Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2023/1542 E. 2023/4164 K. – Alacak
Konu: Alacak
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/1542
- Karar No
- 2023/4164
- Karar Tarihi
- Konu
- Alacak
MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/314 E., 2022/1627 K. DAVA TARİHİ : 18.04.2018 HÜKÜM/KARAR : Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Konya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/346 E., 2021/674 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin Meram Belediyesine ait Hizmet Binasını inşa eden yüklenici firma olduğunu, davalı şirket ile davacı firma arasında Belediye binasının asansörlerinin yapımı ve bakımı hakkında yazılı bir anlaşma yapıldığını, davacı firmanın anlaşma gereğince 7 tane asansörü eksiksiz bir şekilde yaptığını ve bu asansörlerin İdare Meram Belediyesi tarafından 23.06.2015 tarihinde tescil edildiğini, teslim alındığını, kabullenildiğini, ruhsatlandırıldığını, davalı şirketin ise edimi olan ticari iş karşılığını/bedelini ise ödemediğini, davacı ile davalı arasında 25.06.2014 tarihinde imzalanan satış vaadi sözleşmesine göre Konya ili Meram ilçesi Büyük Kovanağzı Mah. 37360 ada M28 pafta 1 parselde kayıtlı taşınmaz üzerinde yapılmakta olan Park Mahal Konutları B4 kodlu dairenin davacı firmaya satılacağının ve semenin 675.000,00 TL olarak kararlaştırıldığını, teslim tarihi sözleşmede 31.12.2015 olarak belirlendiğini, dairenin zilyetliği ve mülkiyetinin devredilmediğini, davalının asansör yapımı nedeniyle davacıya olan borcunun KDV dahil 517.430,00 TL olduğunu, açıklanan nedenlerle öncelikle davacı şirketin asansör yapım ve bakımından kaynaklanan 30.11.2017 tarihli fatura bedeli alacağı 517.430,00 TL'nin, davacı şirketin 25.06.2014 tarihli Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesinden doğan 675.000,00 TL tutarındaki borcundan takas edilerek, bakiye kalan 157.570,00 TL'nin davalı şirket hesabına ödenmesi için depo kararı verilmesine, davacı şirket tarafından bakiyenin yatırılmasından sonra söz konusu davalı adına kayıtlı B4 kodlu gayrimenkulün tapusunun, davalı şirket üzerinden iptali ile davacı şirket adına tesciline karar verilmesini, işbu gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi kapsamında verilmiş olan borçlusu davacı şirket alacaklısı davalı şirket olan toplam bedeli 675.000,00 TL olan 16 adet bonoların ödenmiş/tahsil edilmiş olması nedeniyle iptaline, takas taleplerinin kabulünün mümkün olmaması halinde ise alacak-tazminat-kira bedeli açısından; terditli olarak asansör yapım ve bakımından kaynaklanan 30.11.2017 tarihli fatura bedeli alacağı olan 517.430,00 TL'nin asansörlerin teslimi olarak kabul edilen Meram Belediyesi tarafından ruhsat tarihi olan 23.06.2015 tarihinden geçerli olmak üzere ticari avans faizi üzerinden taraflarına ödenmesine/tahsiline, davacı taraf ile davalı taraf arasında akdedilen gayrimenkul satış sözleşmesinin karşılıklı edimlerini yerine gelmemiş/getirilmemiş olması nedeniyle taraflar arasındaki muarazanın giderilerek 25.06.2014 tarihli Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesinin başından geçerli olmak üzere feshine, işbu gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi için davacı şirket tarafından verilen borçlusu davacı şirket, alacaklısı davalı şirket olan söz konusu 16 adet bononun bedelsiz olması nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile bonoların iptaline, taraflar arasında akdedilen gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi gereğince daire zamanında teslim edilmiş olsa idi, davacı tarafından kiraya verileceğini, bu itibarla teslim tarihi olarak taahhüt edilen 31.12.2015 tarihinden, dava tarihine kadar mahkeme tarafından hesap ettirilecek rayiç dönemlerine ait kira bedelinin 28 ay için toplam miktarının tespitine kadar şimdilik 1.