Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/3841 E. 2013/9884 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2013/3841
Karar No
2013/9884
Karar Tarihi

Mahkemesi :İş Mahkemesi Dava Türü : Alacak

YARGITAY İLAMI

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine, 2-Davacı, iş akidinin işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatı ile izin ücreti, fazla mesai ve genel tatil ve bayram ücreti alacağının ödetilmesini istemiştir. Davalılar iş adinin devamsızlık nedeniyle haklı olarak feshedildiğini ve tüm alacaklarının ödendiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile kıdem ve ihbar tazminatı ile işçilik alacaklarının ödenmesine karar verilmiştir. Taraflar arasında, iş ilişkisinin işçinin istifası ile sona erip ermediği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Genel olarak iş sözleşmesini fesih hakkı, karşı tarafa yöneltilmesi gereken tek taraflı bir irade beyanı ile iş sözleşmesini derhal veya belirli bir sürenin geçmesiyle ortadan kaldırabilme yetkisi veren, bozucu yenilik doğuran bir haktır. İşçinin haklı nedenle iş sözleşmesini derhal feshi 4857 sayılı İş Kanununun 24 üncü maddesinde düzenlenmiştir. İşçinin önelli fesih bildiriminin normatif düzenlemesi ise aynı yasanın 17 nci maddesinde ele alınmıştır. Bunun dışında Yasada işçinin istifası özel olarak düzenlenmiş değildir. İşçinin emeğinin karşılığı olan ücret işçi için en önemli hak, işveren için en temel borçtur. 4857 sayılı İş Kanununun 32 nci maddesinin dördüncü fıkrasında, ücretin en geç ayda bir ödeneceği kurala bağlanmıştır. 5953 sayılı Basın İş Kanununun 14 üncü maddesinin aksine, 4857 sayılı Yasada ücretin peşin ödeneceği yönünde bir hüküm bulunmamaktadır. Buna göre, aksi bireysel ya da toplu iş sözleşmesinde kararlaştırılmadığı sürece işçinin ücreti bir ay çalışıldıktan sora ödenmelidir. Ücreti ödenmeyen işçinin, bu ücretini işverenden dava ya da icra takibi gibi yasal yollardan talep etmesi mümkündür. 1475 sayılı Yasa döneminde, toplu olarak hareket etmemek ve kanun dışı grev kapsamında sayılmamak kaydıyla 818 Sayılı Borçlar Kanununun 81 inci maddesi uyarınca ücreti ödeninceye kadar iş görme edimini ifa etmekten, yani çalışmaktan kaçınabileceği kabul edilmekteydi. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 97 inci maddesinde de benzer bir düzenleme yer almaktadır. 4857 sayılı İş Kanununda ise ücret daha fazla güvence altına alınmış ve işçi ücretinin yirmi gün içinde ödenmemesi durumunda, işçinin iş görme edimini yerine getirmekten kaçınabileceği açıkça düzenlenmiş, toplu bir nitelik kazanması halinde dahi bunun kanun dışı grev sayılamayacağı kurala bağlanmıştır. Ücreti ödenmeyen işçinin alacağı konusunda takibe geçmesi ya da ücreti ödeninceye kadar iş görme edimini yerine getirmekten kaçınması, iş ilişkisinin devamında bazı sorunlara yol açabilir. Bu bakımdan, işverenle bir çekişme içine girmek istemeyen işçinin, haklı nedene dayanarak iş sözleşmesini feshetme hakkı da bulunmaktadır. Ücretin hiç ya da bir kısmının ödenmemiş olması bu konuda önemsizdir. Ücretin ödenmediğinden söz edebilmek için işçinin yasa ya da sözleşme ile belirlenen ücret ödenme döneminin gelmiş olması ve işçinin bu ücrete hak kazanması gerekir 4857 sayılı İş Kanununun 24 üncü maddesinin (II) numaralı bendinin (e) alt bendinde sözü edilen ücret, geniş anlamda ücret olarak değerlendirilmelidir. İkramiye, prim, yakacak