Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2024/3799 E. 2024/9567 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/3799
Karar No
2024/9567
Karar Tarihi

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/306 E., 2023/369 K. DAVA TARİHİ : 28.11.2014 HÜKÜM/KARAR : Davanın Reddi

Taraflar arasında görülen tasarrufun iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairemizce Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; Fethiye 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2012/226 E., 2013/204 K. sayılı kararı ile 72.040,00 TL'nin davalı şirketten tahsili ile müvekkiline verilmesine karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, karar gereği Fethiye 2. İcra Müdürlüğü'nün 2013/5892 sayılı dosyası ile icra işlemi yapıldığını, icra dairesi tarafından Tapu Müdürlüğüne haciz konulması için yazılan yazıya verilen cevapta davaya konu Muğla İli, Seydikemer İlçesi, Çaykenarı Mahallesi, 1542 parselde kayıtlı taşınmazın 12.03.2013 tarihinde davalıya 32.000,00 TL bedelle satıldığının belirtilerek haciz konulamadığını, taşınmazı satmış gibi gösteren davalı şirketin açık bir şekilde mal kaçırdığını, taşınmazın halen davalı şirket temsilcisi tarafından kullanıldığını belirterek Fethiye 2. İcra Müdürlüğü'nün 2013/5892 esas sayılı dosyasından asıl alacak ve tüm ferilerini karşılayacak şekilde Muğla İli, Seydikemer İlçesi, Çaykenarı Mahallesi, 1542 parselde kayıtlı taşınmaz üzerine haciz koyma ve paraya çevirme yetkisi verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP 1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin iyiniyetli 3.kişi olduğunu, doğal yaşam ile iç içe olabilmek ve tarım yapabilmek maksadı ile Kültür ve Turizm Bakanlığının Muğla Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğündeki Mimarlık görevinden ayrıldığını, 12.03.2013 tarihinde satın aldığı taşınmazda iki çocuğu ve eşi ile birlikte yaşamaya devam ettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. 2.Davalı şirket; davaya cevap vermemiştir.

III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 21.10.2015 tarihli ve 2014/276 Esas, 2015/287 Karar sayılı kararı ile; Fethiye İlçesi Çaykenarı Mahallesi’ndeki 1542 parsel sayılı taşınmazın davalılar arasındaki satış işleminin muvazaalı olduğu, davalıların tasarruf işlemi ile davacının alacağının karşılıksız kalmasını amaçladıkları, tanık beyanlarına göre taraflar arasında gerçek bir satış işlemi olmadığı gibi taşınmazın halen davalı şirket yetkilisi tarafından kullanılmakta olduğu, taşınmazın satış bedeli ile bilirkişi tarafından tespit edilen gerçek değeri arasında da aşırı fark olduğu gerekçesiyle Muğla İli, Seydikemer İlçesi, Çaykenarı Mahallesi Keleşler Mevkii'ndeki 1542 parsel sayılı taşınmazın davalılar arasındaki satış işleminin iptali ile davacı tarafa bu taşınmaz yönünden İİK 283. maddesi gereğince Fethiye 2. İcra 2013/5892 Esas sayılı dosyasındaki asıl alacak ve ferileri ile sınırlı olmak üzere haciz ve satış yetkisi verilmesine karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizin 28.06.2021 tarihli ve 2020/1502 Esas, 2021/3737 Karar sayılı ilamı ile; "...Somut olayda; 28.11.2014 tarihinde açılan davada, davalı ...’nun dava dilekçesinde belirtilen adresi "Düğerek Mah.Çayır Mevkii Küme Evleri 70/1 Merkez/Muğla" olup, bu adrese gönderilen dava dilekçesi ve tensip tutanağını içerir tebligat; muhatap geçici olarak işte olduğundan, tebliğ imkansızlığı nedeniyle açıklamasıyla iade edilmesi gerekirken, iade edilmeden ve tebliğ mazbatası üzerinde bu adresin mernis adresi olduğuna dair bir şerh bulunmadan mahalle muhtarı Mehmet Ortayol imzasına tebliğ edildiği, ön inceleme duruşması tutanağının ise; 19.06.2015 tarihinde aynı adreste muhatap adreste tanınmadığından ve ilgili mahalle muhtarlığında kaydı bulunmadığından iade geldiği, bundan sonra da yeniden tebligat yapılmadığı, mernis sisteminde kayıtlı adresinin de davalı ...’nun dava açılmadan önce 17.06.2013 tarihinde bildirdiği “Çaykenarı Mah.Sivriler Sk.No:23 Seydikemer/Muğla” olduğu anlaşılmıştır. Dava dilekçesi ve tensip tutanağını içerir tebligat iade geldikten sonra, davalının mernis sistemine kaydedilen bu adresine tebligat mazbatasında mernis adresi şerhiyle birlikte TK 21/2’ye göre tebliğ yapılması gerekirken, mahalle muhtarı Mehmet Ortayol imzasına tebliğ edilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu durumda mahkemece, Tebligat Kanununa göre usulüne uygun şekilde davalı tarafa dava dilekçesi ve tensip tutanağının tebliği ile savunma hakkı tanınması, dilekçeler aşaması usulüne uygun tamamlandıktan sonra, taraflara ön inceleme duruşma gününü bildirir davetiyelerin usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesi, taraf teşkili sağlanarak, 6100 sayılı HMK ile öngörülen ön inceleme duruşması, tahkikat ve sözlü yargılama aşamaları tamamlandıktan sonra davanın esası hakkında hüküm kurulması gerekirken Anayasa'nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukuki dinlenilme hakkının ihlali ile hüküm kurulması kanuna aykırıdır (HMK madde 27). Davalının savunma hakkı kısıtlanarak, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir. 2-Dava dilekçesindeki ileri sürülüşe göre dava; İİK'nın 277 ve devamı maddelerine göre açılmıştır. Yüzeysel bakıldığında iptal davaları ile muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de bu benzerlik her iki davanın güttüğü amaçtan öte gitmemektedir. İİK'nın 277. maddesinde sözü edilen iptal davaları borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılır. Oysa muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tespit ettirmeyi amaçlar. Kural olarak muvazaa nedeniyle hakları ihlal olunan ve zarar gören 3. kişiler tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. İİK'nın 277 ve devamı maddelerine dayalı açılmış tasarrufun iptali davaların dinlenebilmesi için,davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İİK.nun 278.maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmelidir. Aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılmalıdır. Keza İİK.nun 280.maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Öte yandan İİK.nun 279.maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup bu maddede yazılan iptal nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği de takdir olunmalıdır. BK'nun 19 muvazaa hukuksal nitelemesine dayalı davalarda ise; 3.kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesinin önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapılması gerekir. Davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Çünkü yukarıda açıklandığı gibi İİK'nın 277 ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkan verdiği tasarruflardır. Muvazaaya dayalı iptal davasında ise davacı muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürmektedir. İİK'nın 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere, muvazaaya dayanarak dava açmasına engel değildir. Davacının iddiasını kanıtlaması halinde ise iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı,alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK'nın 283/1,2. maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekecektir. Ancak bu tür davaların görülebilmesi içinde diğer dava koşularının yanında davacıların borçlulardan alacaklı olmaları yani hukuki yararlarının olması gerekir. Somut olayda; davacı, davalı şirketten alacaklı olduğunu, bu nedenle davalı şirket aleyhine Fethiye 2. İcra Müdürlüğü’nün 2013/5892 sayılı dosyası ile takip yapıldığını, dava konusu taşınmazı satmış gibi gösteren davalı şirketin açık bir şekilde mal kaçırdığını, taşınmazın halen davalı şirket temsilcisi tarafından kullanıldığını belirterek Fethiye 2. İcra Müdürlüğünün 2013/5892 sayılı dosyasından asıl alacak ve tüm ferilerini karşılayacak şekilde İİK 277 ve devamı maddeleri gereğince Muğla İli, Seydikemer İlçesi, Çaykenarı Mahallesi, 1542 parselde kayıtlı taşınmaz üzerine haciz koyma ve paraya çevirme yetkisi verilmesini talep etmiştir. Bu nedenle mahkemenin davayı İİK 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali olarak nitelemesi ve İİK 277 ve devamı maddelerine uygun olarak tasarrufun iptali dava şartlarının olup olmadığı (davacının alacağının gerçek olması, takibin kesinleşip kesinleşmediği, icra dosyasından usulüne uygun alınmış aciz vesikası olup olmadığı, borcun doğumun tasarruf tarihinden önce olup olmadığı) irdelemeksizin yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru görülmemiştir. 3-Bozma ilamının kapsam ve şekline göre, davalı ... vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir." gerekçesi ile karar bozularak dosya kararı veren Mahkemeye gönderilmiştir.