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline, gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi davalı tarafından haksız ve kötüniyetli olarak yerine getirilmediğini, dairenin satın alınma bedeli ile dava tarihideki rayiç değer arasında çok ciddi fark olduğunu, davacının dairesini teslim alamadığı için mağdur olduğunu ve zarara uğradığını, davalının da bu miktar kadar zenginleştiğini, bu itibarla gerçek zararın tespitine kadar şimdilik 1.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline, müddeabihin değeri olan miktarın %20'si üzerinden akdi vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesi ile talebini 587.180,00 TL'ye çıkartılmıştır. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının işbu sözleşmede yüklenmiş olduğu sorumlulukları süresinde ve eksiksiz olarak yerine getirmediğini, sözleşme şartlarından bir çok kısmını ihlal ettiğini, sözleşmeye göre; işin süresinde yapılıp teslim edilmesi ve diğer sorumlulukları için cezai şartlar bulunmakta olup bu hususun da dikkate alınması gerektiğini, taraflar arasında yapıldığı iddia edilen gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin hukuki anlamda geçerli bir sözleşme olmadığını, geçerli bir sözleşme olmadığı için sonuç doğurmasının da mümkün olmadığını, işbu sözleşmenin geçerli olduğu kabul edilse bile davacının daire ile ilgili hiçbir ödeme yapmadığının anlaşıldığını, hiçbir edimini yerine getirmeyen davacının daire teslimi talep etmesi veya iş bu sözleşmeye istinaden gecikme bedeli veya başkaca bir bedel talep etmesinin mümkün olmadığını, gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin geçersizliği ve bu hususta herhangi bir ödeme yapmamış olması, davacının muaccel olmuş ve kesinleşmiş bir alacağının bulunmadığı, takas işlemine konu olabilecek taraflar arasında kesinleşmiş bir alacak/borcun bulunmadığını, müvekkilinin temerrüde düşürülmesinin de söz konusu olmadığını, bu sebeple vadesi gelmemiş ve temerrüde düşürülmemiş ihtilaflı bir konu üzerinden alacak talebinde faiz talep edilmesinin mümkün olmadığını, faizin başlangıç ve oranına ilişkin iddialarının da kabulünün mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulü kısmen reddi ile davacının terditli ilk talebinin reddine, taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin feshine, sayılan bonolar yönünden davacının borçlu olmadığının tespitine ve bonoların iptaline, gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi gereğince teslim edilmeyen taşınmazdan kaynaklı kira bedelinin tespiti ve tahsiline yönelik talebi ile gerçek zararının tespiti ve tahsiline yönelik talebinin reddine, davacı şirketin davalı şirketten 460.623,59 TL (KDV dahil) alacağının temerrüt tarihi olan 08/12/2017 tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte davalı şirketten alınarak davacı şirkete verilmesine, davacı tarafın fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi tarafından ilk talepleri olan takas, tapu iptali tescil belirterek taleplerinin reddine karar verilmesinin yerinde olmadığını, gayrimenkul satış sözleşmesinin geçerli olduğunu, bilirkişilere tespit edilen 46,776,40 TL'nin asansörlerdeki ayıptan doğmadığını, tadilat masrafı olduğunu, asansörlerin tescil ve teslim tarihinden sonra davalı şirket bakım ve onarım işlemlerine ilişkin olarak başkaca şirketlerle anlaşmış olup bu faturalar