Yargıtay · 2. Hukuk Dairesi
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2025/1410 E. 2025/5159 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 2. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/1410
- Karar No
- 2025/5159
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi SAYISI : 2022/175 E., 2024/915 K. DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma Taraflar arasında görülen ve istinaf incelemesinden geçen davanın bozma sonrası yapılan muhakemesi sonunda İlk Derece Mahkemesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı kadın vekili tarafından ıslah dilekçesinin dikkate alınmaması, erkeğin davasının kabulü, kişisel ilişki, nafaka miktarları, nafakalara arttırım kararı verilmemesi, tazminat miktarları ve vekalet ücreti yönünden, davalı-davacı erkek vekili tarafından kadının davasının kabulü, 4721 sayılı Kanun`un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca açılan davasının reddi, kusur belirlemesi, tazminatlar, nafakalar, tazminat taleplerinin reddi, velayet ve vekalet ücreti yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre taraf vekillerinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Islah kurumu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 176’ncı ve devamı maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Islah, davacı veya davalının, iddianın ve savunmanın değiştirilmesi yasağı kapsamındaki usul işlemlerini, karşı tarafın iznine ve hâkimin onayına bağlı olmaksızın belli kurallar çerçevesinde bir defaya mahsus olmak üzere düzeltmesini sağlayan bir usul hukuku kurumudur. Islahın zamanı ve şekli, 6100 sayılı Kanun'un 177 inci maddesinde düzenlenmiştir. İlgili maddenin birinci bendinde "Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir." hükmü yer almakta olup, Yargıtay'ın 04.02.1948 tarihli ve 1944/10 Esas, 1948/3 Karar sayılı, yine 06.05.2016 tarihli ve 2015/1 Esas, 2016/1 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararları gereği uygulama bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı ve bozma sonrası ıslah taleplerinin reddi gerektiği şeklinde gerçekleşmiştir. Bununla birlikte 6100 sayılı Kanun'un 177 inci maddesinde yer alan ıslahın zamanı hususunda 22.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 18 inci maddesi ile açıklayıcı bir düzenleme getirilmiştir. Buna göre; birinci fıkradan sonra gelmek üzere ikinci fıkra olarak "Yargıtayın bozma kararından veya Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya İlk Derece Mahkemesine gönderildiğinde, İlk Derece Mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz." hükmü getirilmiştir. Böylelikle kanunda öngörülen şartları sağladığı takdirde Yargıtay bozma kararı ve Bölge Adliye Mahkemesi gönderme kararından sonrada ıslah yapılabilmesi mümkün kılınmıştır. Somut olayda; davacı-davalı kadın vekili dava dilekçesinde, kadın için 1.000,00 TL yoksulluk nafakası, çocuklar için ayrı ayrı 1.000,00 er TL iştirak nafakası, 100.000,00 TL maddî, 100.000,00 TL manevî tazminat talep etmiş, Yargıtay bozma ilamından sonra 16.06.2022 tarihinde sunduğu ıslah dilekçesi ile nafaka ve tazminat taleplerini arttırmıştır. Her ne kadar İlk Derece Mahkemesince bozma ilamı doğrultusunda yeniden yapılan yargılamada tahkikata dair hiçbir işlem yapılmadığı gerekçesi ile davacı-davalı kadının ıslah dilekçesi değerlendirmeye alınmamışsa da; Dairemiz bozma ilamından sonra İlk Derece Mahkemesince tahkikata ilişkin bir çok işlem yapıldığı, tarafların delillerinin toplandığı, taraf vekillerince esasa ilişkin dilekçeler verildiği, bu nedenle davacı-davalı kadın vekilince tahkikata ilişkin işlemler devam ederken ve tahkikat sona ermeden ıslah dilekçesi sunduğunun kabul edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Islah dilekçesi ile manevî tazminat miktarının arttırılamayacağı göz önüne alınarak İlk Derece Mahkemesince davacı-davalı kadın vekilinin ıslah dilekçesi dikkate alınıp hüküm kurulması gerekirken, yazılı gerekçesi ile ıslah dilekçesinin değerlendirilmemesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 3.Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davacı-davalı kadın yararına takdir edilen maddî ve manevî tazminat azdır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 4 üncü maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddesi hükümleri dikkate alınarak daha uygun miktarda maddî ve manevî tazminat takdiri gerekir. Bu yönler gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerekmiştir. 4.Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre davacı-davalı kadın yararına takdir edilen yoksulluk nafakası azdır. Mahkemece 4721 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. 5. Tarafların ortak çocuğu ... 22.04.2006 doğumlu olup, Mahkeme karar tarihinde ergindir. Bu çocuk yönünden mahkemece velayet, kişisel ilişki ve iştirak nafakası hükmü kurulması hatalı olup, hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir. 6.Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre 2009 doğumlu ... yararına takdir edilen iştirak nafakası azdır. Mahkemece 4721 sayılı Kanun'un "hakkaniyet ilkesi" ile ilgili dördüncü maddesinin de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi usûl ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. 7. Davacı-davalı kadın vekili dava dilekçesinde nafakalara ÜFE oranında arttırım kararı verilmesini talep etmiştir. Kadının bu talebi hakkında olumlu-olumsuz karar verilmemesi de doğru bulunmayıp, bozmayı gerektirmiştir. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda 2, 3, 4, 5, 6 ve 7 numaralı paragraflarda belirtildiği üzere ıslah dilekçesinin dikkate alınmaması, tazminat miktarları, nafaka miktarları, ortak çocuk ...`nın ergin olmasına rağmen onun yönünden velâyet, kişisel ilişki ve iştirak nafakası hükümleri kurulması ve nafakalara arttırım talebi hakkında Mahkemece olumlu-olumsuz hüküm kurulmaması yönünden BOZULMASINA, 2.Yukarıda (1) numaralı paragrafta belirtildiği üzere taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Mahkeme kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin ONANMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde yatıranlara geri verilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 15.05.2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.