Yargıtay · 5. Hukuk Dairesi
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2024/8299 E. 2025/5093 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 5. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/8299
- Karar No
- 2025/5093
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/780 Esas, 2024/811 Karar KARAR : Esastan ret/ Düzeltilerek yeniden esas hakkında verilen karar İLK DERECE MAHKEMESİ : Çorlu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/54 Esas, 2023/332 Karar Taraflar arasındaki 4650 sayılı Kanun'la değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun (2942 sayılı Kanun) 10 uncu maddesine dayanan kamulaştırma konusu daimi ve geçici irtifak hakkı bedelinin tespiti ve kullanım hakkının davacı idare adına, daimi irtifak hakkının ise Hazine adına tescili istemine ilişkin asıl dava ile kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat istemine ilişkin birleştirilen davada yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne, birleştiren dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı üzerine yargılama yapan İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne, birleştirilen dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddi ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın kabulüne, birleştiren dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Davacı idare vekili asıl davada dava dilekçesinde özetle; Tekirdağ ili, ... ilçesi, ... Mahallesi 286 parsel (yeni 142 ada 49 parsel) sayılı taşınmazda kamulaştırma konusu daimi ve geçici irtifak hakkı bedelinin tespiti ve kullanım hakkının davacı idare adına, daimi irtifak hakkının Hazine adına tescilini talep etmiştir. 2. Davacı vekili birleştirilen davada dava dilekçesinde özetle; Tekirdağ ili, ... ilçesi, ... Mahallesi 286 parsel (yeni 142 ada 49 parsel) sayılı taşınmaza fiilen boru hattı geçirilmek suretiyle el atıldığını ileri sürerek tazminat bedelinin davalı idareden tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; acele el koyma dosyasında tespit edilen bedelin çok düşük olduğunu, tesis edilecek irtifak hakkı nedeniyle taşınmazın ciddi oranda değer kaybedeceğini savunarak taşınmazın gerçek değerinin tespiti suretiyle kamulaştırma bedelinin belirlenmesini istemiştir. 2. Birleştirilen davada davalı idare vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmaza acele el koyma kararı verildiğini ve akabinde kamulaştırılmasına dair bedel tespit ve tescil davası açıldığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla asıl davanın kabulüne, kamulaştırma konusu daimi ve geçici irtifak hakkı bedelinin tespiti ile kullanım hakkının davacı idare adına, daimi irtifak hakkının ise Hazine adına tesciline, birleştirilen kamulaştırmasız el atmadan kaynaklı tazminat davası konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı idare vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmaz üzerinde tesis edilecek daimi ve geçici irtifak hakkının ürün kaybına ve değer düşüklüğüne sebebiyet vermeyeceğini, belirlenen değer düşüklüğü oranının çok yüksek olduğunu, kamulaştırma bedelinin yüksek miktarda takdir edildiğini, uygulanan objektif değer artış oranının çok yüksek olduğunu, bilirkişi raporunun hatalı olup hükme esas alınamayacağını, davacı idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. 2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükme esas alınan bilirkişi raporunda taşınmazın çıplak değerinin çok düşük belirlendiğini, net gelir metoduna göre hesaplama yapılırken daha yüksek oranda objektif değer artışı uygulanması gerektiğini, belirlenen değer düşüklüğü oranının da kabul edilemeyeceğini, hüküm altına alınan kamulaştırma bedelinin yüksek enflasyon karşısında değer kaybettiğini, 2942 sayılı Kanun'un 10 uncu maddesinin dokuzuncu fıkrasındaki faize ilişkin düzenlemenin Anayasa Mahkemesince iptal edildiğini, tespit edilen kamulaştırma bedeline yasal faiz işletilmiş ise de Anayasa Mahkemesinin iptal kararı dikkate alındığında davalının yasal faizi aşan zararlarının da karşılanması gerektiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla arazi niteliğindeki dava konusu taşınmaza olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelir esas alınarak değer biçilmesinin 2942 sayılı Kanun'un değerlendirmeye ilişkin hükümlerine aykırılık teşkil etmediği, hükme esas alınan bilirkişi raporunda uygulanan kapitalizasyon faizi ile objektif değer artış oranlarının taşınmazın nitelik ve konumuna uygun düştüğü, taşınmazın tamamının yüzölçümü, geometrik durumu ve enerji nakil hattı güzergahı dikkate alınarak irtifak hakkı karşılığının tespiti ve değer azalış oranının yerinde olduğu; ancak faiz hükmünün hatalı tesis edildiği, davanın niteliği gereği asıl dava yönünden maktu vekâlet ücreti takdir edilmesi gerektiğinin gözetilmemesinin doğru olmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddi ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın kabulüne, birleştirilen kamulaştırmasız el atmadan kaynaklı tazminat davası konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılması gerekirken davacı idarece istinaf sebebi yapılmayan faiz hususunda Bölge Adliye Mahkemesince yeniden karar verilmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu, kaldı