Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/3403 E. 2026/2115 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/3403
- Karar No
- 2026/2115
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/178 E., 2023/927 K. Mahkemece bozmaya uyularak verilen kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde, sağ üst göz kapağında hafif düşüklük olması sebebiyle 2008 yılında yapılan nörolojik muayenede pitoz teşhisi konulduğunu, ... Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde 04.03.2009 tarihli ve 05.05.2009 tarihli EMG testlerinde ve yapılan tetkiklerde, sağ göz kapağındaki bu pitozun nörolojik bir problemden kaynaklanmadığı ve estetik uzmanına başvurulması gerektiğinin belirtilmesi üzerine, davalı hastanenin plastik cerrahi bölümüne başvurduğunu, kurum doktorlarından davalı ... tarafından muayene edildiğini ve sağ üst göz kapağında pitoz teşhisi konularak küçük bir operasyon ile bu estetik bozukluğun giderilebileceğinin söylendiğini, ilk olarak 11.11.2009 tarihinde davalı doktor tarafından ameliyat edilip aynı gün taburcu olduğunu, gözündeki ameliyat izleri ve şişkinliklerinin iyileştiğini, ancak göz kapağındaki düşüklüğün hala var olduğunu fark ettiğini, yeniden başvurduğunda ise, davalının bunun bir önemi olmadığını, yeni bir operasyonla düzeltilebileceğini söylediğini, ücretsiz olarak 4 ay sonra ameliyat edilip, taburcu olduğunu, ikinci ameliyatın ardından gözünde hiçbir değişiklik olmadığını, ikinci ameliyatla daha da vahim bir takım sonuçlar eklendiğini, bir süre sonra sağ gözünün yukarıya doğru bakamadığını, göz yuvarlığını, yukarıya doğru oynatamadığını fark ettiğini, ayrıca başını düz tutarak baktığında nesneleri çift olarak gördüğünü, net görebilmek için başını arkaya doğru eğerek baktığını fark ettiğini, ikinci ameliyatla sağ göz kapağının eskisinden daha da düşük bir hale gelmiş olduğunu ve kapaktaki ameliyat izlerinin belirgin ve çirkin göründüğünü, tekrar hastaneye başvurduğunu ve muayene edildiğini, ancak hekimin bu sonuçların ameliyatla ilgisi olmadığını, nörolojik bir sorun olduğunu söylemesi üzerine bu kez nöroloji uzmanına muayene olduğunda yapılan tetkikler sonucunda göz kasları ile troid fonksiyonları ile ilgili hiçbir rahatsızlığının olmadığını ve ... Üniversitesi'nden 16.04.2012 tarihli muayene raporunu da aldığını, davalının göz kapağındaki yuvarlağını hareket ettiren kasın ameliyat esnasında kesildiğini ve bunun düzelmesinin mümkün olmadığını öğrendiğini, davalı hekimin kendisine bu yönde bir bilgi vermediğini, araba kullanamadığını, başkalarının yardımına muhtaç hale geldiğini, hayatını normal olarak sürdüremediğini, gözlerinin uyurken yarı açık kaldığı gibi, kalıcı hasar meydana geldiğini ileri sürerek maddi ve manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP 1-Davalı ... vekili cevap dilekçesinde, davacının ilk ve ikinci ameliyat öncesinde iz kalabileceği ve göz kapağı düşüklüğünün tekrarlanabileceği hususlarında bilgilendirildiğini ve davacının taburcu olduktan sonra bir daha başvurusunun olmadığını, davacının tıp biliminin gereklerine uygun şekilde ameliyat edildiğini, maddi ve manevi zarar istek kalemlerinin ameliyat ile illiyet bağının bulunmadığını, ekast kısaltma olmadığını ve gözün üst rektus kasına müdahalenin söz konusu olmadığını, kendisinden kaynaklandığını savunarak davanın reddini istemiştir.
