Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2024/2774 E. 2026/3372 K. – Nitelikli Yağma
Konu: Nitelikli Yağma
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2024/2774
- Karar No
- 2026/3372
- Karar Tarihi
- Konu
- Nitelikli Yağma
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/1554 E., 2023/5220 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık ... suça sürüklenen çocuk hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk Derece Sanık ... suça sürüklenen çocuk hakkında İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 15.02.2023 tarihli 2020/249 esas, 2023/84 sayılı kararıyla sanık hakkında nitelikli yağma, kasten yaralama, silahla tehdit, konut dokunulmazlığının ihlali suçlarından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 223/2-e maddesi uyarınca beraat, suça sürüklenen Taner hakkında konut dokunulmazlığının ihlali suçundan aynı Kanun'un 223/2-e maddesi uyarınca beraat, suça sürüklenen çocuk hakkında suç vasfı değişikliği ile kasten yaralama suçundan şikayetten vazgeçme nedeniyle aynı Kanun'un 223/8.maddesi uyarınca düşme kararı verilmiştir.
B. İstinaf İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesi'nin 21.12.2023 tarihli ve 2023/1554 Esas, 2023/5220 Karar sayılı kararı ile 5271 sayılı Kanun'un 280/2. maddesi uyarınca ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasına; sanık hakkında nitelikli yağma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 149/1.a-c-d maddeleri uyarınca 12 yıl; suça sürüklenen çocuk hakkında aynı Kanun'un 149/1.a-c-d, 31/3, 62. maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Katılan vekilinin temyiz istem, daha ağır cezaya hükmolunması gerektiğine, lehlerine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine ilişkindir.
Sanık müdafi ve suça sürüklenen çocuk müdafinin temyiz istemi, mağdurun iftira attığını açıkça söylediğine, delillerin yanlış değerlendirildiğine, beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir. Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) anlaşılmıştır.
Somut olaya gelince; 1. Mağdurun soruşturma aşamasında alınan ilk beyanlarında suça sürüklenen çocuk ... sanığın olay günü kendisini darp ederek masanın üzerinde duran telefon ve 150,00 TL parasını aldıklarını beyan ettiği, akabinde beyanlarından dönerek gayri resmi eşi olan suça sürüklenen çocuğu kıskanması sebebiyle iftira attığını belirttiği görülmekle, mağdurun olay günü basit tıbbi müdahale ile giderilir şekilde yaralandığını gösterir genel adli muayene raporu gözetildiğinde, sanık ... suça sürüklenen çocuğun mağdura karşı kasten yaralama eylemlerinin sabit olduğu; nitelikli yağma suçu yönünden ise katılanın çelişkili beyanı dışında maddi delil bulunmadığı görülmekle "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi uyarınca sanık ... suça sürüklenen çocuğun eyleminin kasten yaralama suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin delillerin hatalı değerlendirilmesi sonucu nitelikli yağma suçundan hüküm kurulması;
2. “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz ve çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.” hükmüne yer verilmiştir.
6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 2/d maddesinde yer alan “şiddet” tanımına göre;
“Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranışı” ifade eder.
Aynı Kanun’un 20. maddesinin 2. fıkrasında da davaya katılma konusuyla ilgili olarak; “Bakanlık, gerekli görmesi hâlinde kadın, çocuk ve aile bireylerine yönelik olarak uygulanan şiddet veya şiddet tehlikesi dolayısıyla açılan idarî, cezaî, hukukî her tür davaya ve çekişmesiz yargıya katılabilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Somut olayda pozitif ayrımcılığa tabi tutulan mağdurun, 6284 sayılı Kanun kapsamında şiddet mağduru olması nedeniyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının aynı Kanun’un 20/2. maddesi uyarınca davaya katılmasında isabetsizlik görülmediğinden, kendisini vekille temsil ettiren katılan kurum lehine avukatlık asgari ücret tarifesine göre vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi;
Kabule göre ise; BTİK'den celbedilen suça konu hattın takıldığı telefonun İMEİ numarası üzerinden marka ve modelinin tespit ettirilerek ikinci el değerinin belirlendikten sonra sanık ... suça sürüklenen çocuk hakkında 5237 sayılı Kanun'un 150/2. Maddesinde yer alan değer azlığı nedeniyle ceza indirimi hükmünün uygulanma şartlarının oluşup oluşmadığı tartışılmadan eksik araştırma ile hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle katılan kurum vekilinin, sanık müdafinin ve suça sürüklenen çocuk müdafinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin, kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği Tebliğname’ye kısmen uygun olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dosyanın 5271 sayılı Kanun'un 304/2. maddesi uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesi'ne gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 21.04.2026 tarihinde karar verildi.