisi bulunmadığına ve tarafların böyle bir iddia ya da savunması da olmadığına göre, bu içtihatlar doğrultusunda ecrimisile hükmedilmemesi kendi içerisinde bir çelişki oluşturmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 19.03.2014 tarihli ve 2013/3-752 Esas, 2014/334 Karar sayılı kararında; projesinde ortak kullanım alanı olan sığınağı bodrum katla birlikte ekonomik amaçla kullanan kişinin haksız işgal tazminatı ödemesi gerektiğine hükmederek, aksi yöndeki İlk Derece Mahkemesinin direnme kararını bozmuştur. Hukuk Genel Kurulu'nun emsal nitelikteki bu kararına ve 8. Hukuk Dairesinin bozma kararına rağmen davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın da onanması, hukuk güvenliğini ve mahkeme kararlarının öngörülebilirliğini ortadan kaldırmaktadır. Karar bu hali ile ortak alana el atan, yani İçtihadı Birleştirme Kararına göre haksız fiil ikame eden kat malikini ya da üçüncü kişiyi koruyucu nitelikte emsal bir karar oluşturmaktadır. Açıkladığım bu gerekçelerle davacı vekilinin temyiz talebinin kabulüne, İlk Derece Mahkemesinin red kararının davacı lehine bozulmasına karar verilmesi gerektiği kanaatiyle, sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşüne katılmıyorum.