Yargıtay · 5. Hukuk Dairesi

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2024/316 E. 2025/9205 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
5. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/316
Karar No
2025/9205
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/376 Esas, 2023/1354 Karar KARAR : Esastan ret

Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsiline ilişkin davada yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı idare vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı idare vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin mirasçısının ... ili, ..., 78 ada eski 3 parsel (yeni 11 parsel) sayılı taşınmazın hissedarı olduğunu, dava konusu taşınmaza davalı idare tarafından el atıldığını ve taşınmazın 11 parsel numarasını aldığını, taşınmazın ilk olarak tapuda 09.10.1956 tarihinden sonra kadastro yoluyla tescil edildiğini ileri sürerek fazlaya ve faize dair tüm talep ve dava, beyan, ıslah ve bedel artırma hakları ayrı ayrı saklı kalmak üzere; kamulaştırmasız el atılan taşınmaz için şimdilik 50.000,00 TL tazminat bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı idare vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın 09.10.1956 tarihinden önce fiilen kamu hizmetine tahsisli olması nedeniyle 221 sayılı Kanun'un aradığı şekilde mülkiyetin fiilen kamuya tahsisli olmasının gerekli ve yeterli olduğunu, daha sonraları mülkiyetin başkasına geçmesinin 221 sayılı Kanun'un amacı ve düzenlemesi dikkate alındığında bu değişimlere bir sonuç bağlamaması, dava konusu taşınmazın müvekkilleri idarece kamulaştırılmadığından 221 sayılı Kanun adete ilgili idareler yerine geçerek dava konusu taşınmazları kamulaştırmış olduğundan aynı kanun'un 7 nci maddesi gereği müvekkilleri idarece taşınmazın hükmen tapuya tescil edilmesini, taşınmazın bedelini talep etmek için 221 sayılı Kanun'un 4 ncü maddesinde tanınan 2 yıllık hak düşürücü sürelerin geçmesi ve 221 sayılı Kanun'un mülkiyetin kim adına ne zaman tescil edildiğine değil taşınmazın ne zamandan beri kamu hizmetine tahsisli olduğunu düzenlemiş olduğundan müvekkilleri idarenin 221 sayılı Kanun uyarınca yapmış olduğu hükmen tescilin yolsuz olmaması, bir an için tescilin yolsuz olduğu varsayılsa dahi yukarıda belirtildiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 712 nci maddesi gereği yapılan tescil yolsuz olmaktan çıkıp kanuna uygun bir hale gelmesi ve tazminat istemeye engel teşkil etmesi, dava konusu taşınmaza ait tapu kütüğünün incelenmesinde davacıların miras bırakanı ... ismine rastlanmadığının görülmekle olduğu ve davacıların dava açma haklarının olmadığı gerekçeleriyle davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararı ile somut uyuşmazlıkta 221 sayılı Kanun'un gereğince hak düşürücü süre yönünden yapılan itiraza yönelik olarak; kapatılan ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1973/653 Esas, 1974/214 Karar sayılı 04.07.1974 tarihli kararı dosyasının hak sahiplerinin yokluğunda görülerek karara bağlandığı ve ayrıca bu hususta davacıların murislerinin tapudaki edinim tarihleri de gözetildiğinden davada 221 sayılı Kanun gereğince uygulanması gereken hak düşürücü sürenin uygulanamayacağı anlaşılmakla davalı idarenin bu hususta somut uyuşmazlıkta 221 sayılı Kanun'un 4 ncü maddesinde tanınan 2 yıllık hak düşürücü süreye yönelik itirazının reddine karar vermek gerekmiş olup işbu noktada dava konusu taşınmazın tapuya ilk olarak 09.10.1956 tarihinden sonra tescil edildiği gibi hükmen davalı idare adına tesciline ilişkin kararın da davanın hasımsız olarak yürütülmesi nedeniyle yolsuz olduğu, bu nedenle de somut olayda 221 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı ve somut uyuşmazlıkta kamulaştırmasız el atma olgusunun gerçekleştiği gözetilerek, arsa niteliğindeki taşınmaza emsal karşılaştırması yapılarak belirlenen bedelin davalı taraftan faiziyle alınarak davacı tarafa ödenmesine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı idare vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri Davalı idare vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmaza 1956 yılından önce el atıldığından 221 sayılı Kanun uyarınca idare adına tescil edildiğini, tescilin yolsuz olduğu kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığını, emsal seçimi ve değerlendirmesinin hatalı olduğunu, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmediğini, taşınmazın vakıf arazisi olduğundan özel mülkiyete konu olamayacağını ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu taşınmazın mülkiyeti ilk olarak kadastro tespitiyle 1960 yılında kazanıldığı ve taşınmazın davalı idare adına tesciline ilişkin ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.01.1975 tarihli ve 1973/653 Esas, 1974/214 Karar sayılı dosyasında davanın hasımsız olarak yürütülmesi sebebiyle yapılan tescilin yolsuz tescil niteliğinde olduğu gözetilerek Mahkemece her ne kadar karar tarihinde yürürlükte bulunan 221 sayılı Kanun hükümlerinin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru değilse de Anayasa Mahkemesinin 04.08.2022 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 21.04.2022 tarihli ve 2021/19 Esas, 2022/46 Karar sayılı kararı ile 221 sayılı Kanun'un iptal edildiğinden Mahkemece işin esasına girilerek karar verilmesi sonucu itibari ile doğru görülerek kamulaştırmasız el atılan arsa niteliğindeki taşınmaza mahallinde yapılan keşif sonucu emsal karşılaştırması yapılarak değer biçen, usul ve kanun uygun olarak düzenlenen bilirkişi raporuna göre el atma bedelinin davalı idareden tahsiline karar verilmesi doğru olduğu gibi taşınmazın bilirkişi raporunda belirlenen niteliğine göre bedelinin uygun olduğu anlaşıldığından davalı idare vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı idare vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri Davalı idare vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar etmiş ve Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümeyeceğini belirtmiştir.

