Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2024/229 E. 2024/12551 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/229
- Karar No
- 2024/12551
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/145 E., 2023/376 K. HÜKÜM/KARAR : Davanın Reddi Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tasarrufun iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairemizce Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 10.12.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen gün ve saatte davacı vekili Av. ... ile davalı ... vekili Av. ... geldiler. Davalı ... adına gelen olmadı. Tarafların vekillerinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 10.12.2024 gününde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 15.06.2017 tarihinde Osmaniye 1. İcra Müdürlüğünün 2017/4967 esas sayılı dosyası ile kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile .... Ticaret Limited Şirketi ve ciro sahibi ...'a yönelik icra takibi başlattığını, çek borçlusu ve cirantanın adreslerine ödeme emri gönderildiğini, bu sırada ...'ın icra takibini akamete uğratmak için kötü niyetli olarak elindeki tüm menkul ve gayrimenkul mal varlıklarını muvazaalı olarak düşük bedellerle 05/07/2017 tarihinde toplam 68 parça gayrimenkulünü davalı ... isimli kişiye devrettiğini, tapu satış bedeli ile gerçek değer arasında fahiş fark olduğunu, davalıların önceden tanışık olup ticari ilişkileri olan kişiler olduğunu, ayrıca ailecek de görüşen kişiler olduğunu belirterek davalı ... tarafından diğer davalı ...'ye intikal ettirilen Osmaniye Tapu Müdürlüğünün 05/07/2017 tarih ve ... yevmiye numaralı satış sözleşmesindeki taşınmazların satışına yönelik tasarrufların iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; takibe konu çekin yasal unsurları taşımadığını, çekin hamilinin keşidecinin dayısının oğlu olan ... olduğunu, bu sebeple keşideci ile hamilin anlaşarak müvekkiline tuzak kurduğunu, takibe konu alacağın meşru bir alacak olmadığını, muvazaalı bir alacak olduğunu, davalı ...'nin taşınmazın bedellerini banka üzerinden havale/eft ile çeşitli bankalar vasıtasıyla farklı tarihlerde müvekkiline ödediğini, yapılan satışlarda alacaklıları zarara uğratma amacı bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı ...; davaya cevap vermemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 01.10.2020 tarihli ve 2017/316 Esas, 2020/330 Karar sayılı kararıyla; 68 adet taşınmazın aynı gün satılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu gibi davalı ... tarafından sunulan dekontların bir kısmında dava konusu olmayan taşınmazların bedeline yönelik açıklamasının bulunduğu, tapu kayıtları incelendiğinde davalı ...'in diğer davalı ...'e dava konusu taşınmazlar dışında 23.06.2017 tarihinde ...'de bulunan 2 adet taşınmazını, 21.06.2017 tarihinde ...'de bulunan 2 adet taşınmazını, 22.06.2017 tarihinde ...'da bulunan 1 adet taşınmazını da devrettiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 18.01.2022 tarihli ve 2021/131 Esas, 2022/128 Karar sayılı kararıyla; İlk Derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizin 29.11.2022 tarihli ve 2022/3077 Esas, 2022/15778 Karar sayılı ilamı ile; "... Somut olayda davacı tarafından dosyaya kesin aciz belgesi ibraz edilmemiştir. Mahkemece 26.07.2017 tarihinde yapılan haczi İİK’nın 105. maddesi anlamında geçici aciz belgesi olarak kabul etmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun bulunmamıştır. 