Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2024/9967 E. 2024/12555 K.

Konu: Muvazaalı İşlemin İptali

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/9967
Karar No
2024/12555
Karar Tarihi
Konu
Muvazaalı İşlemin İptali

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/468 E., 2024/983 K. DAVALILAR : 1-... vekili Avukat ... 2-Mehmet Zeki Üçdoğan vekili Avukat ... İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : K-2014/513 E., 2023/393 K. Taraflar arasındaki muvazaalı işlemin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı ... vekili ve davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili ve davalı ... vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 10.12.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen gün ve saatte davacı vekili Avukat ... ile davalı ... vekili Avukat ... ve davalı ... vekili Avukat ... geldiler tarafların vekilinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 10.12.2024 gününde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: Bölge Adliye Mahkemesi kararı adli yardım talepli olarak davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü: Adli yardım, temyiz yoluna başvuru sırasında talep edilmekle; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 336 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, adli yardım talebini inceleme görevi Yargıtaya aittir. Adli yardım, 6100 sayılı Kanun’un 334 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddelere göre gerçek kişiler ile kamuya yararlı dernek ve vakıfların yararlanabileceği adli yardımın şartları, ödeme gücünden yoksun olma ve talebin açıkça dayanaktan yoksun olmamasıdır. Adli yardım talebinde bulunan gerçek kişi veya tüzel kişinin yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeleri de mahkemeye ibraz etmesi gerekir. Adli yardım talebinde bulunanın ödeme gücünden yoksun olup olmadığı, bu belgeler incelenerek belirlenecektir. Bu açıklamalar ışığında adli yardım talebinde bulunan davalı ...'ın kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin gereken temyiz yoluna başvuru giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşıldığından, adli yardım talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ...'ın ve dava dışı ortağının talebi üzerine davacı tarafından verilen 08.05.2009 tarihli 5.000.000 TL limitli müteselsil kefalet senedinin davalı ... tarafından davacı ...'e tevdii edildiğini, daha sonra limitin 30.000.000 TL'ye çıkartıldığını, ancak davalı borçlu tarafından 2014 yılı Ağustos ayından itibaren çeklerin ödenmemesi üzerine cari borç bakiyesinin 23 Eylül 2014 tarihi itibariyle 13.275.595,85 USD ye ulaştığını, borçlu firma için yürütülen takiplerden dolayı davalı ... ve ... hakkında İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2014/1421 Esas sayılı dosyasında alacak davası açıldığını, alacak davası görülürken ...'ın adına kayıtlı ... ilçesi, 934 da, 35 parselde bulunan ve ikamet etmeye devam ettiği taşınmazı davalı ...'e devrettiğini, bu tasarrufun alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak yapıldığını belirterek ... ilçesi, 934 ada, 35 parselde bulunan 25 nolu villanın davalı ...'e yapılan satış işleminin TBK 19 maddesi gereğince iptaline ve borçlu davalı ... adına tesciline veya borçlu adına tesciline gerek olmaksızın davacı alacaklıya haciz ve satış yetkisi verilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacı alacağının kesinlik arz edip etmediğinin saptanması gerektiğini, davalı ...'in satın alma işleminin muvazaalı olmadığını, taşınmazda halen diğer davalının ikamet ettiği iddiasının yerinde olmadığını, satış bedelinin piyasa rayici üzerinden ödendiğini, davalının diğer davalı ile davacı arasındaki ticari ilişkiyi bilecek durumda olmadığını ve diğer davalıdan alınan bilgiye göre şahsi kefaletin dayanağı olan belgelerdeki imzaların diğer davalıya ait olmadığının saptandığını belirterek davanın usul ve esastan reddine karar verilmesini istemiştir. 2.Davalı ... vekili; davalı borçlu aleyhine yürütülen icra takibinin dava açıldıktan sonra yürütüldüğünü, alacakla ilgili verilen kararın kesinleşmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davaya konu taşınmazın 11.03.2014 tarihinde 12.000.000,00 TL bedelle davalı ...'e satış yolu ile devredildiği, taşınmazın satış tarihi itibariyle saptanan 19.250.000,00 TL değer ile uyumlu olmadığı, ayrıca söz konusu satış bedelinin davalı ... 'ye ödendiği iddiası ile ilgili tanık beyanı dışında delilin sunulamadığı, davalı ... 'nin aynı ay içinde 8 gün ara ile 3 ayrı villa vasıflı taşınmazını davalı ...'e satış yolu ile devrettiği ve davaya konu taşınmazı kullanmaya devam ettiği, hakkında alacak davası açılan davalı ... 'nin alacaklıdan mal kaçırmak amacı ile muvazaalı olarak adına kayıtlı 3 ayrı villa vasıflı taşınmazını davalı ... 