Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2024/985 E. 2024/3823 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/985
- Karar No
- 2024/3823
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2022/795 Esas – 2023/82 Karar HÜKÜM/KARAR : Davanın kısmen kabulü
Taraflar arasındaki trafik kazası sonucu meydana gelen ölüm nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istemine ilişkin davada verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; davalı ...'ın kullandığı diğer davalı Garanti Finansal Kiralama A.Ş'ye ait ve bir diğer davalı...Kargo A.Ş şirketinin işleteni olduğu aracın 03.12.2012 tarihinde müvekkillerinin oğlu/kardeşi olan ...ye çarpması sonucu vefatına sebebiyet verdiğini, murisin ölümüne neden olan aracın Güneş Sigorta A.Ş’ye Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta (ZMSS) poliçesi ile sigortalı olduğunu, kazaya rağmen davalı sigorta şirketinin kendisine düşen ödeme yükümlülüğüne riayet etmediğini, müvekkillerinden ...’ın murisin babası, ...’nin annesi, ..., ..., ..., ..., ..........,, ... ve ...'nin ise kardeşleri olduğunu, bu nedenlerle baba ... için 1.000,00 TL maddi tazminat, 50.000,00 TL manevi tazminat, anne ... için 1.000,00 TL maddi tazminat, 50.000,00 TL manevi tazminat, kardeşler için ayrı ayrı 30.000,00’er TL manevi tazminat olmak üzere toplam 312.000,00 TL maddi ve manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş; yargılama sırasında ıslah dilekçesi ile talebini anne ... yönünden 16.723,19 TL'ye ve baba ... yönünden 12.460,01 TL'ye arttırmıştır.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 11.12.2015 tarihli, 2014/693 Esas ve 2015/615 Karar sayılı ilamı ile; iddia, savunma, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; asıl davanın kısmen kabulü ile davalılar Garanti Finansal Kiralama A.Ş ve ... yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, maddi tazminat talebinin diğer davalılar yönünden kabulü ile davacı anne ... yönünden 16.723,19 TL maddi (destekten yoksun kalma) tazminatının davalılar ..., MNG Kargo Yurtiçi ve Yurtdışı Taşımacılık A.Ş ve Güneş Sigorta A.Ş'den müştereken ve müteselsilen tazminine, davacı baba ... yönünden 12.460,01 TL maddi (destekten yoksun kalma) tazminatının davalılar ..., MNG Kargo Yurtiçi ve Yurtdışı Taşımacılık A.Ş ve Güneş Sigorta A.Ş'den müştereken ve müteselsilen tazminine, kabul edilen maddi tazminatların; davalılar ... ve...Kargo Yurtiçi ve Yurtdışı Taşımacılık A.Ş yönünden kaza tarihi olan 03.12.2012 tarihinden, diğer davalı Güneş Sigorta A.Ş yönünden dava tarihinden itibaren işletilecek ticari faiz ile birlikte tazminine, birleşen Mersin 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/377 Esas ve 2015/47 Karar sayılı dosyaya konu manevi tazminat taleplerinin miktar ve davalılar yönünden kısmen kabulü ile bir kısım davalılar Garanti Finansal Kiralama A.Ş ve ... yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, diğer davalılar ... ve...Kargo Yurtiçi ve Yurtdışı Taşımacılık A.Ş yönünden manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile davacılar anne ... ve baba ... yönünden 10.000,00'er TL, kardeş... yönünden 5.000,00 TL, diğer kardeşler ..., ..., ......., ..., ... ve ... yönünden 4.000,00’er TL olmak üzere toplam 49.000,00 TL manevi tazminatın davalılar ... ve...Kargo Yurtiçi ve Yurtdışı Taşımacılık A.Ş'den müştereken ve müteselsilen kaza tarihi olan 03.12.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte tazminine, fazlaya ilişkin 261.000,00 TL manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili ile davalı Güneş Sigorta A.Ş vekili ve davalı...Kargo Yurtiçi ve Yurtdışı Taşımacılık A.