Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/15364 E. 2013/21814 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2013/15364
Karar No
2013/21814
Karar Tarihi

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine. 2-Davacı vekili, davacının davalı sitede güvenlik görevlisi ve kapıcı olarak 01.01.2002-24.08.2008 tarihleri arasında çalıştığını, çalıştığı yıllar boyunca ücretini alamadığını, alacaklarının ödenmesini talep ettiğinde 10.10.2008 tarihli ihtarname ile haksız olarak işten çıkarıldığını ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık ücretli izin ve ücret alacaklarının tahsilini istemiştir. Davalı vekili, davanın husumetten reddi gerektiğini, yönetimin değiştiğini, muhatabın ise eski yönetim olduğunu, eski yönetimden yeni yönetime hiçbir şekilde belge iletilmediğini, bu nedenle hukuki işlem başlattıklarını, davacının 24.08.2008 tarihine kadar Sevenler Sitesi'nde eski yönetici nezdinde kapıcılık yaptığını, yeni yöneticiyle çalışmadığını, çalıştığı süreler için ücretlerin ödendiğini, ödenmediği iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, işi kendisinin bırakmasından dolayı ihbar ve kıdem tazminatı talep edemeyeceğini, yıllık izinlerin kullandırıldığını belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, ispat yükü üzerinde bulunan davalı işverenin, iş sözleşmesinin kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde sona erdirildiğini, ücret alacağının ödendiğini ve yıllık izinlerin kullandırıldığını ya da karşılığının ödendiğini kanıtlayamadığı gerekçesiyle bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasında davacının ücret alacağının ve kullandırılmayan yıllık izinlerinin bulunup bulunmadığı konularında uyuşmazlık bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu'nda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir. Ücretin ödendiğinin ispat yükü işverene aittir. İşçinin imzasını taşıyan bir ödeme belgesi yeterli ise de, para borcu olan ücretin ödendiğinin tanıkla ispatı mümkün değildir. Bu konuda ispat yükü üzerinde olan işveren, işçiye yemin teklif edebilir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 59 ncu maddesinde, iş sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesi halinde, işçiye kullandırılmayan yıllık izin sürelerine ait ücretlerin son ücret üzerinden ödeneceği hükme bağlanmıştır. Yıllık izin hakkının ücrete dönüşmesi için iş sözleşmesinin feshi şarttır. Bu noktada, sözleşmenin sona erme şeklinin ve haklı nedene dayanıp dayanmadığının önemi bulunmamaktadır. İşçinin işe iade davası açması durumunda, izin ücretinin talep edilip edilemeyeceği davanın sonucuna göre belirlenmelidir. Gerçekten işçinin dava sonucu işe başlatılması durumunda, önceki fesih ortadan kalkmış olmakla ve iş ilişkisi devam ettiğinde 4857 sayılı Yasa'nın 59 ncu maddesi uyarınca izin ücreti istenemez. İşçinin işe başvurusuna rağmen yasal bir aylık işe başlatma süresi içinde işe alınmaması halinde ise, işe başlatmama anı fesih tarihi olarak kabul edildiğinden, izin alacağı bu tarihte muaccel olur. Yıllık izinlerin kullandırıldığı noktasında ispat yükü işverene aittir. İşveren yıllık izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya eşdeğer bir belge ile kanıtlamalıdır. Bu konuda ispat yükü üzerinde olan işveren, işçiye yemin teklif edebilir. Aktin feshi halinde kullanılmayan yıllık izin sürelerine ait ücret, işçinin kendisine veya hak sahiplerine ödenir. Böylece, iş sözleşmesinin feshinde kullanılmayan yıllık ücretli izin hakkı izin alacağına dönüşür. Bu nedenle zamanaşımı da iş sözleşmesinin feshinden itibaren işlemeye başlar. 4857 sayılı Kanun'un 54 ncü maddesinde, yıllık ücretli izine hak kazanmak için gerekli sürenin hesabında, işçinin aynı işverenin bir veya çeşitli işyerlerinde çalıştığı sürelerin birleştirilerek gözönüne alınacağı hükme bağlanmıştır. Bu durumda, işçinin daha önce aynı işverenin bir ya da değişik işyerlerinde geçen hizmetlerinin yıllık izne hak kazanma ve izin süreleri hesabı yönlerinden dikkate alınması gerekir. Kamu kurum ve kuruluşlarında geçen hizmetlerin de aynı gerekçeyle izin hesabı yönünden birleştirilmesi zorunludur. Bununla birlikte, işçiye önceki feshe bağlı olarak kullanmadığı izin ücretleri tam olarak ödenmişse, bu dönemin sonraki çalışma sürelerine eklenerek izin hesabı mümkün değildir. Önceki çalışma döneminde izin kullandırılmak veya fesihte karşılığı ödenmek suretiyle tasfiye edilmeyen çalışma süreleri, aynı işverenin bir ya da değişik işyerlerindeki çalışmalara eklenir. İşçinin aralıklı olarak aynı işverene ait işyerinde çalışması halinde, önceki dönemin kıdem tazminatı ödenerek feshedilmiş olması, izin yönünden sürelerin birleştirilmesine engel oluşturmaz. Yine, önceki çalışılan sürede bir yılı doldurmadığı için izne hak kazanılmayan süreler de, işçinin aynı işverene ait işyeri ya da işyerlerindeki sonraki