Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/9147 E. 2025/9524 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/9147
- Karar No
- 2025/9524
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/885 E., 2023/1527 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 31. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/431 Esas 2022/23 Karar Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiş, incelemenin duruşmalı olarak yapılması davalı vekili tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 17.06.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen gün ve saatte gelen davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... geldiler. Tarafların vekillerinin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 17.06.2025 gününde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ... Milletvekilinin 26.12.2020 tarihinde TBMM Genel Kurulunda yapmış olduğu konuşmada sarf ettiği söz ve ifadeler ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı olan müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını, davalı tarafından haksız şekilde somut olgu isnat edildiğini, ifade özgürlüğü sınırlarının aşıldığını belirterek 250.000,00 TL manevi tazminatın 26.12.2020 tarihinden işleyecek yasal faizi ile beraber davalıdan tahsili ile kararın yayınlanmasını talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin politik düzlemde kalan ülke gündemine ilişkin olgusal dayanağı bulunan açıklamalarının hakaret niteliğinde değerlendirilemeyeceğini, ifade özgürlüğü sınırlarının aşılmadığını, kişilik haklarına saldırı bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının TBMM Genel Kurulunda yapmış olduğu dava konusu konuşmanın kişisel değer yargısı olarak değerlendirilemeyeceği, somut olgu isnadında bulunulduğu, davacının toplum nazarında onurunu zedeleyici, çağrıştırdığı anlam itibariyle küçültücü nitelikte olup hakaret içerdiği; davacının siyasi faaliyetine yönelik eleştiri niteliğinde olmadığı gibi siyasilerin katlanması gereken eleştiri sınırlarını da aştığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 15.000,00 TL manevi tazminatın 26.12.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile beraber davalıdan tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı tarafından sarf edilen söz ve ifadelerle davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı; sarf edilen sözlerin ağırlığı ve özellikle konuşma içeriğinde yer alan bazı ifadelerin tekrarlanmış olması, davalının bu nitelikteki söylemlerindeki yoğun ısrarı, tarafların siyasi kimliğe sahip kişiler olmaları, ekonomik ve sosyal durumları, paranın satın alma gücü, manevi tazminatın bir ceza olmadığı gibi mal varlığına ilişkin bir zararı karşılama amacı bulunmaması birlikte değerlendirildiğinde hükmedilen manevi tazminatın az olduğu gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine; davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile 30.000,00 TL manevi tazminatın 26.12.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile beraber davalıdan tahsiline karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davalının konuşmasında sarf edilen sözlerin bu anlamda saldırının ağırlığı nazara alındığında hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğunu, somut olgu isnadında bulunulduğunu, değer yargısı olarak nitelendirilemeyeceğini, buna göre hükmedilen manevi tazminatın davalı yönünden caydırıcı olmadığını, davalı tarafından müvekkilinin saygınlığının ve itibarının hedef alındığını, tam kabul kararı verilmesi gerektiğini, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; olguların ispatı yönünden delilleri toplanmadan verilen kararın usul yönünden hatalı olduğunu, dava konusu açıklamaların yapılmasına ilişkin kamu yararı bulunduğunu, davacının çözüm sürecindeki siyasi politikalarının eleştirildiğini, ifade özgürlüğü sınırlarının aşılmadığını, görünür gerçeğe uygun olduğunu, toplumu bilgilendirme amacı taşıdığını, hükmedilen tazminatın fahiş olduğunu, siyasilerin eleştirilere katlanma yükümlülüğünün bulunduğunu, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; davalı ... Milletvekilinin 26.12.2020 tarihinde TBMM Genel Kurulunda yapmış olduğu konuşmada sarf ettiği söz ve ifadeler ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı olan davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiası ile manevi tazminat ve kararın yayınlanması talebine ilişkindir. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır. Anayasa'nın 26 ncı maddesi şöyledir: "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. ... Bu hürriyetlerin kullanılması, ... başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının ... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir...." AİHS'nin 10 uncu maddesi şöyledir: "1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. ... 2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ... başkalarının şöhret ve haklarının korunması ... için gerekli olan bazı ...sınırlamalara ... tabi tutulabilir." TMK'nın "Kişiliğin korunması" kısım başlıklı 24 üncü maddesi şöyledir: “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” TBK’nın “Kişilik hakkının zedelenmesi” başlıklı 58 inci maddesi şöyledir: “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.” Anılan anayasal ve yasal düzenlemeler ile Anayasa'nın 90 ıncı maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesine göre ulusal hukukun bir parçası hâline gelmiş bulunan AİHS'nin 10 uncu maddesi uyarınca kişilik hakları zarara uğrayanların manevi tazminat isteme hakları vardır. Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin karşılığı manevi zarar olarak kabul edilerek keder ve acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için kanunlarımız manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir. TMK'nın 24 ve TBK'nın 58 inci maddelerinde yer verilen kişilik haklarının korunması da bunlardan biridir. İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (Anayasa Mahkemesi (AYM); ..., B. No: 2014/12151, 04.06.2015; ..., B. No: 2013/9343, 4/6/2015). İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Von Hannover/Almanya, B. No: 40660/08). İfade özgürlüğü, temsil ettikleri seçmenlerinin kaygılarına dikkat çektikleri ve onların menfaatlerini savunmak zorunda oldukları için halkın seçilmiş temsilcileri bakımından özel bir öneme sahiptir (AİHM; Lombarda ve diğerleri Malta, B. No: 7333/06, 24.04.2007). Ancak belirtmek gerekir ki ifade özgürlüğü sınırsız değildir. Başta siyasi kişiler olmak üzere, en geniş hâlde dahi ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12 nci maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur (AYM; ..., B. No: 2013/1461, 12.11.2014). Bu itibarla, Anayasa'nın 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şöhret ve itibarının korunmasıdır. Davalının söylediği sözlerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez. Bu tür davalarda mahkemece yapılması gereken; kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde bu iki hak arasında makul bir dengenin kurulmasıdır. Dengeleme yapılırken her bir somut olay bakımından şu hususları göz önüne almak gerekmektedir: Dava konusu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, açıklama veya yayının konusu, kapsamı, şekli ve etkileri, ilgili kişinin daha önceki davranışları, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği ile uygulanan yaptırımın niteliği. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, davalının 26.12.2020 tarihinde TBMM Genel Kurulunda yapmış olduğu konuşmada, davacı hakkında sarf ettiği söz ve ifadeler bir bütün halinde incelendiğinde ifade özgürlüğü ve kişisel değer yargısı kapsamında değerlendirilemeyeceğinin, siyasetçiye yönelik eleştirilerin sınırları daha geniş kabul edilse de sert ve ağır eleştiri sınırlarının da aşıldığının, davacının kişilik haklarına saldırı olduğu kabul edilerek manevi tazminata hükmedilmesinin ve olay tarihi, tarafların konumu, zararın ağırlığı, caydırıcılık hususu dikkate alındığında hükmedilen manevi tazminat miktarının yerinde olduğunun anlaşılmasına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin ve davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının davacıya yükletilmesine, Aşağıda yazılı temyiz harcının davalıya yükletilmesine, 32.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacıya verilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.06.2025 tarihinde Üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dava konusu uyuşmazlık; davalının, davacı hakkında 26.12.2020 tarihinde TBMM Genel Kurulunda yapmış olduğu konuşmada sarfettiği sözlerin ifade özgürlüğü ya da kişilerin şöhret ve itibarına saygı gösterilmesini isteme haklarından hangisinin kapsamında kaldığına ilişkindir. İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (Anayasa Mahkemesi (AYM); ..., B. No: 2014/12151, 4/6/2015; ..., B. No: 2013/9343, 4/6/2015). İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Von Hannover/Almanya, B. No: 