ki 2942 sayılı Kanun'un 10 uncu maddesinin dokuzuncu fıkrasındaki faize ilişkin düzenlemenin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini, hüküm altına alınan kamulaştırma bedeline dava tarihinden karar tarihine kadar kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faize hükmedilmesi gerektiğini, kamulaştırma bedelinin yüksek enflasyon nedeniyle değer kaybına uğradığını, işletilen yasal faizin davalının zararını karşılamaya yetmediğini, tespit edilen kamulaştırma bedelinin çok düşük olup taşınmazın gerçek değerini yansıtmadığını, net gelir metoduna göre hesaplama yapılırken daha yüksek oranda objektif değer artışı uygulanması gerektiğini, değer düşüklüğü oranının çok düşük belirlendiğini, boru hattı üzerine eskisi gibi köklü ağaç dikilebilmesinin mümkün olmayacağını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, asıl davada kamulaştırma konusu daimi ve geçici irtifak hakkı bedelinin tespiti istemine ilişkindir. 2. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Arazi niteliğindeki dava konusu taşınmaza 2942 sayılı Kanun’un 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca net geliri esas alınarak değer biçilmesinde ve aynı Kanun'un 11 inci maddesinin son fıkrası uyarınca taşınmaz malın niteliği, tamamının yüzölçümü, geometrik durumu ve boru hattı güzergahı dikkate alınarak değer düşüklüğü oranı belirlenmek suretiyle irtifak hakkı karşılığının tespit edilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. 3. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukukî nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 4. 01.08.2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas, 2023/69 Karar sayılı kararı ile 04.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kanun’un 24.04.2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un 5 inci maddesiyle değiştirilen 10 uncu maddesine 11.04.2013 tarihli 6459 sayılı Kanun’un 6 ncı maddesiyle eklenen dokuzuncu fıkrası iptal edilmiştir. Dava 01.08.2023 tarihinden önce açılmıştır. Anayasa’nın 153 üncü maddesinin beşinci fıkrasında yer alan; “İptal kararları geriye yürümez.” hükmü ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun; “Her davada açıldığı tarihte tespit edilen vaziyet hükme ittihaz olunması iktiza eylemesine…” gerekçesini içeren 28.11.1956 tarihli ve 15/15 sayılı kararı ile; “Her dava açıldığı tarihteki fiili ve hukukî duruma göre karara bağlanır.” genel hukukî prensibini hâvi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.05.2017 tarihli ve 2017/3-990 Esas, 2017/954 Karar sayılı kararları nazara alındığında, fark kamulaştırma bedeline 2942 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesinin dokuzuncu fıkrası gereğince davanın açıldığı tarihten 4 ay sonrasından başlamak üzere karar tarihine kadar yasal faiz işletilmesi gerekiyor ise de 6100 sayılı Kanun'un 355 inci maddesi gereği, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf incelemesi kamu düzenine aykırılık dışında istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı, davacı idare vekilince faiz başlangıç tarihinin istinaf nedeni yapılmadığı gözetildiğinde, faiz başlangıç tarihinin düzeltilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirir. Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. Davalı vekilinin temyiz itirazının kısmen kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının; (B) bendinin (3) numaralı alt bendinde yer alan "18.04.2021 tarihinden" ifadesinin hükümden çıkarılarak yerlerine "dava tarihi olan 17.12.2020 tarihinden" ifadesinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Asıl davada davalı-birleştirilen davada davacı'dan peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.04.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 Esas, 2004/19 Karar sayılı kararı ve müstakar kararlarında da açıkça ifade edildiği üzere Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının kesin hüküm halini almamış derdest davalar yönünden uygulanmaları gerekir. Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulî kazanılmış hakkın ve aleyhe bozma yasağının istisnasını teşkil ederler. Bu nedenle somut olayda; davalı tarafın Anayasanın 46 ncı maddesinin son fıkrası uyarınca kamu alacaklarına uygulanacak en yüksek faizin uygulanmasına yönelik Hukuk Muhakemeleri Kanununun 26 ncı maddesinin birinci fıkrası kapsamında değerlendirilecek bir temyiz talebinin (Davalı taraf vekilinin 10.06.2024 tarihli dilekçesindeki “Faize” ilişkin talebi) de dosya münderecatında bulunması karşısında, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10 uncu maddesinin dokuzuncu fıkrası hükmünün iptali yönünde Anayasa Mahkemesi tarafından verilen ve 01.08.2023 tarihli, 32266 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas - 2023/69 Karar sayılı iptal kararı doğrultusunda karar verilmeli ve “dava tarihinden itibaren mahkeme karar tarihine kadar” Anayasanın 46 ncı maddesinin son fıkrası hükmü nazara alınarak faize hükmedilmelidir. Hâl böyle iken, eldeki derdest davada Anayasa Mahkemesi iptal kararının uygulanmadığı, Sayın çoğunluğun diğer yönleriyle katıldığımız “Düzeltilerek Onanma Kararı”na ve 4 No’lu “Değerlendirme görüşündeki gerekçeye” yukarıda açıkladığımız nedenlerle katılmıyoruz. 15.04.2025