çalışmalarına eklenerek yıllık izin hakkı belirlenmelidir. Yıllık izin, özde bir dinlenme hakkı olup, aralıklı çalışmalarda önceki dönem zamanaşımına uğramaz. İş sözleşmesinin işverence feshedilmesi halinde, 4857 sayılı Kanun'un 17 nci maddesinde belirtilen yasal ya da arttırılmış bildirim önelleri ile 27 nci madde uyarınca işçiye verilmesi gereken iş arama izinleri, yıllık ücretli izin süreleri ile iç içe giremez. Kanundaki bu düzenleme karşısında, işçi tarafından ihbar önelli fesih halinde bildirim öneli ile yıllık izin süresinin iç içe girebileceği kabul edilmelidir. Kanunda, iş sözleşmesinin feshinde ödenmesi gereken izin ücreti için kesin bir ödeme günü belirlenmiş değildir. Yasada, sözleşmenin feshi anı yıllık ücretli izin hakkının ücrete dönüşmesi, bir başka anlatımla izin ücretine hak kazanma zamanı olarak kabul edilmiştir. İş sözleşmesinin feshedildiği tarihte izin ücreti muaccel olur, ancak faiz başlangıcı bakımından işverenin ayrıca temerrüde düşürülmesi gerekir. Dairemizce, iş sözleşmesinin feshinde ödenmesi gereken izin ücreti, geniş anlamda ücret içinde değerlendirilmemiş ve İş Kanunu'nun 34 ncü maddesinde sözü edilen bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faize karar verilemeyeceği kabul edilmiştir. Sözleşmenin feshi üzerine ödenmesi gereken izin ücretinden taktiri indirim yapılması doğru değildir. İşe iade davası sonunda işçinin işe başlatılmadığı tarihte iş sözleşmesi feshedilmiş sayıldığından, izin ücreti hesabında işçinin işe başlatılmadığı tarihte alması gereken ücret dikkate alınmalıdır. İşverenin işçiyi işe başlatması durumunda, iş ilişkisi kesintisiz devam ettiğinden, kullandırılmayan izin ücretine de hak kazanılması söz konusu olmaz. Daha önce işçiye kullandırılmayan izinler karşılığı olarak ödenmiş olan izin ücretleri de işverence geri istenebilir. 4857 sayılı Yasa'nın 53 ncü maddesinde işçinin yıllık ücretli izin hakkından vazgeçemeyeceği kurala bağlandığına göre, işçinin daha önce ödenen izin ücretinin, işe iade sonunda işçinin işe başlaması halinde işçinin kullanmadığı izin hakkına sayılması da doğru olmaz. Yıllık izin hakkı Anayasal temeli olan bir dinlenme hakkı olup, işçinin iş sözleşmesinin devamı sırasında ücrete dönüşmez ve bu haktan vazgeçilemez. İşçinin iş sözleşmesinin devamı süresinde kullanmadığı yıllık izinlere ait ücreti istemesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin iş sözleşmesinin devamı sırasında izin hakkının bulunduğunun tespitini istemesinde hukuki menfaati vardır. Somut olayda; davacı yıllık izin ücreti ve ücret alacağı talebinde bulunmuştur. Davalı, davacıya yıllık izinlerinin kullandırıldığını, ücret alacaklarının ise ödendiğini savunmuştur. Mahkemece, davacının 5 yıllık kıdemine göre 70 gün yıllık izne hak kazandığı kabul edilerek, 70 gün üzerinden yapılan hesaplama doğrultusunda yıllık izin alacağının kabulü ile 2008 yılı Ocak ila Eylül ayları arasındaki 9 aylık ücret alacağının kabulüne karar verilmiştir. Davacının Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Antalya Bölge Müdürlüğü'ne 24/09/2008 tarihinde yaptığı başvurusunda 2003 yılından itibaren ücretini alamadığını belirttiği, davacının Antalya 17. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 10/12/2010 tarihli duruşmasında tanık olarak alınan beyanında ise, eski yönetici olan sanık ...'nun 2007 yılına kadar yönetici olarak görev yaptığını, sanığın yönetici olduğu dönemde ödenmemiş alacağının bulunmadığını beyan ettiği görülmüştür. Yine dosya kapsamından, davalı işverenin önceki yönetici ile aralarında site yönetimine ait belgelerin teslim edilmemesi nedeniyle dava bulunduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca davalı taraf delil listesinde, yemin deliline de dayanmıştır. Davacının Antalya Bölge Müdürlüğü'ndeki 2003 yılından itibaren ücretini alamadığı yönündeki iddiası ile Antalya 17. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki 2007 yılına kadar ücretlerini aldığı şeklindeki beyanı arasında bulunan açık çelişki ile site yönetimine ilişkin belgelerin eski yönetici tarafından davalı işverene teslim edilmemesi hususları birlikte değerlendirildiğinde davalının davacıya yemin teklifi ayrı bir önem arz etmektedir. Davalı vekili, yemin deliline de dayanmış olup, mahkemece, yemin teklifinin nazara alınmaması hatalıdır. Anılan sebeple, yemin teklifi gereğince, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 225 ve devamı maddeleri uyarınca işlem yapılması, neticeye göre yıllık izin ücreti ve ücret alacağı hakkında bir karar verilmesi gereklidir. Mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması bozma nedenidir. SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 11.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/15364, K. 2013/21814, T. 11.12.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2013-15364-e-2013-21814-k-604b4bfa904c