40660/08). İfade özgürlüğü, temsil ettikleri seçmenlerinin kaygılarına dikkat çektikleri ve onların menfaatlerini savunmak zorunda oldukları için halkın seçilmiş temsilcileri bakımından özel bir öneme sahiptir (AİHM; Lombarda ve diğerleri Malta, B. No: 7333/06, 24/4/2007). Öte yandan; maddi olgular ile değer yargısı arasında da ayrıma gidilmeli, değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı gözetilmelidir (AİHM; Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986). Zira, taraflara değer yargılarının doğruluğunu ispat külfeti getirilmesi, hakkın kullanımını imkânsız kılacaktır. Bununla birlikte, değer yargısının da makul bir olgusal temele sahip olması gerektiği, orantılı ve ölçülü bir biçimde ifade edilip edilmediği denetlenmelidir (AİHM; Jerusalem/Avusturya, B. No: 26958/95, 27/2/2001). Ancak belirtmek gerekir ki ifade özgürlüğü sınırsız değildir. Başta siyasi kişiler olmak üzere, en geniş hâlde dahi ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12. maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur (AYM; ..., B. No: 2013/1461, 12/11/2014). Bu itibarla, Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şöhret ve itibarının korunmasıdır. Davalının söylediği sözlerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez. Bunu ancak davanın bütününe bakarak anlayabiliriz. Bu tür davalarda mahkemece yapılması gereken; kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde bu iki hak arasında makul bir dengenin kurulmasıdır. Dengeleme yapılırken her bir somut olay bakımından; dava konusu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, açıklama veya yayının konusu, kapsamı, şekli ve etkileri, ilgili kişinin daha önceki davranışları, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği ile uygulanan yaptırımın niteliği nazara alınmalıdır(AYM; ... (3), B.No: 2015/1220, 18/7/2018). Somut davada göz önünde bulundurulması gereken ilk husus, davanın taraflarının toplumsal konumlarıdır. Bir yanda konuşmaların yapıldığı dönemde Cumhurbaşkanı ve İktidar Partisi Genel Başkanı olarak görev yapan ..., diğer tarafta ise Ana Muhalefet Partisi Milletvekili olan ... bulunmaktadır. Eleştirilerin hedefinde olan davacının hem toplumsal konumu hem de siyasetçi olması nedeniyle makul eleştiri sınırları daha geniş kabul edilmelidir. Temsil ettiği seçmenlerinin talep, endişe ve düşüncelerini politik alana aktaran ve onların çıkarlarını savunan seçilmiş kimseler için ifade özgürlüğünün özellikle değerli olduğu açıktır. Bu sebeple ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlama, eğer bir siyasetçinin ve özellikle dönemin ana muhalefet partisi milletvekilinin ifade özgürlüğüne yönelik ise dava konusu istemlerin çok daha sıkı bir denetimden geçirilmesi gerekmektedir. İkinci husus ise, davalının konuşmalarında dile getirdiği iddiaların kamusal çıkarlarla ilgili olması ve olgusal temelinin bulunmasıdır. Dava konusu edilen konuşmalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde yürütmenin ve iktidar partisinin başı olarak davacının kamuoyunda “çözüm süreci” olarak bilinen terörsüz Türkiye hedefine yönelik uyguladığı politikalar ile Ortadoğu politikalarına yönelik olduğu, yani davacının siyaset yapma ve yönetim biçiminin eleştirildiği, konuşmanın çerçevesinin baskın şekilde politik alanda kaldığı, güncel konularla dolayısıyla kamusal çıkarlarla ilgili olduğu ve olgusal dayanağının bulunduğu anlaşılmaktadır. Kaldı ki, davalı, hususi olarak davacının özel hayatını hedef almamış, konuşmasını esasen siyasi rakibinin söz ve davranışlarına yöneltmiştir. Öte yandan, Davalının konuşmasında geçen bir kısım sözler kaba, tahrik edici, suçlayıcı ve rahatsız edici olarak kabul edilse bile değer yargılarından oluşan bu ifadelerin polemik çıkartmaya, şiddetli tepkiler yaratmaya ve taraftarlarını konsolide etmeye yönelik siyaset üslubunun bir parçası olduğu kabul edilmelidir. Tüm bu açıklamalar ışığında; dönemin ana muhalefet partisi milletvekili davalı tarafından yaşanan güncel olaylara ilişkin olarak açıklamalarda ve hükümet başkanı olan davacı’nın söz ve davranışları ile hükümet politikalarına yönelik eleştirilerde bulunulduğu, davaya konu ifadelerin, Yargıtay, AYM ve AİHM’nin istikrar bulmuş içtihatlarına göre; ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığı, somut olay bağlamında davalının ifade özgürlüğüne üstünlük tanınması gerektiği düşüncesinde olduğumdan istemin tümden reddi yerine hükmedilen manevi tazminatın onanması kararına iştirak edemiyorum.