26.07.2017 tarihli haciz ... mahallesi No.72/A .../Osmaniye adresinde yapılmıştır. Bu adres borçlunun takip adresi olmakla birlikte ödeme emri bu adreste tebliğ edilememiş, hacze gidildiğinde evin boş olduğu tesbit edilmiştir. Alacaklı tarafından başka adres araştırılması yapılmamıştır. Mahkemece yaptırılan zabıta araştırmasında borçlunun ... Mahallesi ... Sokak. ... Apt. C blok No:40/c/1 .../Osmaniye adresinde mukim olduğu tespit edilmiştir. Ancak bu adresinde yapılmış bir haciz bulunmamaktadır. Borçlunun ayrıldığı belli olan adresinde, başka bir adres araştırmasına gidilmeden haciz yapılması halinde, tutulan tutanağın İİK’nın 105. maddesinde belirtilen gecici aciz belgesi niteliğinde olduğu söylenemez. Bu halde, davanın ön koşul yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır." gerekçesi ile karar bozularak dosya kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı ...'ın adres bilgileri raporu ile haciz yapılan adreste haciz tarihi itibarı ile davalının adresten ayrılmış olduğu, bozma ilamı doğrultusunda borçlunun ayrıldığı belli olan adresinde, başka bir adres araştırmasına gidilmeden haciz yapılması halinde, tutulan tutanağın İİK’nın 105. maddesinde belirtilen gecici aciz belgesi niteliğinde olduğu söylenemeyeceği gerekçesiyle davanın ön koşul yokluğundan reddine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davanın ön koşul yokluğundan reddine karar verilmesi halinde karşı yan vekalet ücreti yönünden maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken mahkemece nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, geçici aciz belgesi talebi üzerine icra dairesi tarafından 01.03.2022 tarihinde düzenlenen evrakın 21.03.2022 tarihinde dosyaya sunulduğunu, davalının mernis adresinin haciz yapılan yer olarak görülmekte olduğunu, HMK'nın 177/2 nci maddesine istinaden Yerel Mahkemece Yargıtay'ın bozma kararından sonra tahkikata ilişkin bir işlem yapılması halinde, tahkikat sona erinceye kadar davacının ıslah yapmasının mümkün olduğunu, Yargıtay'ın bozma kararı üzerine Yerel Mahkemenin tahkikat aşamasına geçerek tahkikata dair işlem yaptığını, bu süreçte davacının davasını ıslah ederek tasarrufun iptali davasını TBK'nın 19 uncu maddesinde ifadesini bulan muvazaa nedenine dayandırarak ıslah etmesine rağmen ıslah talebinin reddine karar verilmesinin bozmayı gerektirdiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, İİK'nın 277 ve devamı maddelerine göre açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. 2. Mahkemece, aciz belgesi yokluğu nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi halinde davalılar yararına maktu vekalet ücreti takdiri gerekirken, nisbi vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değil bozma nedeni ise de, bu yanılgının giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirecek nitelikte görülmediğinden hükmün 6100 sayılı HMK’nın 370/2. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR 1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 3. bendinde yer alan "61.851,61 TL" ibaresinin çıkarılarak yerine "17.900,00 TL maktu" ibarelerinin yazılmasına ve kararın bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 32.000,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacıya verilmesine, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,10.12.2024 tarihinde Başkan ... ve Üye ...'ın karşı oyları ve oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Muvazaa davası, yani yapılan işlemin muvazaa nedeniyle hükümsüz olduğunu tespit için açılan dava ile tasarrufun iptali davası amaçları bakımından birbirlerine yaklaşırlarsa da gerçekte nitelikleri, koşulları, doğurduğu sonuçlar bakımından birbirinden farklıdırlar. İcra ve İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davası, borçlunun tasarruf işlemlerinden zarar gören ve elinde aciz belgesi bulunan alacaklılar tarafından açılabilir ve borçlu tarafından geçerli olarak yapılan tasarruf işlemlerinin davacı bakımından hükümsüz olduğunu tespit ettirmeyi amaçlar. Ayni nitelikte olmayıp kişisel (şahsi) nitelikte bir davadır. İptale konu tasarruflar esasen özel hukuk ilişkisi açısından