Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2006/10117 E. 2010/5690 K. – Hırsızlık
Konu: Hırsızlık
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2006/10117
- Karar No
- 2010/5690
- Karar Tarihi
- Konu
- Hırsızlık
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : Mahkumiyet Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü: Savunmanının yüzüne karşı ve kendisi ile kanuni temsilcisinin yokluğunda verilen Besni Asliye Ceza Mahkemesinin 02/06/2005 tarih ve 2005/61-360 sayılı kararının sanık ...'un kanuni temsilcisi annesi ... tarafından bir haftalık yasal temyiz süresi geçtikten sonra öğrendiği 16/06/2005 günü temyiz yasa yoluna başvurulduğu, ancak kararın son bölümünde başvurulacak kanun yolları açıklanırken, "Dair; temyiz yolu açık olmak üzere, sanıklar ve müştekinin yokluğunda, sanık müdafilerinin yüzüne karşı, C. Savcısı ...'nun huzuru ile mütalaaya uygun olarak CMK.nun 185. madde uyarınca gizli duruşmada verilen karar gizli duruşmada açıklanarak 7 gün içerisinde Yargıtay'da temyiz yolunun açık olduğu sanıklar müdafîlerine usulen anlatıldı." dendiği, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 40/2, 5271 sayılı CMK.nun 34/2, 40/2, 231/2 ve 232/6. maddelerine göre; mahkeme kararlarında ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını, sürelerini ve şeklini kuşkuya yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerektiğinin açık ve buyurucu şekilde belirtildiği, ancak anılan Mahkemenin kararında, "sürenin başlangıcı ile başvuru şeklinin" açıklanmaması suretiyle sanık ... kanuni temsilcisinin iradesinin yanıltıldığı, ayrıca adı geçene gerekçeli kararın bu açıklamaları içerir biçimde yeniden tebliğ edilmediği anlaşıldığından, anılan sanık kanuni temsilcisinin temyiz isteminin süresinde olduğu kabul edilerek yapılan incelemede; 647 sayılı Yasanın, 5275 sayılı Yasanın 122. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olması ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK.nun 50/5. maddesinde öngörülen düzenlemeye göre, sanık ... hakkında hükmolunan cezanın türü ve miktarına nazaran 1412 sayılı CMUK.nun 5219 sayılı Yasa ile değişik 305/1. maddesi gereğince hükmün temyizi olanaklı bulunmadığından, 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK.nun 317. maddesi uyarınca Üst Cumhuriyet Savcısı ve sanık ... kanuni temsilcisinin temyiz isteminin isteme aykırı olarak REDDİNE, Sanık ... hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hâkimin takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak; 1-Sanık hakkında kısa süreli hapsin 5237 sayılı TCK.nun 50/1-a maddesi gereğince seçenek yaptırıma çevrilmesi sırasında gerekçenin, "yargılama sürecinde pişmanlık göstermesi'" olarak belirtildiği halde, aynı Yasanın 62. maddesinin uygulanmamasında, "pişmanlık göstermemesi'" belirtilerek çelişki yaratılması, 2-Suç ve hüküm tarihlerinde yürürlükte bulunan 5275 sayılı Yasanın 106/4. maddesindeki düzenleme karşısında; suç tarihinde 18 yaşını doldurmayan sanık hakkında hapisten çevrilen adli para cezasının ödenmemesi halinde 5237 sayılı TCK.nun 50/6. maddesi gereğince hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verilemeyeceği, bu durumda 5275 sayılı Yasanın 106/11. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi, 3-5237 sayılı TCK.nun 141 ve 142. maddelerinde tanımlanan hırsızlık suçu ile 765 sayılı TCK.nun 493/1. maddesinde yer alan suçun öğelerinin farklı olduğu, gece sayılan zaman diliminde, suça konu işyerinin kilidinin kırılıp içindeki malların çalınması suretiyle hırsızlık suçunun işlendiği ve yakınmanın da devam ettiğinin anlaşılması karşısında; sanık hakkında 5237 sayılı Yasanın 116/2-4, 119/1-c maddelerindeki geceleyin işyeri dokunulmazlığını bozma ve 151/1. maddesindeki mala zarar verme suçlarından da hüküm kurulması gerektiğinin düşünülmemesi, 4-5237 sayılı Yasanın 145. maddesindeki "malın değerinin azlığı" kavramının, 765 sayılı TCK.nun 522. maddesindeki "hafif veya "pek hafif ölçütleriyle her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlaması dışında benzerliği bulunmadığı, "değerin azlığının" 5237 sayılı Yasaya özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, Yasa koyucunun amacı ile suçun işleniş biçimi, sanığın kastı ve olayın özelliği de gözetilmek suretiyle, daha çoğunu alma olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak da gerekiyorsa ceza vermekten vazgeçilebileceği ölçüdeki düşük değerler esas alınmak, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanmak koşuluyla uygulanabileceği düşünülmeden, somut olayda koşulları bulunmadığı halde bu maddeye düzenleme amacının dışında yorumlar getirilerek sanık hakkında ceza verilmesinden vazgeçilmesine hükmolunması, 5-Sanığın eylemine uyan 765 sayılı TCK.nun 493/1, 522/1, 55/3; 647 sayılı Yasanın 4, 5. maddelerine göre, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.nun aynı suça uyan 142/1-b, 143/1, 31/3, 50/1-a, 3; 52/2-4; 116/2-4, 119/1-c, 31/3, 50/1-a, 3, 52/2-4; 151/1, 31/3, 50/1-a, 3, 52/2-4. maddelerinde öngörülen özgürlüğü bağlayıcı cezaların türü, alt ve üst sınırları bakımından anılan Yasanın 7/2, 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddeleri ışığında; hüküm tarihinden sonra 15/07/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5395 sayılı Yasanın 24. maddesi uyarınca uzlaşma hükümlerinin uygulanması halinde 5237 sayılı Yasanın; aksi halde 765 sayılı Yasanın hükümlerinin sanık lehine olduğunun gözetilmesi gerekliliği, 6-Hüküm tarihinden sonra 15/07/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5395 sayılı Yasanın 23. maddesi uyarınca sanık hakkında değerlendirme yapılması zorunluluğu, 7-Sanıklardan, neden oldukları yargılama giderlerinin ayrı ayrı alınması gerekirken, "mütesaviyen" alınmasına karar verilmesi suretiyle 5271 sayılı CMK'nun 326/2. maddesine aykırı davranılması, Bozmayı gerektirmiş, Üst Cumhuriyet Savcısının ve sanık ... savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle istem gibi BOZULMASINA, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK.nun 326/son maddesi uyarınca sanığın ceza süresi bakımından kazanılmış hakkının korunmasına, 06.05.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.