2-Davalı ... İnternational ...Hastanesi vekili cevap dilekçesinde; usul ve zamanaşımı nedeniyle ve davacının yapılan muayenesinde, göz kapağında orta derecede bir levator fonksiyonu kısıtlığının saptandığını, kendisine ameliyat seçenekleri, süreç ve komplikasyonlarla ilgili bilgi verildiğini ve fakat bu sorunun ameliyat sonrası devam edebileceği ve ameliyat sonrası iz kalabileceği konularında uyarıldığını ve ameliyat için rızasının alındığını, davacının uyanık halde iken göz kapağının hareketinin, kontrol edildiğini ve sorunun tespit edilememesi üzerine ameliyata son verildiğini, daha sonra kontrole gelen davacıda sorun saptanmadığı ve şikayetin de belirtilmediğini, herhangi bir tıbbi hata bulanmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III.MAHKEME KARARI Mahkemenin 24.11.2015 tarihli kararı ile Adli Tıp Kurumu'ndan alınan 20.05.2015 tarihli rapora dayanılarak davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Mahkemenin 24.11.2015 tarihli kararının süresi içinde davacı ve davalı ... vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 15 Hukuk Dairesi'nin 10.04.2018 tarihli ve 2018/472 Esas, 2018/1457 Karar sayılı ilamı ile mahkemece yapılacak işin, aralarında nöroloji, göz kapağı ameliyatı konusunda uzman göz doktoru, plastik ve rekonstrüktif cerrahi uzmanının da bulunduğu akademik kariyere sahip üç kişilik bilirkişi heyeti oluşturulmak suretiyle davalı ... ve doktorun eser sözleşmesi uyarınca yükümlülükleri gözetilerek, davacıya yapılan operasyonun ne olması gerektiği ve sonuçları ile dosyadaki tüm belge ve bilgiler, ... Üniversitesi'nden alınan rapor ve kayıtlar ile nörolojik bilgi ve bulgular da gözetilerek davacıya yapılan ameliyatın ayıplı olup olmadığı ve davalıların kusurlu olup olmadığı ve davacının maddi tazminata ilişkin isteği açıklattırılıp, manevi tazminat koşulları oluşup oluşmadığı da değerlendirilerek hüküm vermekten ibaret olduğu, eksik inceleme ve yetersiz rapora dayalı karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemenin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 31.12.2020 tarihli bilirkişi raporu alındığı, göz doktoru ile diğer iki bilirkişinin görüşünün çelişkili olması ve taraf itirazları gözetilerek dosyanın farklı bir üçlü bilirkişi heyetine tevdine karar verildiği, bu defa 21.10.2021 havale tarihli bilirkişi raporu alındığı, alınan bu raporda da göz doktoru ile diğer iki bilirkişinin görüşünün çelişkili olması ve göz doktorları tarafından bildirilen görüşlerde davalı doktorun kusurlu olduğu belirtilirken diğer bilirkişiler tarafından davalıya kusur atfedilmediğinin anlaşıldığını, bunun üzerine yeni bir heyetten daha rapor alınmasına karar verilmiş ise de bilirkişi temini yapılamadığından bu defa ATK'dan rapor aldırıldığı, alınan 31.08.2023 havale tarihli ATK raporunda ise alınan daha önceki raporların tamamı da tartışılarak davacıdaki tablonun refrakter oküler myasteni ile uyumlu olduğunun, kişideki söz konusu bulguların yapılan ameliyatlar ile illiyetinin bulunmadığının, dolayısıyla; Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi uzmanı Dr. ...’nun eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğunun, hizmeti sağlık çalışanları aracılığı ile yürüten idarenin organizasyon hatasının saptanmadığının oy birliği kabul edildiği belirtildiğinden alınan ATK raporu hüküm kurmaya elverişli bulunarak davalıların kusuru olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde: a. Bozma sonrası yapılan ikinci yargılamada üç ayrı bilirkişi raporu alındığı, ilk iki raporda göz hastalıkları uzmanlarının, davalı doktorun ameliyatta kusurlu olduğu kanaatine vardığını, heyette bulunan nöroloji ve plastik cerrahi uzmanlarının kusursuzluk yönünde görüş bildirmesi üzerine dosyanın yeniden bilirkişiye gönderildiğini, Yargıtay bozma kararına rağmen dosyanın yeniden Adli Tıp Kurumu’na gönderilmesinin hukuka aykırı olduğunu,
b. Adli Tıp Kurumu’nun daha önce de davalı doktoru kusursuz bulan kurum olduğunu, yeni Adli Tıp raporunda görev alan göz hastalıkları uzmanının önceki raporda da yer aldığını, bu nedenle raporun tarafsızlığının şüpheli olduğunu, Adli Tıp Kurulu’nun, Yargıtay bozma ilamında özellikle değerlendirilmesi istenen...Üniversitesi raporunu incelemeden önceki görüşünü tekrar ettiğini, yerel mahkemenin “bilirkişi bulunamadığı” gerekçesiyle yeniden Adli Tıp Kurumu’na başvurmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu,
c. Bozmaya uygun şekilde davalı hekimin yaptığı işlemin estetik ameliyat niteliğinde olduğu ve eser sözleşmesi hükümleri çerçevesinde değerlendirilmediğini,
d. Adli Tıp Kurulu’nun, ameliyat sonucunun estetik açıdan başarısız olması ve hastanın fiziksel zarar görmesi konularında hiçbir değerlendirme yapmadığını beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, hatalı müdahale nedeniyle maddi ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkindir.
Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamak HMK’nın 33. maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir. Somut olayda, davacı ile davalı arasında eser sözleşmesi niteliğinde hukuki ilişki bulunduğu, sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tıbbi zorunluluk sebebiyle gerçekleştirilen tedaviye ilişkin vekalet sözleşmesinden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Davacı iş sahibi-hasta, davalılardan hekim müdahaleyi gerçekleştiren, diğer davalı ise hastane işletmecisidir. Davacıya uygulanan işlemin estetik yönü ağır basan bir işlem olduğu dosya kapsamından ve davacının beyanlarından anlaşılmaktadır.
Eser sözleşmelerini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi de sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Burada, vekâlet akdindeki gibi sonuç taahhüt edilmeksizin sadece bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf, yani yüklenici, TBK'nın 471/1 maddesi ve işin mahiyeti gereği, işi sadakat ve özenle yerine getirmek zorundadır. Sadakat borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapma ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınması anlamını taşır.
Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlandığından meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Komplikasyonlarda ise, aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin sorumluluğundadır.
04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde 25311 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe giren ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelen Avrupa Biyotıp Sözleşmesi 16.03.2004 tarihinde onaylanmış olup, sözleşmenin "Meslek Kurallarına Uyma" başlıklı 4. maddesinde, "araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir" düzenlemesi karşısında, davacıya hastane ortamında tıbbi müdahalede bulunulduğuna göre bu sözleşme hükümleri de esas alınarak uyuşmazlığın çözümü zorunludur. Sözleşmenin 4. maddesinde kastedilen standartın da, tıbbi standart olduğu tartışmasız olup, tıbbi standartlara aykırılık teşhis ya da tedavi aşamasında ya da müdahale sonrasındaki süreçte noksanlık ya da yanlışlık şeklinde gerçekleşebilir “Tıbbi Standart” hekimin tedavinin amacına ulaşması için gerekli olan ve denenerek ispatlanmış bulunan, hekim tecrübesi ve doğa bilimlerinin o anki ulaştığı düzeyi ifade etmekte olup, denenmiş ve bilinen temel meslek kurallarıdır. Sözleşmenin eser niteliğindeki estetik müdahalelerde de uygulanacağının kabulü zorunludur. Ayrıca 5. maddede, aydınlatılmış rıza alınması zorunluluğu açık bir şekilde düzenlenmiştir.
Ameliyat işleminin yapıldığı tarih ve dava tarihinde yürürlükte olan 6098 sayılı TBK’nın 56. maddesinde; "Hakim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir” düzenlemesi mevcuttur.
Zarar görene tanınmış olan manevi tazminat hakkı, kişinin sosyal, fiziksel ve duygusal kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda öngörülen bir tazminat türüdür. Amacı ise kişinin, hukuka aykırı olan eylemden dolayı bozulan manevi dengesinin eski haline dönüşmesi, kişinin duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar vereni bir daha böyle bir eylemde bulunmaktan alıkoyması gibi olguları karşıladığı bir gerçektir.
Manevi tazminat, kişinin çekmiş olduğu fiziksel ve manevi acıları dindirmeyi, hafifletmeyi amaçlar. Bu tazminat bizzat yaşanan acı ve elemin karşılığıdır. Bu tazminat türü, kişinin haksız eylem sonucu duyduğu acı ve elemin giderilmesini amaçladığı için, zarar gören kişi, öngördüğü miktarı belirleyerek istemde bulunabilir.
Maddi zararda olduğunun aksine manevi tazminatta kesin bir hesabın yapılması olanaksızdır. Bunun için miktarı, somut olayın özelliği, tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak TMK’nın 4. maddesi uyarınca hakim tarafından takdir ve tayin edilir. Hakim, manevi tazminatın miktarını belirlemede geniş bir yetkiye sahiptir. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 tarihli ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde, takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel durum ve koşullar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde nesnel (objektif) ölçülere göre uygun (isabetli) bir biçimde göstermelidir. Hakim belirlemeyi yaparken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmelidir.