C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ... olarak davacı tapu maliki ile davalı idare arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmazın değerinin tahsili hususundadır.

2. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Dava konusu taşınmazın 1960 yılında yapılan kadastro çalışmaları esnasında dava dışı şahıslar adına tespit gördüğü, mülkiyeti ilk olarak kadastro tespitiyle 1960 yılında kazanıldığı ve Üsküdar 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.01.1975 tarihli ve 1973/653 Esas, 1974/214 Karar sayılı kararı ile davalı idare adına tesciline karar verildiği 16.10.1974 tarihinde hükmen ifraz ile tapuda tescil işleminin gerçekleştirildiği anlaşılmıştır.

3. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun Geçici 4 ncü maddesiyle Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.02.2016 tarihli 2014/8-1084 Esas, 2016/158 Karar sayılı ve 25.05.2005 tarihli ve 2005/288 Esas, 2005/ 352 Karar sayılı kararı ile bu kararda sözü edilen Anayasa Mahkemesinin 9.12.1989 tarihli ve 1989/14 Esas, 1989/49 Karar sayılı kararı ve 12.12.1989 tarihli ve 1989/11 Esas, 1989/48 Karar sayılı Kararları nazara alındığında 221 sayılı Kanun'un iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 2021/19 Esas, 2022/46 Karar sayılı kararının yürürlük tarihi olan 04.05.2023 tarihinden çok önce 13.01.1963 tarihinde iki yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu ve davalı yararına kazanılmış hak oluştuğu, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının kazanılmış hakları etkilemeyeceği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçe ile kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davalı idare vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesinden verilen karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin olarak verilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Davalı idareden peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

19.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2024/316, K. 2025/9205, T. 19.06.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-5-hukuk-dairesi-2024-316-e-2025-9205-k-c19ed5a8c02e