yapılan bakım ve kullanımdan kaynaklı arızalara ilişkin olarak yapılan ödemelere ilişkin olduğunu, davalının ayıplı olduğunu iddia ettiği parçalar ile ilgili olarak bugüne kadar müvekkilinden ne değişim talep ettiğini, ne alacak talep ettiğini, ne de bu tutarı ticari defterlerine işlediğini, gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinde yer alan dairenin bedelinin arttığını, davalının sözleşmenin ifasından kaçınarak sebepsiz zenginleştiğini, taşınmaz teslim edilmediği için kira gelirinden mahrum kalındığını, bu zararlarının tahsiline karar verilmesi gerektiğini, asansör yapım bedelinin 517.430.00 TL olarak kabul edilmesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. 2.Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacının işi zamanında teslim edemediğini, geç teslimden dolayı sözleşme gereğince uygulanması gereken gecikme cezasının uygulanması gerektiğini, buna ilişkin itirazlarının değerlendirilmediğini, davacının geç teslimi nedeniyle işin asıl müteahhidine belediye tarafından ceza uygulandığını, bu şirketin zararını davalıdan isteyeceğini, bu şekilde oluşacak zararlarının değerlendirilmediğini, dosya içerisinde bulunan tescil belgelerinin teslimi göstermeyeceğini, davacının teslimi ispat etmesi gerektiğini, davacı tarafından hiçbir hakediş raporu düzenlenmediğini, hiçbir proje getirilmediğini, bu durumda işin usulüne uygun olarak tamamlandığının iddia edilmesinin mümkün olmadığını, alacağın muaccel hale gelmediğini, sunulan bilgi ve belgelere göre asansörlerin tamamlanması için 46.776,40 TL'den daha fazla harcama yaptıklarını, bu husustaki itirazlarının değerlendirilmediğini, davacı vekilin yaptığı işlerin bedelinin KDV dahil 438.000,00 TL olduğunun müvekkiline göndermiş olduğu Konya 12. Noterliğinin 28/11/2015 tarih ve 44175 sayılı ihtarname ile belirttiğini, işlerin eksik olduğunu da zımmen kabul ettiğinin anlaşıldığını, davacının daha sonra faturayı ise KDV dahil 517.430,00 TL olarak düzenlediğini, bu farkın açıklanamadığını, davacının eksik iş yaptığını kabulle yaptığı işin değerinin esasında KDV dahil 438.000,00 TL olduğunu kabul ettiğini, şayet davacının bir alacağının olduğu kabul edilecekse ( 438,000,00 - 46.776,40 ) 391.223,60 TL (KDV dahil) olarak kabul edilebilmesi gerektiğini belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında imzalanan sözleşmelerden, davacının yapacağı asansör imalatı bedelinin, davacıya satışı yapılan daire bedelinden düşüleceğinin anlaşıldığı, davalı şirketin de satış bedeline konu senetleri tahsil etmediğinin görüldüğü, taraflar arasındaki satım sözleşmesine konu daire bedelinin tamamının, davacının asansör işine ilişkin iş bedeli alacağı daire bedeline sayılsa bile, davalı tarafa ödenmediği, dairenin davalının elinde olup, davacının kullanımında bulunmadığı, buna göre, açıklanan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararındaki koşulların oluşmadığı, buna göre davalının resmi şekle aykırılığı ve sözleşmenin geçersizliğini ileri sürebileceği ve geçersiz sözleşmeye dayalı davacının tapu iptal tescil talebinin reddi gerekeceği, geçersiz sözleşmeye dayalı olarak tarafların ancak birbirlerin verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre isteyebileceğinden, sözleşmeye dayalı kira tazminatı veya mahrum kalınan kara ilişkin tazminat talebinde de bulunulamayacağı, İlk Derece Mahkemesince taraflar arasındaki 25.06.2014 tarihli daire satış sözleşmesinin geçersizliğinin tespitine karar verilmesi gerekirken, satış sözleşmesinin feshine karar verilmesi doğru olmadığı gibi; sözleşmenin geçersiz olduğu gerekçesiyle