'e devir yolunu seçtiği gerekçesi ile davanın kabulüne, İstanbul İli, ... İlçesi, ... Mah. 934 ada 35 parselde yer alan taşınmazdaki 620/32680 arsa paylı B1 tipi 25 numaralı dubleks mesken (villa vasıflı) bağımsız bölüm ile ilgili davalılar arasındaki 11.03.2014 tarihli tasarrufun davacı yönünden 6.032.488,00 TL ve 10.09.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte ulaştığı miktarla sınırlı olmak üzere iptali ile, tapu kaydının eski malik Mehmet Zeki adına tesciline gerek duyulmaksızın davacıya iptal edilen tutarla sınırlı olarak cebri icra yetkisi verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili ve davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde; dava ön koşullarının gerçekleşmediğini, tasarrufun yapıldığı 11.03.2014 tarihi itibariyle davacının herhangi bir alacağının ve taşınmazın devir bedeli ile rayiç değeri arasında misli fark bulunmadığını, taşınmazın bir süre müvekkilinin kullanımda bırakılması şartı ile devredildiğini, bu nedenle bir miktar düşük bedelle satılmasının olağan olduğunu, mahkemece taşınmazın devir bedelinin ödendiğinin ispatlanamadığı belirtilmesine rağmen taşınmazın devri için müvekkiline 12.000.000,00 TL ödendiğinin resmi senet ile ispatlandığını, mahkemece üç ayrı villa satıldığı belirtilmesine rağmen devredilen taşınmazların bir adet villa ve villanın bulunduğu sosyal tesislerdeki arsa payına ilişkin olduğunu, taşınmazın devrinin muvazaalı olduğunun ispatlanamadığını, müvekkili ile diğer davalı tarafından dava konusu taşınmazın satımının davalıların avukatlarının kontrolü ve danışmanlığı altında yapıldığını, davalılar arasında, dava konusu gibi çok değerli bir taşınmazın satışını muvazaalı şekilde gerçekleştirilmesini kabul edecek nitelikte güven ilişkisi bulunmadığını, dava konusu taşınmazın emlak danışmanlık şirketi aracılığı ile alındığı ve söz konusu şirkete hizmeti nedeniyle komisyon bedeli ödendiğini, taşınmazın devri sırasında müvekkilinin aciz halinde olmadığını, davacı tarafça müvekkilinin aciz halinde olduğunun veya diğer davalı tarafından aciz halinin bilindiğinin de ispatlanamadığını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. 2.Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde; muvazaa iddiasının ispat edilemediğini, müvekkilinin taşınmazı alım gücünün bulunduğunu, satış işlemlerinin avukatları nezaretinde yapıldığını, davalılar arasında akrabalık ve yakın arkadaşlık bulunmadığını, sadece komşuluk ilişkisinin bulunmasının muvazaayı kanıtlamadığını, taşınmaz üzerinde herhangi bir takyidat bulunmadığını, satış bedelinin ödendiğinin resmi senet, tanık beyanları ve davalıların vekilleri arasındaki yazışmalar ile ispatlandığını, taşınmazı devreden diğer davalı tarafından noterde düzenlenen tahliye taahhütnamesi verildiğini, taşınmazın rayiç değeri ile devir bedeli arasındaki farklılığın taşınmazda diğer davalının bir müddet daha oturmasının kabul edilmesinden kaynaklandığını, bir villa ve ekli sosyal tesis arsa paylarının devredilmesine rağmen mahkemece üç adet villa devredildiğinin kabul edilmesinin hatalı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı borçlunun yetkilisi olduğu dava dışı şirket ile davacı arasında 2014 yılı öncesinden başlayan ticari ilişki bulunduğu, bu hali ile davacının alacağının tasarruf tarihinden evvel doğmuş olduğu, davalıların aynı sitede komşu oldukları, davaya konu 25 numaralı bağımsız bölümün devir bedeli ile satış bedeli arasında misli fark yok ise de davalı tarafça, resmi senette yer alması nedeniyle ödediğinin kabulü gereken 12.000.000,00-TL ile bilirkişi raporu ile tespit edilen 19.250.000,00-TL rayiç değer arasındaki fark bedeli 7.500.000,00-TL'nin ödendiğinin usulünce ispatlanamamış olduğu, devir tarihi de göz önüne alındığında söz konusu yüklü meblağın elden ödenmesinin hayatın olağan akışına uymadığı, davalılar arasında 8 gün ara ile üç adet villa satışı yapıldığı, her ne kadar davalılar tarafından dava konusu olmayan 19.03.2014 tarihinde devredilen taşınmazların villa olmadığı eklenti niteliğinde ve arsa payı olduğu belirtilmiş ise de, tapu kaydına göre söz konusu taşınmazların da D1 tipi dubleks mesken villa niteliğinde bağımsız bölüm olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik görülmediğinden davalı taraf vekilleri tarafından yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1 madde hükmü gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili ve davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; müvekkilinin taşınmazı, aynı sitede kızının da yaşaması için satın aldığını, bu sebeple ihtiyacının gerçek ve makul olduğunu, satış işleminden sonra müvekkilin kızının kendi yaşam standartlarına uygun ... getirmek için çok ciddi tadilatlar yaptırdığını, kızının şu anda dava konusu taşınmazda yaşadığını, dava konusu taşınmazın bulunduğu sitede müvekkil ve eşinin 24 nolu villada yaşadığını, oğlu, eşi ve çocuklarının da 18 nolu villada yaşadığını, satış işleminin her iki tarafın vekilleri aracılığıyla gerçekleştirildiğini, diğer davalının bir süre oturmaya devam edeceği için noterden tahliye taahhütnamesinin de alındığını, mahkemece 3 villanın devredildiği değerlendirmesinin hatalı olduğunu, dava konusu 25 nolu taşınmazın dubleks niteliğinde villa olup, 61 ve 62 nolu yerlerin ise sitenin sosyal tesis alanları kapsamında olan ve sitedeki her villa malikine özgülenmiş hisse payından ibaret olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. 