geçerliliğini korumaktadır. Bu nedenle, alacaklının gerçek alacak ve ferilerine yetecek miktardaki tasarrufun iptaline, bunun dışında kalan kısmı geçerliliğini koruyacağından, olduğu gibi bırakılmasına karar verilmesi gerekir. Yani dava sonucunda alacaklının davaya konu mal üzerinde, cebri icra yolu ile alacağı miktarla sınırlı olarak hakkını alması yönünde hüküm kurulur. Nihayet iptal davasının tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren en geç hak düşürücü süre olan beş yıl içinde açılması gerekir (İİK. m.284.). Buna karşın, muvazaa davasında borçlunun yaptığı tasarruf işleminin gerçekte hiç yapılmamış olduğunun tespiti istenir. Yani yapılan işlemin geçersizliği ileri sürülür. Tasarrufun iptali davasından farklı olarak muvazaa davası ayni nitelikte bir davadır. Muvazaanın kanıtlanması halinde dava konusu mal, borçlunun malvarlığından hiç çıkmamış hale gelir. Taşınmaza ilişkin muvazaa davalarında hakim tapu kaydının da borçlu adına tesciline karar verir. Muvazaa iddiası, zamanaşımına veya hak düşürücü süreye bağlı olmadan her zaman ileri sürülebilir. Bu genel açıklamadan sonra somut olaya bakılacak olursa bozma sonrası davacının İİK’nın 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptaline yönelik davasını tamamen ıslah yoluyla TBK 19. maddede düzenlenen muvazaa sebebiyle satışın iptali davasına dönüştürme talebi ilk derece mahkemesince hukuki sebebin ıslah suretiyle değiştirilemeyeceği ve Yargıtay bozma kararından sonra esasa ilişkin işlem yapılmadığı veya yapılamayacağı (doğrusu tahkikata yönelik işlem olması gerekir) gerekçeleri ile reddedilmiştir. Öncelikle hemen belirtilmelidir ki İİK 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali davasının TBK'nın 19. maddede düzenlenen muvazaa sebebiyle satışın iptaline yönelik davaya dönüştürülmesi az yukarıda açıklandığı üzere hukuki sebebin değiştirilmesi değil, maddi vakanın değiştirilmesidir. Islah müessesesinin amaçlarından ve hatta en önemli amaçlarından biri de maddi vakaların değiştirilmesi olduğundan ve davacının ıslah talebi maddi vakanın değiştirilmesine yönelik olduğundan mahkemenin buna ilişkin gerekçesi doğru ve yerinde değildir. Esasa ilişkin yani tahkikata ilişkin işlem yapılamayacağına dair gerekçeye gelince, mahkemenin bu gerekçesi de yerinde değildir. Çünkü mahkeme bozma sonrası emniyet müdürlüğüne adres araştırmasına yönelik müzekkere yazmak suretiyle zaten tahkikat aşamasına dönmüştür. Tahkikat aşamasına döndükten sonra böyle bir gerekçe ile ıslah talebinin reddi kendi içinde çelişkilidir. Islah ile yargılama gideri bakımından davalılar aleyhine bir durum meydana getirileceğinden de bahsedilemez. Zira HMK 178. madde tam da buna ilişkin olarak öngörülmüştür. Diğer taraftan, ıslah talebinin reddi yerinde görülse bile tasarrufun iptali davası yönünden ulaşılan sonuç da hakkaniyete uygun değildir. Şöyle ki, davalı borçlunun takip adresinde yapılan haciz işleminde haczi kabil mal bulunamamış, bozma kararında belirtilen adres de ise -depremde ağır hasar gördüğü için- kimsenin oturmadığı zabıta araştırması ile belirlenmiştir. Buna göre, davalı borçlunun ... Mahallesi no: 72/A .../Osmaniye adresinde yapılan haciz işleminin geçici aciz vesikası niteliğinde olduğunun kabulü gerekirdi. Açıklanan tüm bu sebeplerle zamanaşımına uğrayan ve bundan dolayı icranın geri bırakılması kararı verilen takip için davacı tarafından alacak davası açılıp açılmadığının belirlenmesi, açılmış ise sonucunun beklenmesi, açılmamış ise bu hususta kendisine kesin süre verilmesi, aciz şartı ile diğer dava şartlarının alacak davasının sonucuna göre yeniden değerlendirilmesi ve sonrasında işin esasına yönelik karar verilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan onama yönünde tezahür eden çoğunluk görüşüne iştirak edemiyoruz.