davacının tapu iptal ve tescil talebinin reddine, sözleşme kapsamında verilen ve davalı da bulunan senetler dolayısıyla davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine ve senetlerin iptaline, yine terditli olarak talep edilen kira tazminatı ile mahrum kalınan kara ilişkin tazminat talebinin de aynı gerekçeyle reddine karar verilmesi gerekirken, sözleşmenin geçerli olduğu kabul edilerek yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, davacının sözleşme kapsamında 7 adet asansörün imalatını tamamladığı ve asansörlere ilişkin 23.06.2005 tarihinde tescil belgelerinin de alınarak davalı tarafa teslim edildiği ve davalı Belediyenin kullanımında olduğunun anlaşıldığı, davalının asansörlerin bakımına ve arızalarının giderimine ilişkin davacı dışında başka bir firmayla 02.07.2015 tarihinde sözleşme imzaladığı dikkate alındığında davalının asansörleri teslim aldığının açık olduğu, davacının hem davalıya gönderdiği 17.08.2015 tarihli ihtarnamede hem de eldeki davada asansörlerin tescil işleminden önceki eksikliklerinin davacı dışında başka bir firmaya tamamlattırıldığını savunmuş ise de, buna ilişkin dosyaya hiç bir belge sunmadığı, bu husustaki iddiasını ispatlayamadığı, bu halde işin tamamının davacı tarafından yapıldığının kabul edileceği, sözleşmenin eki niteliğindeki her iki tarafça imzalı birim fiyat listesi olarak adlandırılan belge de 7 adet asansörün bedeli KDV dahil 507.399,99 TL olarak belirlendiğine göre davacının talep edebileceği iş bedeli alacağının 507.399,99 TL olduğu, iş bedelinin ödenmediği uyuşmazlık dışı olup, davacı işi yapıp teslim ettiğine göre bedelin tamamının davacıya ödenmesi gerekeceği, Mahkemenin iş bedelinin 507.399,99 TL olduğuna ilişkin kabulü doğru olduğu gibi, sözleşmenin 6.3. maddesi kapsamında işin geç teslim edildiğinden bahisle cezai şart alacağının da iş bedelinden düşülmesini isteyen davalının, asansörlerin tesliminde cezai şart isteme hakkını saklı tuttuğunu ispatlayamadığı dikkate alındığında, ifaya ekli cezai şart niteliğindeki bu cezanın da iş bedelinden düşmemesine yönelik mahkeme kanaatinin doğru olduğu, ancak; dava konusu asansörler davalıya teslim edilip, dava dışı Belediyenin kullanımına sunulmasından sonra dava dışı Belediye tarafından 10.08.2015 ve 02.12.2015 tarihleri arasında asansörde ortaya çıkan arızaları davalıya bildirdiği ve davalının arızalara sebep veren ayıplı malzemeleri garanti kapsamında asansör bakımı için anlaştığı firma olan dava dışı Buga Otis Asansör San. ve Tic. A.Ş.'ye yaptırdığı anlaşılmış olup; mahkemece bu arızaların giderim bedeli olan 46.776,40 TL işin ayıplı yapıldığı gerekçesiyle iş bedelinden indirilmiş ise de, davalı tarafın sonradan ortaya çıkan bu ayıplarla ilgili olarak davacı tarafa, yaklaşık 2,5 yıl sonra açılan eldeki dava tarihine kadar herhangi bir ayıp ihbarında bulunmadığı, bu hususta herhangi bir ihtarname göndermediği anlaşıldığı, cevaba cevap dilekçesinde ayıp ihbarının süresinde yapılmadığı ileri sürüldüğüne göre, bu miktarın iş bedelinden düşülmesinin doğru olmadığı, açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, taraflar arasındaki 25.06.2014 tarihli daire satış sözleşmesinin geçersiz olduğunun tespitine, tapu iptal ve tescil isteminin reddine, sayılan bonolardan dolayı davacı şirketin davalı şirkete borçlu olmadığının tespitine ve bu bonoların davalı şirket yönünden iptaline, davacının kira tazminatı ve satış bedeli ile dairenin rayiç bedeli arasındaki farka dayalı tazminat talebinin reddine, davacının alacak talebinin kısmen kabulüne, 507.399,99 TL alacağın alacağının temerrüt