2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yaptığı istinaf başvurusunda bildirdiği sebepler ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, TBK'nın 19. maddesinde tanımını bulan muvazaa hukuksal nedenine dayalı muvazaalı işlemin iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 19. maddesi. 3. Değerlendirme 6098 sayılı TBK'nun 19. maddesinde tanımını bulan muvazaa, tarafların 3. kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uygun olmayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarıdır şeklinde tanımlanabilir. Tarafların görünüşte yaptıkları işlemle, iradelerinin birleştiği işlemin birbirinden farklılık taşıdığı durumlarda muvazaanın söz konusu olduğu kabul edilmelidir. Kural olarak üçüncü kişiler muvazaa nedeniyle zarara uğradıkları takdirde tek taraflı ve çok taraflı hukuki muamelelerin geçersizliğini ileri sürebilirler. Çünkü muvazaalı bir işlem ile üçüncü kişinin zarar görmesi ona karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğindedir. Ancak, üçüncü kişilerin muvazaalı işlem ile zarar gördüklerinin benimsenebilmesi için onun işlemi yapandan alacağının bulunması ve bu alacağın ödenmesini önlemek için muvazaalı işlemin yapılmış olması gerekir. Somut olayda; İlk Derece Mahkemesince; davaya konu taşınmazın 11.03.2014 tarihinde 12.000.000,00 TL bedelle davalı ...'e satış yolu ile devredildiği, bu değerin taşınmazın satış tarihi itibariyle saptanan 19.250.000,00 TL değeri ile uyumlu olmadığı, ayrıca söz konusu satış bedelinin davalı ... 'ye ödendiği iddiası ile ilgili tanık beyanı dışında delilin sunulamadığı belirtilmişse de; dava konusu taşınmazın tapuda 12.000.000,00 TL bedelle devredildiği, mahkemece yargılama sırasında alınan bilirkişi raporuna göre satış tarihindeki gerçek değerinin toplam 19.250.000,00 TL olduğu, bu durumda mislini aşan bedel farkının bulunmadığı, 12.000.000,00 TL bedelin satış anında ödendiğinin resmi tapu devir senedi ile ispatlandığı göz önüne alındığında mahkemenin bu gerekçesine katılma imkanı bulunmamaktadır. Muvazaa olgusu işin, salt davalı borçlunun mal kaçırma amacı ile hareket etmesi de yeterli olmayıp, davalı 3. kişi ...'in de borçlunun bu amaçla hareket ettiğini bilen veya bilmesi lazım gelen şahıslardan ve borçluyla fikir birliği içinde hareket eden kişi olduğunun ispatlanması gerekir. Her ne kadar, 8 gün ara ile 3 ayrı villa vasıflı taşınmazın davalı ...'e devredildiği değerlendirmesi yapılmışsa da; 8 gün sonra devri yapılan 2 adet villanın sadece hisseli ve ortak kullanım alanına ilişkin olduğu, ayrı villa vasfını haiz olmadığı, temelde devredilen tek bir villanın olduğu anlaşılmaktadır. Davalıların aynı sitede komşu olmaları hususunun tek başına, taşınmazı devralan davalı 3.kişi ...'in kötüniyetini ve borçluyla fikir birliği içinde hareket ettiğini göstermeyecektir. Davalı 3.kişi ...'in taşınmazın devredilmesinden sonra Beyoğlu .... Noterliğinin 13.03.2014 tarih ve 03556 yevmiye nolu belgesiyle davalı borçlunun taşınmazdan 31.12.2015 tarihinde tahliyesine ilişkin tahliye taahhütnamesinin düzenlendiği dikkate alındığında, taşınmazın devredilmesinden sonra borçlunun taşınmazı bir süre daha kullanmaya devam etmesinin de hayatın olağan akışına uygun olduğu anlaşılmakta olup, davalı borçlu ve üçüncü kişi arasında borçlunun mal kaçırma amacı ile hareket etmesi hususunda fikir birliği içinde olacak derecede yakınlıklarının olduğu ya da davalı 3.kişi ...'in borçlunun bu amaçla hareket ettiğini bilen veya bilmesi lazım gelen şahıslardan olduğu da ispat edilememiştir. Bu durumda, İlk Derece Mahkemesince; tüm bu maddi ve hukuki olgular birlikte değerlendirilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken hatalı yorum ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. VI. KARAR 1. Açıklanan sebeplerle davalı ... vekili ve davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalılara iadesine, 32.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalılara verilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,10.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2024/9967, K. 2024/12555, T. 10.12.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2024-9967-e-2024-12555-k-3c6fdef12db7