yardımı, giyecek yardımı, fazla mesai, hafta tatili, genel tatil gibi alacakların ödenmemesi durumunda da işçinin haklı fesih imkânı bulunmaktadır . İşçinin ücretinin işverenin içine düştüğü ödeme güçlüğü nedeniyle ödenememiş olmasının sonuca bir etkisi yoktur. İşçinin, ücretinin bir kısmını Yasanın 33 üncü maddesinde öngörülen ücret garanti fonundan alabilecek olması da işçinin fesih hakkını ortadan kaldırmaz. Bireysel veya toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan aynî yardımların yerine getirilmemesi de (erzak ve kömür yardımı gibi) bu madde kapsamında değerlendirilmeli ve işçinin “haklı fesih” hakkı bulunduğu kabul edilmelidir. İşçinin sigorta primlerinin hiç yatırılmaması veya eksik bildirilmesi, sosyal güvenlik hakkını ilgilendiren bir durum olsa da Dairemizin 1475 sayılı Yasa döneminde istikrar kazanmış olan görüşü, 4857 sayılı İş Kanunu döneminde de devam etmekte olup, sigorta primlerinin hiç yatırılmaması, eksik yatırılması veya düşük ücretten yatırılması hallerinde de işçinin haklı fesih imkânı vardır Somut olayda, davacı, iş akdinin işveren tarafından haksız olarak feshedildiği iddia edilmiş ise de dosyadaki bilgi ve belgelerden, işveren tarafından davacının iş akdinin feshini gerektirecek bir durumun varlığı anlaşılamamaktadır. Ayrıca, davalı tanığı Muhittin Kendirci’nin beyanında davacının elinde SGK’dan alınmış ve emeklilik konusunda düzenlenmiş bir belge ile işyerine geldiği, daha sonra belgeyi vermeden ama emeklilik konusunda tanıkla konuştuktan sonra “ben bir avukatımla konuşayım” diyerek işyerine girmeden çekip gittiği ve bir daha da işe gelmediği, bu durumda davacının işe gitmemek suretiyle iş akdini eylemli olarak feshettiği ancak yapılan yargılama sonunda davacının fazla mesai ve diğer işçilik alacaklarının hüküm altına alınmış olmasına göre davacının ödenmemiş işçilik alacakları bulunduğundan işçinin iş akdini feshinin haklı nedenle yapılmış olmasına göre davacının kıdem tazminatına hak kazanmakla birlikte ihbar tazminatını talep edemeyeceği kabulü ile ihbar tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece kabulüne karar verilmiş olması hatalı olmuştur. Dosyaya sunulan bordrolarda yıllık izin ücretlerinin tahakkuk ettirilmesine rağmen davacının ücretinin ödendiği banka hesap ekstresi getirtilip bu tahakkuk ettirilen miktarların ödenip ödenmediği kontrol edilmeksizin sırf imzasız olmaları nedeniyle nazara almadan hesaplama yapan bilirkişi raporunun hükme esas alınarak, ödemeler bankadan sorulmadan kabulüne karar verilmesi, ayrıca her ne kadar bilirkişi tarafından ücret bordrolarında fazla mesai ücreti tahakkuku yoktur deniyorsa da 2007 yılı Ekim, Kasım ve Aralık, 2008 yılı Ocak, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım, 2009 yılı Kasım ve 2010 yılı Şubat aylarında fazla mesai tahakkuku yapıldığının görülmesi karşısında tahakkuku yapılan bu alacakların ödenip ödenmediğinin belirlenmesi için banka kayıtları getirtilerek bordroda tahakkuk eden miktar ile bankaya yatan miktarın birbiri ile uyuşup uyuşmadığını belirlendikten sonra bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olmuştur. O halde davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine 27.5.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/3841, K. 2013/9884, T. 27.05.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2013-3841-e-2013-9884-k-c0c4dba55a73