Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2023/4195 E. 2024/5068 K. – Eser Sözleşmesin
Konu: Eser Sözleşmesinden Kaynaklı Alacak
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/4195
- Karar No
- 2024/5068
- Karar Tarihi
- Konu
- Eser Sözleşmesinden Kaynaklı Alacak
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1050 E., 2023/1208 K. HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2023/25 E., 2023/391 K. 1-Taraflar arasındaki eser sözleşmesinden kaynaklı alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. 2-İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. 3-Bu karara karşı süresinde davacı vekili tarafından temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Kamu düzenine aykırılık hallerinin re'sen gözetildiği, istinaf nedenleriyle sınırlı ve usulüne uygun olarak istinaf inceleme ve denetiminin yapıldığı; taraflar arasında en son işlemin 03.05.2017 tarihinde CT 17 mekanizma ile ilgili malzemeler, kalıp ve takımlarına ilişkin ihtar olduğu sonrasında herhangi bir işlem yapılmadığı anlaşılmakla dosya içeriği, kararın dayandığı gerektirici sebepler ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi kararına ilişkin davacı vekilinin tüm temyiz sebeplerinin reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan kararın ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 23.12.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (Muhalif) (Muhalif) MUHALEFET ŞERHİ Dairemizin sayın çoğunluğu ile aramızda uyuşmazlığın eser sözleşmesinden kaynaklandığı konusunda ve eser sözleşmesinden kaynaklanan taleplerin TBK'nın 147. maddesi gereğince 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu konusunda bir görüş farklılığı bulunmamaktadır. Uyuşmazlık zamanaşımı süresinin hangi tarihte başlayacağı noktasındadır. Türk Borçlar Hukuku sisteminde bir edimin ifasına/yapılmasına ilişkin; sözleşmeler "ani edimli" sözleşmeler veya " süreli/sürekli edimli" sözleşmeler olarak ikiye ayrılmakta ve buna göre ifa zamanı ve sözleşme süresi belirlenebilmektedir. Somut uyuşmazlıkta sözleşme hükümleri incelendiğinde 11.10.2013 tarihli sözleşmede 2014 yılından başlamak üzere 2018 yılına kadar olmak üzere 5 yıllık sürede C-17 mekanizma imalatı ilk yıl 500 adet olmak ve sonraki yıllarda sayısı ihtiyaca göre belirlenmek ancak fiyatı 410 USD'ye sabitlenmek üzere anlaşmaya varıldığı, üretici davacıya, iş sahibi davalı tarafından 5 yıllık alım garantisi verilmek suretiyle süreli/sürekli edimli bir sözleşme ilişkisinin kurulduğu görülmektedir. Sayın çoğunluğun kabulünün aksine sadece 2015 yılında teslim edilen C-17 mekanizmalarından kaynaklı eser bedeli ve ayıp gibi belirli bir zamanda bir başka deyişle anlık bir edimin ifası veya ifa edilmemesinden kaynaklı bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı dava dilekçesinde 5 yıllık alım garantisi nedeniyle kalıp, takım, aparat ve fikstür üretmek suretiyle yatırım yaptığını, ancak sözleşmeye aykırı olarak 5 yıl boyunca taahhüt edilen alım garantisinin yerine getirilmediği, alımı yapılmayan ancak imal edilen ürünler, yatırım bedelleri, kâr kaybı gibi zararlarının doğduğunu belirterek; sözleşmenin gereği gibi ifa edilmemesinden kaynaklı tazminat davası açmıştır. Açılan dava sadece eserin bedeli veya eserdeki ayıba ilişkin olsa idi kuşkusuz zamanaşımı eserin teslim edildiği tarihten başlayarak hesaplanacaktır. Ancak davacının talebi yukarıda açıklandığı üzere 5 yıl süreli sözleşmenin süresi içinde ve süre sona ermesine rağmen gereği gibi ifa edilmemesinden kaynaklı tazminat istemine ilişkin olup, bu talebin yasal dayanağı TBK'nın 125. maddesidir. Anılan madde "Temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde, borcunu ifa etmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen bir durum söz konusu ise alacaklı, her zaman borcun ifasını ve gecikme sebebiyle tazminat isteme hakkına sahiptir." hükmünü içermektedir. O halde ifa edilmeyen sözleşmeden kaynaklı tazminat talebi sözleşmenin süresinden önce feshi halinde fesih tarihinden, sözleşme ilişkisinin devam etmesi halinde ise sözleşmenin sona erme tarihinden itibaren muaccel olacaktır. Nitekim somut olayda 24.01.2018 ve 23.03.2018 tarihleri arasında sözleşmenin gereği gibi ifa edilmesinin davacı tarafça talep edildiği, bu talebe davalının sözleşmenin sona erdiği yönünde bir cevap vermediği, aksine davacının ifa beklentisini devam ettirecek şekilde cevap verdiği karşılıklı e-mail yazışmalarından anlaşılmaktadır. Talepli yazışmaların karşılıklı olarak yapıldığı, sözleşme ilişkisinin sona ermediği sabittir. Bu durumda sözleşmenin feshedildiği, süresinden önce sona erdirildiği taraflarca ileri sürülmediği, tam aksine taraflar arasında 24.01.2018 ve 23.03.2018 tarihleri arasında ifa beklentisi ile yazışmalar yapıldığına göre sözleşmenin imzalandığı tarih olan 11.10.2013 tarihinden başlayarak 5 yılın sonunda 11.10.2018 yılında sona ermiş sayılmalıdır. Davacının talepleri sözleşmenin süresi içerisinde gereği ifa edilmemesi 5 yıllık alım garantisi koşuluna uyulmamasından kaynaklı zararların tazmini olduğuna göre zamanaşımı süresinin başlangıcı olarak sözleşmenin sona erdiği 11.10.2018 tarihi esas alınmalıdır. Arabuluculuk sürecine 02.09.2022 tarihinde başvurulduğu ve dava 10.01.2023 tarihinde açıldığına göre eser sözleşmesinden kaynaklanan 5 yıllık zamanaşımı süresi dolmamıştır. Bu durumda işin esası incelenerek tarafların sözleşmeye aykırı davranışlarının neler olduğu, kusurun kimde olduğu, eser sözleşmesine ilişkin TBK'nın 470 ve devamı maddeleri ile tazminat istemine ilişkin TBK'nın 125. ve 126. maddesi hükümleri gözetilerek ve taraf delilleri değerlendirilerek gerektiğinde bilirkişi incelemesi de yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken davanın reddine ilişkin kararın bozulması gerekirken onanmasına ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.