B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kolluk tarafından yapılan araştırma tutanağında, davalıların dava konusu taşınmazın satışı dışında başkaca beşeri ilişkilerinin bulunmadığı, satış işleminin emlak aracılığı ile gerçekleştirildiği, taşınmazda 2013 yılından itibaren davalı ...'nun ve ailesinin ikamet ettiğinin belirtildiği, dinlenen tanık beyanları ve yapılan yargılamada davalıların birbirini tanımadığı, aralarında akrabalık bağı veya arkadaşlık ilişkisinin bulunmadığı, davalı ...'nun dava konusu taşınmazı aracı vasıtasıyla bulduğu ve davalıdan satın aldığı, davalı ...'nun, diğer davalının mali durumunu veya ızrar kastını bilebilecek kişilerden olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davalı şirketin, 1/2 hakkı davacıya ait olan tarlayı, önceki davada tedbir yazısının tapuya gönderilmemesinden istifadeyle davalıya kaçırdığını, keşifte dahi davalı kişinin taşınmazı kullanmadığını, kolluk vasıtasıyla yapılan araştırmada davalılar arasındaki bağlantının tespit edilememesine ilişkin raporu kabul etmediğini, davalılar arasındaki irtibatın en büyük delilinin daha önce dosyaya suretini sundukları davalı kişinin beyanları olduğunu, davalının o duruşmada taşınmazı yarı fiyatına davalı şirketin kendilerine devrettiğini belirttiğini, aracın da kendilerine bedelsiz olarak devredildiğini beyan ettiğini, bağlantı olmamış olsa taşınmazın yarı fiyatına hiç kimseye devredilmeyeceğini, davalı lehine hükmedilen vekalet ücretinin 17.900,00 TL olarak hesaplaması gerekirken 3 katı olarak fazla hesaplandığını belirterek yerel mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, İİK 277 ve devamı maddelerine göre açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddeleri.

3. Değerlendirme 1.Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeple; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine,Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,14.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2024/3799, K. 2024/9567, T. 14.10.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2024-3799-e-2024-9567-k-588bc9bb60f7