Tüm bu açıklamalardan sonra somut olay incelendiğinde; Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi'nin 29.04.2019 tarihli ve 2018/3605 Esas, 2019/1917 Karar sayılı ilamı ile Adli Tıp Kurumu'ndan alınan 20.05.2015 tarihli rapora dayanılarak davanın reddine karar verilmişse de, yapılan araştırmanın ve alınan Adli Tıp Raporu'nun yeterli olduğundan söz edilemeyeceği, Adli Tıp Kurumu mütalaasında eser sözleşmesi hükümlerine göre bir değerlendirme yapılmadığı, yine Adli Tıp Raporu'nda ... Üniversitesi tarafından düzenlenen raporun da tartışılmadığının anlaşıldığı belirtildikten sonra mahkemece yapılacak işin, aralarında nöroloji, göz kapağı ameliyatı konusunda uzman göz doktoru, plastik ve rekonstrüktif cerrahi uzmanının da bulunduğu akademik kariyere sahip üç kişilik bilirkişi heyeti oluşturulmak suretiyle davalı ... ve doktorun eser sözleşmesi uyarınca yükümlülükleri gözetilerek, davacıya yapılan operasyonun ne olması gerektiği ve sonuçları ile dosyadaki tüm belge ve bilgiler, ... Üniversitesi'nden alınan rapor ve kayıtlar ile, nörolojik bilgi ve bulgular da gözetilerek davacıya yapılan ameliyatın ayıplı olup olmadığı ve davalıların kusurlu olup olmadığı ve davacının maddi tazminata ilişkin isteği açıklattırılıp, manevi tazminat koşulları oluşup oluşmadığı da değerlendirilerek hüküm vermekten ibaret olduğu, eksik inceleme ve yetersiz rapora dayalı karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemece bozma sonrası yapılan incelemede, bozma ilamında belirtilen şekilde iki ayrı heyetten bilirkişi raporu alınmış, bu raporlardan 31.12.2020 tarihli bilirkişi raporunda; göz doktoru, diğer iki bilirkişiden ayrık görüş vermesi nedeniyle bu defa 21.10.2021 havale tarihli bilirkişi raporu alınmış, alınan bu raporda da göz doktoru ile diğer iki bilirkişinin görüşünün çelişkili olması ve göz doktorları tarafından bildirilen görüşlerde davalı doktorun kusurlu olduğu belirtilmiştir. Mahkemece bunun üzerine yeni bir heyetten daha rapor alınmasına karar verilmiş, bozma ilamına aykırı olarak, bilirkişi temini yapılamadığı gerekçesiyle tekrar Adli Tıp Kurumu'ndan rapor aldırılmasına karar verilmiştir. 31.08.2023 havale tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda ise; davacıdaki tablonun refrakter oküler myasteni ile uyumlu olduğu, kişideki söz konusu bulguların yapılan ameliyatlar ile illiyetinin bulunmadığı, dolayısıyla; Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi uzmanı Dr. ...’nun eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, hizmeti sağlık çalışanları aracılığı ile yürüten idarenin organizasyon hatasının saptanmadığının oy birliği kabul edildiği belirtilmiş ve mahkemece bu Adli Tıp Kurumu raporuna dayanarak davanın reddine karar verilmiştir.
Bozma ilamında, açıkça Adli Tıp Kurumu mütalaasında eser sözleşmesi hükümlerine göre bir değerlendirme yapılmadığı, Adli Tıp Raporu'nda ... Üniversitesi tarafından düzenlenen raporun tartışılmadığının anlaşıldığı belirtilmiş ve mahkemece alınan son Adli Tıp Kurumu raporunda da bu gerekliliklerin yerine getirilmediği anlaşılmıştır.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş; davanın taraflar arasındaki eser sözleşmesinden kaynaklandığı gözetilerek, yukarıda açıklanan eser sözleşmesinin niteliği gereği davalının sonuç taahhüdünün bulunduğu, davalının ameliyatı yapmadan önce hastayı muayene ederek buna göre işlemi yaptığı ve edimini de taahhüt ettiği sonuç üzerinden ifa etmesi gerektiği, sonuç olarak davalı tarafından davacıya yapılan ameliyat neticesinin ayıplı olduğu anlaşıldığından mahkemece davacının dava dilekçesindeki talebi kapsamında bilirkişi raporu aldırarak maddi tazminatın belirlenmesi ve uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken eksik inceleme ve değerlendirme ile karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın mahkemesine gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.