Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/14772 E. 2013/22008 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2013/14772
- Karar No
- 2013/22008
- Karar Tarihi
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi, gereği görüşüldü: Davacı, 3 aylık ücretinin kendisine ödenmemesi nedeniyle ... 19. Noterliğinin 21.07.2006 tarihli 34631 yevmiye numaralı ihtarnamesiyle davalı taraftan 3 aylık ödenmeyen ücretinin kendisine ödenmesini istediğini, davalı tarafın herhangi bir ödeme yapmadığını, davacının kalan ücret alacaklarının tahsili için Küçükçekmece 3. İcra Müdürlüğünün 2009/9625 Esas sayılı dosyası nezdinde icra takibi yoluna başvurduğunu, icra dosyasından gönderilen ödeme emrine davalı tarafça takibe ve borca itiraz edildiğini ve icra takibinin durdurulduğunu ileri sürerek itirazın iptaline ve takibin devamına karar verilmesini istemiştir. Davalı, davacının davalı yana ait hastanede bir süre çalıştığını, ancak daha sonra askerliğe gitme gerekçesiyle işten ayrıldığını, işten ayrıldığı sırada istifa dilekçesi verdiğini ve çalıştığı sürelerle ilgili olarak bütün normal ücretlerini, fazla mesai ücretini, hafta tatilini, genel ve milli bayram günlerinde yaptığı çalışmalara ait ücretini ve yıllık izin hakkını teslim aldığını, işyerinden hiçbir hak ve alacağının olmadığını beyanla ibraname imzaladığını, davacının askerliğe gitme gerekçesi ile işten ayrıldığı halde askerliğe gitmediği, hemen ardından rakip bir hastanede işe başladığını, davacının işten ayrılırken tüm hakları bakımından işyerini ibra ettiğini bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalı tarafça davacının askere gitme gerekçesi ile işten ayrıldığı, istifa dilekçesi verdiği ve çalıştığı sürelerle ilgili olarak işyerinden hiçbir hak ve alacağı olmadığına dair ibraname imzaladığı savunulmuş ise de bu savunmasını kanıtlayacak davacının imzasını taşıyan ücret bordrosu, banka kaydı veya eşdeğer yazılı bir belge sunmadığı, davacının sunulan ücret bordroları ve taraflar arasındaki sözleşme dikkate alınarak tespit edilen aylık 6.000,00 TL'den 3 aylık 18.000,00 TL ücret alacağının bulunduğu gerekçesiyle isteklerin kısmen kabulüne, Küçükçekmece 3. İcra Müdürlüğünün 2009/9625 Esas sayılı takip dosyasına itirazın kısmen iptali ile; 18.000,00 TL ücret alacağı (asıl alacak), 13.266,00 TL faiz olmak üzere toplam 31.266,00 TL üzerinden takibin devamına, asıl alacağı takip tarihinden itibaren yıllık %23 oranında faiz uygulanmasına karar verilmiştir. Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasanın 132 inci maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir. İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde öngörülmüştür. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir. İşçi ve işveren arasında işverenin borçlarının sona erdirilmesine yönelik olarak Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlülüğü öncesinde yapılan ibra sözleşmeleri yönünden geçersizlik sorunu aşağıdaki ilkeler dahilinde değerlendirilmelidir: Dairemizin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir. İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez. İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez. Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir. İbranamedeki irade fesadı hallerinin, 818 sayılı Borçlar Kanununun 31 inci maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir. Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez. İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir. Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir. Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz. Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre İbranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır. . Yine, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir. İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir. Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir (Yargıtay HGK. 27.1.2010 gün 2009/9-586 E, 2010/31 K.). Somut olayda; davalı tarafça ibranameye dayanılmış olup Mahkemece ibraname davacıya sorulmalı, ödemeye ilişkin davalı işyeri belgeleri üzerinde inceleme yapılarak sonuçlar birlikte değerlendirilip karar verilmelidir. Eksik inceleme ile karar verilmesi hatalıdır. SONUÇ:Temyiz olunan kararın, yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 12.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.