tarihi olan 08/12/2017 tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte davalı şirketten alınarak davacı şirkete verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi tarafından ilk talepleri olan takas, tapu iptali tescil belirterek taleplerinin reddine karar verilmesinin yerinde olmadığını, tarafların iradesinin bu iki borcun mahsup edilmesi olduğunu, sözleşmenin eki “hakediş ve ödemeler protokolü” nün m.3.2. “... Muaccel hale gelmiş hakediş raporu bedeli; yüklenicinin DEHA'nın “PARKMAHAL KONUTLARI” projesinden alacağı “B 09” nolu daireye ait alıcılar hesabına virman yapılması suretiyle ödenir.” denerek bu iradenin açıkça ortaya konduğunu, gayrimenkul satış sözleşmesinin geçerli olduğunu, davacının asansörleri yaparak sözleşmeden doğan edimini ifa ettiğini, ancak davalının kendi üstüne düşen edimi ifa etmediğini, taşınmazın hala davalının adına kayıtlı olduğunu, bu nedenle terditli ilk taleplerinin kabulü gerektiğini, sözleşme konusu dairenin bedelinin arttığını, davalının bu sözleşmenin ifasından kaçınarak sebepsiz zenginleştiğini, bu alacak taleplerinin reddi kararının hatalı olduğunu, yine taşınmaz teslim edilmediği için kira gelirinden mahrum kalındığını, bu zararlarının tahsiline karar verilmesi gerektiğini, bu nedenlerle hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Davacının üstlendiği asansör yapım işini yapılan sözleşmeye uygun olarak ve süresinde tamamlamadığını, sözleşme konusu işin tamamlanmadığına yönelik olarak davacıya ihbar ve ihtarda bulunulduğunu, davacının üstlendiği işlerden ayıplı ve eksik işlerin davalı tarafından tamamlandığını, davacının yaptığı işlerle ilgili olarak sözleşme de belirtildiği üzere imza altına alınmış bir geçici kabul tutanağı olmadığını, bahse konu işlerin hukuken davalıya teslim edilmediğini, taraflar arasında imzalanmış bulunan sözleşmenin 6.3. maddesinde işin süresinde tamamlanamaması durumunda gecikilen her gün için keşfin yüzde biri (%1) oranında ceza ödeyeceği kararlaştırıldığını, gecikmeye yönelik bedelinde tespit edilip en azından şayet davacının alacağı var ise bundan mahsup edilmesi gerektiğini, davacının sözleşmede kararlaştırılan hakedişlerin düzenlenmesi, ödenmesi kesin ve geçici kabulün yapılması prosedürüne uygun hiçbir bir işlem yapmadığının dosya kapsamında ortaya çıktığını, bu nedenle esasında muaccel hale gelmiş hiçbir alacağı olmadığını, davacının, sözleşmeyle yüklendiği işleri yerine getirmediği için Meram Belediyesinin yapımı üstlendiği Belediye Hizmet Binası, Sosyal Tesisi, Binaların Dekorasyonu, Tefrişatı ve Çevre düzenlemesi yapılması işinin teslimini yapabilmek için bahse konu asansörleri tamamlamak zorunda kaldığını, bu nedenle eksik işleri tamamlayabilmek için Buga Otis Asansör San. ve Tic. A.Ş. anlaşma yaptığını, bunlara ilişkin bilgi, belge ve faturalar sunulduğunu, bunların değerlendirmesinin de eksik yapıldığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunda bunun değeri 46.776,40 TL olarak belirlendiğini, oysa sunulan bilgi ve belgelere göre bu harcamalar bu bedelin çok üzerinde olduğuna yönelik itirazda bulunduklarını, herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, davacının keşide ettiği 28.11.2015 tarihli ihtarnamede yapılan iş bedelinin KDV dahil 438.000,00 TL olduğu belirtildiğini, işlerin eksik olduğunun zımmen kabul edildiğini, daha sonra KDV dahil 517.430,00 TL fatura düzenlendiğini, bu farkın açıklanmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydı ile şayet davacının bir alacağının olduğu kabul edilecekse ( 438,000,00 - 46.776,40 ) 391.223,60 TL. ( KDV dahil ) olarak kabul edilebilmesi gerektiğini, davacının sözleşme ile yükümlendiği işi tam ve eksiksiz yapıp teslim ettiğini ispatlaması gerektiğini, buna ilişkin bir tespitin bulunmadığını, yerleşmiş içtihatlara göre yüklenicinin açık ve gizli ayıplarından sorumluluğu garanti ettiği süre için ihbar ve ihtar edilmemiş olsa bile eserle ilgili ayıptan sorumlu olduğunu, bunun için ödenecek bedeli karşılamak zorunda olduğunu, davacı tarafından davalıya düzenlenmiş usule uygun bir fatura olmadığını, davacı ile davalı arasında geçerli bir daire satış sözleşmesi bulunmadığını, davacının davalıdan sözleşmeye uygun olarak hak kazanılmış muaccel bir alacağı olmadığını, kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, eser sözleşmesi ve gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi uyarınca tapu iptal ve tescil, bonoların iptali mümkün değilse terditli olarak iş bedeli alacağının tazmini, satış vaadi sözleşmesinin feshi, bonoların iptali, sözleşmenin ifa edilmemesi nedeniyle mahrum kalınan kira bedeli ve sözleşme tarihi ile dava tarihi arasındaki taşınmaz bedeli farkının tazmini istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369, 370 ve 371. maddeleri, 6098 sayılı TBK 470-486 maddeleri, TMK md. 706 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanunun 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Taraflar arasında asansör yapımına ilişkin adi yazılı eser sözleşmesi yapılmıştır. Davacı alt yüklenici, davalı yüklenicidir. 3.Kural olarak; eser sözleşmelerinin geçerli olması herhangi bir şekil şartına tabi değildir. Tarafların karşılıklı olarak "icap" ve "kabul" iradelerinin oluşmasıyla eser sözleşmesi ilişkisi kurulur. Yazılı olması ancak, taraflara ispat kolaylığı sağlar. Ne var ki, taşınmaz mülkiyeti nakli borcunu doğuran sözleşmelerin, sözleşme tarihi itibarıyla uygulanması gereken 6098 sayılı TBK 237. md, TMK'nın 706, Tapu Kanununun 26 ve Noterlik Kanununun 60. maddeleri uyarınca resmi yazılı şekilde yapılması zorunludur. Bu zorunluluk sözleşmenin geçerliliğine ilişkin olup, bu şekil şartına uymayan bir sözleşme geçerli olarak kabul edilemez. Sözleşmenin geçersiz hükümlerine rağmen diğer hükümleri itibarıyla taraflar arasında eser sözleşmesi kurulduğu anlaşılabiliyor ise tarafların hak ve yükümlülükleri bu sözleşmeye göre belirlenmelidir. Çünkü sözleşmenin yorumunda taraf iradelerine önem verilmesi ve sözleşmenin mümkün olduğunca ayakta tutulmaya çalışılması gerekir. Bu nedenledir ki şekil koşuluna uyulmadığından geçersiz olan bir sözleşme tümüyle geçersiz sayılmayıp, şekil koşulu gerektirmeyen hükümleri, kurulduğu anlaşılan eser sözleşmesi için uygulanması gereken geçerli hükümlerdir. Özellikle bedelin devredilecek taşınmaz olarak kararlaştırıldığı eser sözleşmesi, taşınmaz devri yönünden geçerli değil ise de yapılacak işin bedeli olarak geçerli ve bağlayıcıdır. 4.Sözleşme eki olan "hakediş, ödemeler protokolü” başlıklı belgenin 3.2. maddesine göre muaccel hale gelmiş hak ediş bedelinin yüklenicinin "parkmahal konutları" projesinden alacağı "B09" no.lu daireye ait alıcılar hesabına virman yapılması suretiyle ödeneceği kararlaştırılmıştır. Az yukarıdaki açıklamalar ışığında sözleşmenin bu hükmünün geçerli olmadığı anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra sözleşmenin eki niteliğindeki her iki tarafça imzalı birim fiyat listesi olarak adlandırılan belgede de 7 adet asansörün bedeli KDV dahil 507.399,99 TL olarak belirlendiğine göre davacının talep edebileceği iş bedeli alacağının da 507.399,99 TL olduğunun kabulü gerekecektir. 5.Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında eser sözleşmesi ilişkisi kurulduğu uyuşmazlık konusu değildir. Ancak taşınmaz satış vaadine ilişkin 25/06/2014 tarihli sözleşme kanunda öngörüldüğü şekilde yapılmadığından geçersizdir. Bu nedenle, geçersiz sözleşmeye dayalı davacının tapu iptal tescil talebinin reddi gerektiğinden sözleşmeye dayalı kira tazminatı veya mahrum kalınan kara ilişkin tazminat talebinde de bulunulamayacağı açıktır. 6.Taraflar arasında geçerli bir eser sözleşmesi ilişkisi kurulması durumunda işi üstlenen yüklenicinin işe hiç başlamadığı ya da işi terk ederek yarım bıraktığı iş sahibi tarafından yasal delillerle kanıtlanmadıkça sözleşmeye uygun olarak gerçekleştirilen imalatın bu işi üstlenmiş olan yüklenici tarafından yapılmış kabul edilmesi gerektiği, Dairemiz uygulamalarında karine olarak kabul edilmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 6. ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 190. maddeleri uyarınca taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. Yine, gerek doktrinde gerekse Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere; ispat yükü, hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kişiye düşer. Az yukarıda da belirtildiği üzere bir sözleşme fesih ya da başka bir nedenle ortadan kaldırılmadıkça, o sözleşme kapsamında kalan işlerin, o sözleşmenin yüklenicisi tarafından yapıldığı kabul edilir. 7.Somut olayda, davacı alt yüklenici sözleşme kapsamındaki işleri bitirerek, 7 adet asansörün imalatını tamamladığını ve asansörlere ilişkin 23.06.2005 tarihinde tescil belgelerinin de alınarak davalı tarafa teslim edildiğini, asansörlerin dava dışı Belediye'nin kullanımında olduğunu, işi teslim ettiğini iddia etmiştir. Taraflar arasındaki sözleşme feshedilmeyip ayakta kaldığından, bu sözleşme kapsamında kalan işlerin tümüyle davacı taşeron tarafından ifa edildiği karine olarak kabul edilir. Bu karinenin aksini savunan davalı yüklenicinin, bu savunmasını yasal delillerle ispatlaması gerekir. Oysa davalı yüklenici tarafından sözleşme feshedilmediği gibi, davalı yüklenicinin eksik ve ayıplı işe dair bir tutanağı veya yaptırdığı delil tespiti bulunmamaktadır. Ayrıca davalının asansörlerin bakımına ve arızalarının giderimine ilişkin davacı dışında başka bir firmayla 02.07.2015 tarihinde sözleşme imzaladığı dikkate alındığında davalının asansörleri teslim aldığının kabulü gerekir. Bu durumda davalı yüklenici, işin eksik ve ayıplı yapıldığını, asansörlerin teslim edilmediğini, alt yüklenicinin işi terk ettiğini, işin kendisi tarafından tamamlandığını kanıtlamakla yükümlü olup, eldeki davada davalı yüklenici bu hususu kanıtlayamadığından bölge adliye mahkemesince işin tamamının davacı tarafından yapıldığının kabulü ile sözleşmede kararlaştırılan 7 adet asansörün bedeli KDV dahil 507.399,99 TL iş bedeli alacağına hak kazandığının tespiti, asansörlerin tesliminde cezai şart isteme hakkını saklı tuttuğunu ispatlayamadığından ve dava konusu asansörler davalıya teslim edilip, dava dışı Belediye'nin kullanımına sunulmasından sonra davalının arızalara sebep veren ayıplı malzemeleri garanti kapsamında asansör bakımı için anlaştığı firma olan dava dışı şirkete yaptırdığı anlaşıldığından arıza giderim bedeli ile sözleşmede kararlaştırılan cezai şart bedelinin, iş bedeli alacağından mahsup edilmemesinde de isabetsizlik bulunmamaktadır. 8.Açıklanan nedenlerle; temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, davacı vekili ve davalı vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin taraflara yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.