Ş vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi'nin 18.04.2019 tarihli, 2016/5676 Esas ve 2019/5088 Karar sayılı ilamı ile; mahkemece, ...'ne karşı açılan davaya bakma görevi idari yargıya ait olduğundan, hizmet kusuruna dayanılarak davalı ... aleyhine açılan davanın tefrik edilerek, HMK'nın 114 1-b maddesi gereğince yargı yolu caiz olmadığından HMK'nın 115/2 nci maddesi gereğince dava şartı yokluğundan, davalı ... yönü ile davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde hüküm kurulmasının yerinde görülmediği, hakkındaki davanın ret nedeni farklı olan davalı Garanti Finansal Kiralama A.Ş lehine reddedilen miktara göre 1.500,00 vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken fazlaya hükmedilmesinin doğru görülmediği ve Karayolları Trafik Kanunu’nun 92 nci maddesinin (f) bendi ile Zorunlu Trafik Genel Şartları’nın 3 üncü maddesinin (e) bendi uyarınca manevi zararların trafik sigortası teminatının dışında olduğu, bununla birlikte somut olayda davacı vekilince dava dilekçesi içeriğinden de anlaşıldığı üzere davalı zorunlu trafik sigortacısından manevi tazminat isteminde bulunulmadığı halde, mahkemece kabul edilen manevi tazminat istemi üzerinden davalı sigorta şirketi aleyhine diğer davalılar ... ve...Kargo Yurtiçi ve Yurtdışı Taşımacılık A.Ş ile birlikte müştereken ve müteselsilen vekalet ücreti takdirinin doğru olmadığı gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Mahkemenin 13.10.2021 tarihli, 2021/254 Esas ve 2021/745 Karar sayılı ilamı ile; 11.12.2015 tarihli ilk karar ile davalı ... yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verildiği, hükmün taraf vekillerince temyizi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 18.04.2019 gün, 2016/5676 Esas ve 2019/5088 Karar sayılı ilamı ile davalı ... yönünden davaya bakma görevinin idari yargıya ait olduğu, hizmet kusuruna dayanılarak davalı ... aleyhine açılan davanın tefrik edilerek HMK'nın 115/2 nci maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmasına karar verildiği gerekçesiyle bozma ilamına uyularak davalı ... yönünden dava dosyası tefrik edilerek dava dilekçesinin yargı yolu bakımından reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Mahkeme kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Dairemizin 17.03.2022 tarihli, 2022/408 Esas ve 2022/5163 Karar sayılı ilamı ile; ''...Dava, trafik kazası sonucu meydana gelen ölüm nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Somut uyuşmazlıkta çözümlenmesi gereken esas sorun, davanın hangi yargı kolunda görüleceği üzerinde toplanmaktadır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun birinci maddesinde, bu Kanun’un amacının, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu belirtilmiştir. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun'un 6099 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle değiştirilen 110. maddesi ise “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.” şeklindedir. Yasama belgeleri ile anılan düzenlemenin gerekçesine bakıldığında, 2918 sayılı Kanun’un uygulanması gereken sorumluluk davalarında bir karmaşanın söz konusu olduğu, bu karmaşanın adli yargı yerlerinin görevli olduğu belirlenmek suretiyle giderilmek istendiği anlaşılmaktadır. Bahse konu düzenleme, Anayasa’ya aykırı olduğu iddiası ile somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesi (AYM) önüne taşınmış, Anayasa’nın 2, 125 ve 155. maddeleri bağlamında inceleme yapan mahkeme, düzenlemeyi şu gerekçelerle Anayasa’ya aykırı bulmayarak iptal istemini reddetmiştir. (AYM’nin 26.12.2013 tarihli ve 2013/68-165 E-K sayılı kararı): “Anayasa Mahkemesinin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa'da adli ve idari yargı ayrımına gidilmiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması hâlinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına, kamu ya da özel araç olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun'dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek, söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.” Öte yandan, Anayasa’nın 158. maddesi uyarınca adli ve idari yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesi (UYM) de önüne gelen benzer uyuşmazlıklarda AYM’nin yukarıda yer verilen kararına atıf yaparak benzer sonuca ulaşmıştır. UYM, 2918 sayılı Kanun’un 110. maddesiyle, yargı yolu uyuşmazlıklarına ve bu nedenle de yargılamaların uzamasına neden olan anılan Kanun'dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarında, yeknesaklığı sağlamak amacıyla ve kamu yararı gözetilerek adli yargı yerlerinin görevli kılındığını, AYM’nin de bu durumu Anayasa’ya aykırı bulmadığını tespit etmektedir. (UYM’nin 11.04.2016 tarihli ve 2016/163-210 E-K sayılı; 24.09.2018 tarihli ve 2018/530-467 E-K sayılı kararları) 2918 sayılı Kanun’un 110. maddesinin gerekçesiyle AYM ve UYM’nin yukarıda yer verilen kararları birlikte değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Kanun'dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi gerekliliği ortaya çıkmış, Anayasa’nın 153. maddesinin birinci ve son fıkraları ile 158. maddesinin birinci fıkrası uyarınca da tüm yargı yerlerinin benzer nitelikte yorum yapması kaçınılmaz hâle gelmiştir. Hemen belirtilmelidir ki benzer olaylara aynı hukuki sonuçlar bağlanması anlamına gelen yargısal kararlardaki istikrar, adil yargılanma hakkının görünümlerinden olan hakkaniyete uygun yargılama ilkesinin gereğidir. İstikrarlı karar verme, hukuki belirliliği ve öngörülebilirliği sağladığı gibi, kişilerin yargı sistemine ve mahkeme kararlarına güvenini de tesis eder. Bu itibarla söz konusu uyuşmazlıkla ilgili ilke kararı alınması gerekli hâle gelmiştir. 2918 sayılı Kanun’un 110. maddesinin uygulanmasında, Dairemizin idari yargı yerlerini görevli kabul eden kararları (11.03.2013 tarihli ve 2013/1438-4361 E-K sayılı; 18.04.2013 tarihli ve 2013/6055-7371 E-K sayılı; 06.11.2013 tarihli ve 2013/15737-17128 E-K sayılı; 06.03.2013 tarihli ve 2013/258-3916 E-K sayılı) bulunmakta ise de yukarıda açıklanan gerekçe ve yüksek mahkeme kararları gözetildiğinde önceki yerleşik uygulamadan dönülmüştür. Bununla birlikte, bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş olmakla, davalı lehine usuli kazanılmış hak doğup doğmayacağı hususunun irdelenmesi gerekmektedir. Usuli kazanılmış hak kurumu, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. 1086 sayılı HUMK'nun yürürlükte olduğu dönemde çıkarılan 09.05.1960 tarih, 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; Yargıtay bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usulî kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usulî kazanılmış hak müessesesinin usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda da usulî kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargıtay'ın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır. Çünkü, mahkemenin bozma kararına uyması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli müktesep hak doğmuştur. Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.02.1998 tarih, 1987/2-520 Esas ve 1988/89 Karar sayılı ilâmında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli kazanılmış hak denilmektedir...” şeklinde tanımlanmakta ve bazı istisnaları bulunmaktadır. Bu istisnalar kısaca şu başlıklarda özetlenebilir. a) Mahkemenin görevi ile ilgili usulî kazanılmış haktan sözedilemez. b) Yargıtay'ın bozma kararından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararı'nın çıkarılmış olması da usul kazanılmış hakkın istisnasıdır. c) Karar henüz kesinleşmeden geçmişe etkili olarak çıkarılan bir kanun hükmü de usulî kazanılmış hakkın istisnasını oluşturur. d) Bir kanun hükmü Anayasa Mahkemesince iptâl edilirse iptâl edilen kanun hükmü usulî kazanılmış hakka aykırı olsa bile uygulanacak öncelik usulî kazanılmış hakta değil Anayasa Mahkemesinin iptâl kararında olacaktır. e) Usulî kazanılmış hakkın bir diğer istisnası ise kesin hükümdür. Bozmadan sonra usulî kazanılmış hak ile kesin hüküm çelişiyorsa öncelik usulî kazanılmış hak da değil, kamu düzeninden sayılan ve dava şartı