Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/3901 E. 2013/11410 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2013/3901
Karar No
2013/11410
Karar Tarihi

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine, 2-Davacı, davalı işyerinde sürekli fazla çalışma yaptırılması, hak ettiği ücretlerin ödenmemesi nedeniyle iş akdini haklı nedenle feshettiğinden bahisle alacaklarının ödetilmesini istemiştir. Davalı, davacının devamsızlığı nedeniyle iş akdinin haklı nedenle feshedildiğinden bahisle kıdem ve ihbar tazminatı talep edemeyeceğini diğer alacaklarının ödendiğini savunarak, davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, davacının davasının kabulü ile işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmiştir. Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliğini” ortadan kaldırır. Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir. Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkâr olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir. Hemen belirtmelidir ki, gerek İş Kanununda, gerekse Borçlar Kanununda, kıdem ve ihbar tazminatı alacakları için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. 4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgi olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacaklarının, Borçlar Kanununun 126/1 maddesi uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabi olacağı tartışmasız öğreti ve uygulama tarafından kabul edilmiştir. İşverence işçiye fazladan ödenen ücret ve ücret eklerinin geri alınmasında da uyuşmazlığın temelinde sözleşme ilişkisi olmakla zamanaşımı süresi beş yıl olarak uygulanmalıdır 1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz. Somut olayda; davalı, bilirkişi raporuna karşı beyanda bulunurken zamanaşımı savunmasında da bulunmuş ıslah dilekçesinin tebliğinden sonra duruşmada bilirkişi raporuna karşı yazılı itirazlarını tekrar ettiğini bildirmiştir. Bu durum karşısında davacı tarafından ıslahla artırılan miktara karşı süresi içinde zamanaşımı itirazı varsayılır. Mahkemece ıslaha karşı yapılan zamanaşımı defi gözönüne alınarak bir karar verilmesi gerekir. Ayrıca mahkemece davacının Ekim 2011 ayına ait, 837,00TL ücret alacağının ödenmediğinin kabulü ile ücret alacağına hükmedilmiş ise de ücret bordrosunda işveren tarafından 770,72TL avans ödenmesi nedeniyle o ayki ücretinden mahsup edildiği görülmektedir. Davacı asil isticvap edilerek işverenin avansa konu alacağı olup olmadığı sorulmalı, gerekirse işverenin hesapları ve belgeleri incelenerek ücret alacağı konusunda bir karar verilmesi gerekirken bu hususular değerlendirilmeden hüküm kurulması da hatalı olmuştur. O halde davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır. SONUÇ:Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 17.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/3901, K. 2013/11410, T. 17.06.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2013-3901-e-2013-11410-k-82bc193c6553