Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2009/5598 E. 2010/1445 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2009/5598
Karar No
2010/1445
Karar Tarihi

Mahkemesi :Akçaabat Asliye 2. Hukuk Mahkemesi YARGITAY İLAMI Taraflar arasında görülen asıl ve birleşen davalar sonucunda verilen hükmün Yargıtayca incelenmesi birleşen dosya davacısı ... mirasçıları ile asıl ve diğer birleşen dosya davacılarından ..., ..., ..., ..., ..., ... tarafından istenilmekle, temyiz istemlerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü: Dava ve birleşen davalar, taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatın mülkiyetinin ve zilyetliğinin tespiti ve tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesi istemine ilişkindir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 684.maddesi hükmünde, bir şeye malik olan kimsenin, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olacağı, 718.maddesi hükmünde de, arazi üzerindeki mülkiyetin, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsayacağı, bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynakların da gireceği açıklanmıştır. Genel kuralı oluşturan bu hükümler dikkate alındığında taşınmaz üzerinde bulunan bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhtesatların mülkiyeti kural olarak arzın mukadderatına tabidir. Muhtesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Aksine bir hüküm bulunmadıkça da muhtesatların mülkiyetinin taşınmazın malik veya maliklerinden başka birisine veya maliklerden bir veya birkaçına ait olduğunun tespiti istenemez ve mahkemelerce de bu sonucu doğuracak şekilde hüküm verilemez. Ne var ki, böyle bir istemle dava açılması halinde "Çoğun içinde azı da vardır" kuralı gözetilerek diğer koşulların da varlığı halinde davanın kısmen kabulü ile muhtesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilebilir. Bunun yanında aynı kanunun 1006.maddesi hükmünde hangi hakların tapu kütüğüne tescil, 1009, 1010 ve 1011 maddelerinde de hangi hakların şerh edilebileceği, 1012 maddesi hükmünde ise taşınmazın eklentilerinin malikin istemi üzerine kütükteki beyanlar sütununa yazılacağı, taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer hususların tüzükle belirleneceği açıklanmış, özel kanun hükümleri saklı tutulmuştur. Benzer hükümler yürürlükten kaldırılan 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nde de mevcuttur. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 19. maddesinin birinci fıkrası hükmünde ise tapuda kayıtlı taşınmaz malın zilyet lehine tespitinde, mevcut ve her türlü takyid ile sınırlı ayni hakların saklı tutulacağı, eski tapu kayıtlarındaki bu tür hak ve mükellefiyetlerin, kadastro tutanağında belirtilerek yeni kütüklere aynen geçirileceği, ikinci fıkrasında da taşınmaz üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterileceği belirtilmiştir. Bu madde gereğince taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatın kadastro tutanağının ve taşınmazın tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilebilmesi için muhtesatın kadastro tespit gününden önce meydana getirilmiş olması zorunludur. Kadastro Kanununun anılan bu ayrık hükmü dışında kanunlarımızda ve Tapu Sicil Tüzüğünde taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatların tapu kütüğüne tescil veya şerh edilebileceğine veya kütüğün beyanlar hanesinde gösterilebileceğine ilişkin başkaca bir hüküm de bulunmamaktadır. Somut olaya gelince toplanan delillerden asıl ve birleşen davalara konu muhtesatların üzerinde bulunduğu 362 ada 10 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin kesinleşmesi üzerine bahçeli kargir ev ve dükkan niteliği ile tapuya tescil edildiği, kadastro tespitinin yapıldığı günde davaya konu muhtesatların taşınmaz üzerinde bulunmadığı, tespitten sonra arsa sahibi ... ile yüklenici ... arasında adiyen düzenlenen kat karşılığı inşaat sözleşmesi hükümlerine göre yüklenici tarafından meydana getirildiği, asıl ve birleşen davalardaki davacıların kabası bitmiş karkas haldeki binadan haricen daire satın aldıkları ve bu satış nedeniyle kendilerine tapudan pay devredildiği, davacıların satın aldıkları daireleri iyileştirici nitelikte giderler yaparak oturulur hale getirdikleri, davalılardan ...’nin ise 07.05.1992 tarihinde cebri icra yolu ile satılan 12/182 payı satın alarak taşınmazda paydaş olduğu anlaşılmaktadır. Az yukarıda açıklanan hukuksal olgular ile dava ve birleşen davalara konu dairelerin bulunduğu binanın kadastro tespit gününden sonra meydana getirildiği gözetildiğinde somut olayda mülkiyet tespiti ve şerhe karar verilemeyeceği, davalılardan ...’nin taşınmazda sonradan ve icra yolu ile pay satın alırken taşınmazın arzı ile birlikte üzerinde bulunan binanın aynı orandaki payını da satın aldığı, verilebilecek tespit hükmünün adı geçen davalının satın aldığı muhtesat payını ve dolayısıyla mülkiyet hakkını zedeleyeceği dikkate alındığında asıl ve birleşen dosya davacılarının tespit istemlerinin de dinlenemeyeceği kuşkusuzdur. Hal böyle olunca mahkemece asıl ve birleşen davanın tümü ile reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, birleşen dosya davacısı ... mirasçıları ile asıl ve diğer birleşen dosya davacılarından ..., ..., ..., ..., ..., ...’nun yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, peşin ödenen 82,80 TL'şer temyiz harcının mahsubu ile 8,25 TL bakiye harcın temyiz eden ... mirasçıları ile davacı ... ve arkadaşlarından ayrı ayrı alınmasına, 17.03.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2009/5598, K. 2010/1445, T. 17.03.2010, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2009-5598-e-2010-1445-k-cf1d9250b32c