Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/13005 E. 2013/20422 K. – Alacak

Konu: Alacak

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2013/13005
Karar No
2013/20422
Karar Tarihi
Konu
Alacak

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda; hüküm duruşmalı olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmiş ise de; HUMK'nun 435. maddesi gereğince duruşma isteğinin süreden reddine ve incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davacı teminat senedi olarak verilen senedin iadesini, mümkün olmaması halinde geçersizliğini talep ettiği halde mahkemece bu taleple ilgili hüküm kurulmaması hatalı ise de, temyiz edenin sıfatına ve davacının ileride bu talebiyle ilgili dava açmasının mümkün bulunmasına göre davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine, 2-Davacı vekili, davacının davalı şirkette 05/01/2001-23/03/2006 tarihleri arasında çalıştığını, iş akdinin emeklilik nedeniyle sona erdiğini, müvekkilinin daha sonra 24/03/2006 tarihinden itibaren iş akdinin tazminatsız ve bildirimsiz olarak feshedildiği 17/09/2010 tarihine kadar davalı işyerinde çalışmaya devam ettiğini, asgari ücret+sefer primi sistemi ile istihdam edildiğini, ayda 1,5-2 seferi tamamladığını, sefer başına 500 Euro sefer primi verildiğini, emeklilik nedeniyle kıdem tazminatının asgari ücret üzerinden ödendiğini, ikinci dönem çalışmasında aracın içine kamera yerleştirilmesi ve sefer priminden kesintiler yapılması nedeniyle müvekkilinin duruma karşı çıkması üzerine iş akdinin sonlandırıldığını, genel tatil ve bayramlarda çalıştığını, yıllık izinlerinin birkısmını kullanmadığını, işe girişte alınan boş senedin kendisine iade edilmediğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, davacının 23/03/3006 tarihinde emekli olduktan sonra 4/4/2006-14/10/2010 tarihleri arasında da şirkette çalıştığını, istifa ederek ayrıldığını, davanın zamanaşımı ve ibra nedeniyle reddi gerektiğini, davacıya asgari ücretin dışında sefer primi adı altında bir ödeme yapılmadığını, ayda bir sefer yapıldığını, işyerinden iş-yol avansı verildiğini, yapılan harcamalara göre bunun muhasebeleştirildiğini, sefere rastlayan tatil ve bayram günlerinin ya sefer dönüşü kullandırıldığını ya da bordroya ücret olarak yansıtıldığını, yıllık izinlerini kullandığını, davacıdan kesinlikle boş senet alınmadığını, davacının diğer taleplerinin de haksız olduğunu belirterek açılan davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davalının iş sözleşmesini haklı nedene dayanmaksızın feshettiği, davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, ayrıca bilirkişi raporunda hesap edilen alacaklarının bulunduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasında davacı işçinin ulusal bayram genel tatil ücretine hak kazanıp kazanmadığı ve alacakların zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır. Ulusal bayram genel tatil günlerinde çalıştığını ispat yükü işçiye, çalışma olgusunun ispatlanması halinde ücretlerinin ödendiğini ispat yükü ise işverene düşmektedir. Ulusal bayram genel tatil çalışmasının ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak ulusal bayram genel tatil çalışmasının yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların tanık beyanlarıyla sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalarda bu noktada gözönüne alınabilir. İmzalı ücret bordrolarında ulusal bayram genel tatil ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin ulusal bayram genel tatil alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille söz konusu olabilir. Buna karşın, bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda dahi, işçinin geçerli bir yazılı belge ile bordroda yazılı olandan daha fazla çalışmayı yazılı delille kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, ulusal bayram genel tatil ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda da ihtirazi kayıt ileri sürülmemiş olması, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır. Somut olayda, Mahkeme tarafından benimsenen bilirkişi raporunda davacı yararına genel tatil günlerinin 1/2'sinde çalıştığı kanaati ile hesaplama yapılmıştır. Tanıklar davacının yurtdışında seferde iken çalıştığını beyan ettiğinden dosya içinde bulunan yurda giriş çıkış kayıtlarına göre bu alacak hesaplanmalı, davalı yararına oluşan usuli kazanılmış hak dikkate alınarak ve hakkaniyet indirimi yapılarak alacak hüküm altına alınmalıdır. Mahkemece yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur. Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliği"ni ortadan kaldırır. Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir. 4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları, Borçlar Kanununun 126/1 maddesi (6098 Sayılı TBK 147) uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7 nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447 inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir. Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def'i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin ileri sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir. Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir. Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içinde cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı defi davacının açık muvafakati ile yapılabilir. 1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz. Ayrıca davada davacı 15.10.2012 tarihinde davasını ıslah etmiş ve davalı iki haftalık süre içerisinde zamanaşımı savunmasında bulunmuş, ancak mahkemece bu husus dikkate alınmamıştır. Davalının ıslah dilekçesine karşı yapmış olduğu zamanaşımı def'i süresindedir. Mahkemece yapılması gereken ıslah dilekçesine karşı süresinde yapılan zamanaşımı savunması doğrultusunda bilirkişiden ek rapor alarak çıkacak sonuca göre karar vermektir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verlmiş olması bozma nedenidir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 27.11.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/13005, K. 2013/20422, T. 27.11.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2013-13005-e-2013-20422-k-0a9f5168dabd