olarak re'sen nazara alınması gereken kesin hükümdedir. f) Kamu düzenine aykırılıkta usulî kazanılmış hakkın istisnalarından bir diğeridir. g) Nihayet, son olarak; Yargıtayın kararı her türlü yorumun, hukuki değerlendirme veya delil takdiri dışında, açıkça ve tartışmasız şekilde başka bir şekilde yorumlanamayacak açıklıkta maddi hataya dayalı ise ve onunla sıkı sıkıya bağlı olduğu halde de usulî kazanılmış hak ilkesi uygulanmayacaktır. Yargıtay tarafından dosya kapsamına uygun olmayacak şekilde açık ve tartışmasız bir maddi hatanın yapılması halinde bu hata usulî kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Eldeki dava; 34 AC 1016 plakalı aracın Siirt-Batman çevreyolunda yapılan yol çalışmaları nedeniyle bir bölümü kapalı olan yolda davacıların desteği ...ye çarpması sonucu gerçekleşen kaza neticesinde desteğin ölümü nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Şu durumda, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda eldeki davanın görüm ve çözüm yeri adli yargı olup idari yargının görevli olduğundan bahisle verilen bozma ilamı doğrultusunda davanın usulden redine karar verilmiş ise de; az yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda; bu husus mahkemenin görevine ilişkin olup taraflar açısından usulî kazanılmış hak oluşturmayacağı, eldeki davanın görüm ve çözüm yerinin adli yargı olması, 17. Hukuk Dairesi’nin 18.04.2019 gün, 2016/5676 Esas ve 2019/5088 Karar sayılı bozma kararının maddi hataya dayalı olduğu anlaşılmasına göre hükmün bozulması gerekmiştir.'' gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davanın kısmen kabulü ile, mahkemenin 2021/206 Esas sayılı dosyası yönünden tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla, davacı anne ... yönünden 16.723,19 TL destekten yoksun kalma tazminatının ve davacı baba ... yönünden 12.460,01 TL destekten yoksun kalma tazminatının ve anne ... yönünden 10.000,00 TL, baba ... yönünden 10.000,00 TL, kardeşler... yönünden 5.000,00 TL, ... yönünden 4.000,00 TL, ... yönünden 4.000,00 TL, ......., yönünden 4.000,00 TL, ... yönünden 4.000,00 TL, ...yönünden 4.000,00 TL ve ... yönünden 4.000,00 TL olmak üzere toplam 49.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 03.12.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalı ... Müdürlüğünden alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; davacılar lehine takdir edilen manevi tazminat tutarlarının düşük olduğunu, maddi ve manevi tazminat istemi yönünden her bir müvekkil için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken toplam tazminat miktarı üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu ve davalı taraf adına vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; davanın yargı yolu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerektiğini ve kusur raporunda davalı tarafa kusur atfedilmediğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, Siirt-Batman çevreyolunda yapılan yol çalışmaları nedeniyle bir bölümü kapalı olan yolda davacıların desteği ...ye, ...'ın kullandığı, Garanti Finansal Kiralama A.Ş'ye ait ve...Kargo Yurtiçi ve Yurtdışı Taşımacılık A.Ş'nin işleteni olduğu aracın çarpması sonucu gerçekleşen kaza neticesinde desteğin ölümü nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesi atfıyla uygulamalarına devam olunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 427 vd maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53 üncü maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85, 89, 90 ve 91 maddeleri.
3. Değerlendirme Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; taraf vekillerinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
492 Sayılı Harçlar Kanunu’nun 13/J maddesi uyarınca davalıdan harç alınmamasına,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacılara yükletilmesine,
Dosyanın, mahkemeye gönderilmesine,
25.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.