Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/13723 E. 2013/21187 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2013/13723
- Karar No
- 2013/21187
- Karar Tarihi
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi taraflar tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle mahkemenin kabulüne göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine, 2-Davacı, prim ücretinin düşük gösterilmesi, resmi tatillerde izin verilmemesi ve fazla mesai alacaklarının ödenmemesine sürekli itiraz ettiğini, en son ise firma sahibinin küfürler ederek işten çıkardığını belirterek kıdem ve ihbar tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının tahsilini talep etmiştir. Davalı, davacının işyerinin eski ortağı olduğu daha sonra hissesini devrederek işçi olarak çalışmaya başladığını, davacının kendi kafasına göre çoğu zaman dini ve resmi tatillerde fazladan tatil yaptığını, fazla mesai alacağının olmadığını, davacının işverene "benim sayemde mal sahibi oldun" dediğini, kapalı mekanda sigara içtiğini, çalışanları işverene karşı kışkırttığını, uyuşmazlığın asıl nedenin davacının kendini hala işyeri sahibi olarak görmesi olduğunu, müvekkil davacı ile uzaktan akraba da olması nedeniyle tüm bunlara göz yumulduğunu, ancak en sonunda haklı olarak iş akdini feshettiğini belirterek davanın reddi gerektiği savunmuştur. Mahkeme, davacının sözleşmesinin haklı bir neden olmaksızın feshedildiği belirtilerek davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Taraflar arasında davacının sözleşmesinin işveren tarafından haklı olarak feshedilip edilmediği, fazla mesai çalışması yapıp yapmadığı ve ücret alacağının ödenip ödenmediği uyuşmazlık konusudur. 4857 sayılı İş Kanununun 25 üncü maddesinin (II) numaralı bendinin (b) alt bendi gereğince, işçinin işveren veya aile üyelerinden birine hakaret etmesi, sövme fiilini işlemesi, sarkıntılıkta bulunması, işveren iş sözleşmesini haklı fesih imkânı verir. Bu eylemlerin Türk Ceza Kanununa göre suç teşkil etmesi de şart değildir. Somut olayda davacı çalışma şartlarına itiraz etmesi sonucu küfür edilerek işten çıkartıldığını, davalı ise davacının iş ahlakından yoksun bir şekilde çalıştığını, diğer işçileri işverene karşı kışkırttığı, kendi kafasına göre işe gelmediğini belirterek iş akdinin haklı nedenle feshedildiğini belirtmiştir. Davacı tanıkları işyerinde avans meselesi yüzünden davacıyla işverenin tartıştığını, işverenin davacıya hakaret ederek işten çıkardığını, davalı tanığı ise tartışmanın doğru olduğunu ancak küfür olayının olup olmadığını bilmediğini beyan etmiştir. Mahkemece davalının kendi açısından haklı nedenini ispatlayamamış olması nedeniyle kıdem ve ihbar tazminatının kabulüne karar verilmiştir. Toplanan deliller kapsamında dosyada işveren feshinin olduğu sabittir. Ancak bunun davalı açısından haklı nedenle yapılıp yapılmadığının tespiti gerekmektedir. Davalı tarafça dosyaya sunulan ... imzalı 05.12.2011 tarihli tutanak da davacının patronla kavga ettiğini, çekiçle üzerine yürüdüğünü, "her türlü hakareti yapmasına rağmen kendisine ses çıkaramadığını, ve kendisine de ayrı bir dükkan açması gerektiğini, bu şahsı tanısa burada duramayacağını" söylediği belirtilmiştir. Hal böyle olunca mahkemece yapılması gereken söz konusu tutanağın zabıt mümzini davetiye ile gerekirse de zabıt mümzii olması nedeniyle zorla getirme kararı da çıkarmak süratiyle dinlemek ve çıkacak sonuca göre feshin haklı olup olmadığını tespit edip kıdem ve ihbar tazminatı hakkında karar vermektir. 2-Fazla mesai yaptığını ispat yükü işçiye, çalışma olgusunun ispatlanması halinde ücretlerinin ödendiğini ispat yükü ise işverene düşmektedir. Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların tanık beyanlarıyla sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalarda bu noktada gözönüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır. İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille söz konusu olabilir. Buna karşın, bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda dahi, işçinin geçerli bir yazılı belge ile bordroda yazılı olandan daha fazla çalışmayı yazılı delille kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda da ihtirazi kayıt ileri sürülmemiş olması, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır. Mahkemece davacının işyerinde 5 gün 08.00-18.00 ve Cumartesi ise 08.00-12.00 arası çalışarak haftada 4 saat fazla mesai yaptığı, ve bilirkişi tarafından hesaplanan alacak miktarından ise %50 oranında indirim yapılmak suretiyle 4000,00 TL net fazla mesai alacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak belirtilen çalışma şeklini hala işyeri çalışanı olan davacı tanıkları ve davalı tanığı dahi doğrulamıştır. Hal böyle olunca fazla mesai alacağından normal şartlarda yapılan hakkaniyet indirimi oranını aşacak şekilde yüksek oranda indirim yapılması da hatalıdır. 3-4857 sayılı İş Kanununun 37 nci maddesine göre, işçiye ücretin elden ya da banka kanalıyla ödenmesi durumunda, ücret hesabını gösteren imzalı ve işyerinin özel işaretini taşıyan “ücret hesap pusulası” verilmesi zorunludur. Uygulamada çoğunlukla “ücret bordrosu” adı altında belgeler düzenlenmekte ve periyodik ödemelerde işçinin imzası alınmaktadır. Banka aracılığı ile yapılan ödemelerde banka kayıtları da ödemeyi gösteren belge niteliğindedir. Ücretin ödendiğinin ispatı işverene aittir. Bu konuda işçinin imzasını taşıyan bir ödeme belgesi yeterli ise de, para borcu olan ücretin ödendiğinin tanıkla ispatı mümkün değildir. 4857 sayılı Yasanın 32 nci maddesinde, “Çalıştırılan işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakının özel olarak açılan banka hesabına yatırılmak suretiyle ödenmesi hususunda; tabi olduğu vergi mükellefiyeti türü, işletme büyüklüğü, çalıştırdığı işçi sayısı, işyerinin bulunduğu il ve benzeri gibi unsurları dikkate alarak işverenleri veya üçüncü kişileri zorunlu tutmaya, banka hesabına yatırılacak ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakının, brüt ya da kanunî kesintiler düşüldükten sonra kalan net miktar üzerinden olup olmayacağını belirlemeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığından sorumlu Devlet Bakanlığı müştereken yetkilidir. Çalıştırdığı işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakını özel olarak açılan banka hesapları vasıtasıyla ödeme zorunluluğuna tabi tutulan işverenler veya üçüncü kişiler, işçilerinin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaklarını özel olarak açılan banka hesapları dışında ödeyemezler” şeklinde kurala yer verilmiştir. Anılan hükme göre, belli koşulların varlığı halinde ödemeler işçi adına açılacak banka hesabına yatırılmalıdır. Uzun süre ücretlerinin ödenmediği iddiası karşısında, işverence cevap dilekçesinde dayanılmak kaydıyla yemin teklifi hakkının olduğu hatırlatılmalı ve gerekirse bu yönde usulü işlemler tamamlandıktan sonra sonuca gidilmelidir. Dairemizce, çok uzun süre ücret ödenmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu belirtilerek, hakimce resen yemin teklifinde bulunulabileceği de kabul edilmektedir. Ayrıca davada 1080,00 TL davacının ücret alacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak davacı son duruşmada bu miktarın davalı tarafça ödendiğini kabul etmiştir. Bu nedenle ücret alacağının işverence ödendiği hususu sabittir. Mahkemece konusu kalmayan bu alacak hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken mükerrer ödemeye neden olacak şekilde kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 05.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.