Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/2083 E. 2023/4668 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/2083
Karar No
2023/4668
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/197 Değişik İş- 2021/197 Karar SAYISI : İHK-2021/7016 HÜKÜM/KARAR : Davalı itirazının reddi / Başvurunun kabulü SAYISI : K-2020/76465 Taraflar arasındaki sigorta tahkim yargılaması sonunda, Uyuşmazlık Hakem Heyetince başvurunun kabulüne karar verilmiştir. Karara davalı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine, İtiraz Hakem Heyetince davalı vekilinin itirazının reddine karar verilmiştir. ... kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; olay tarihi olan 17.12.2019 tarihinde sürücüsü ve plakası tespit edilemeyen araç sürücüsünün bisiklet süren davacıya çarpması sonucu meydana gelen kazada davacının yaralandığını ve malul kaldığını belirterek fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak üzere 39.529,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatının ve 472,00 rapor ücretinin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; ıslah dilekçesi ile talebini 43.517,40 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafın dosyaya sunduğu maluliyet raporunun kaza tarihinde yürürlükte olan yönetmeliğe uygun olarak hazırlanmadığını, plakası tespit edilemeyen araç sürücüsünün kazaya karıştığının tespit edilmesi gerektiğini, davalı şirketin sürücünün kusuru oranında tazminattan sorumlu olduğunu, davacının müterafik kusuru nedeniyle indirim yapılması gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir. III. ... KARARI Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; plakası tespit edilemeyen araçların verdiği zararlardan davalının sorumlu olduğu, davacı tarafından dosyaya sunulan raporun olay tarihinde yürürlükte olan yönetmeliğe uygun şekilde davacının muayenesi de yapılarak düzenlendiğinden hüküm kurmaya elverişli olduğu, kaza tespit tutanağı ve alınan bilirkişi raporuna göre plakası tespit edilemeyen araç sürücüsünün olayda %25 oranında kusurlu olduğu gerekçeleriyle başvurunun kabulüne, 43.517,40 TL sürekli iş göremezlik tazminatının 24.07.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. IV. İTİRAZ A. İtiraz Yoluna Başvuranlar Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili itiraz başvurusunda bulunmuştur. B. İtiraz Sebepleri Davalı vekili itiraz dilekçesinde; dosyada yer alan maluliyet raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığını, plakası tespit edilemeyen araç sürücüsünün kazaya karıştığının tespit edilmesi gerektiğini, dava konusu kazanın davacının kusuru ile meydana geldiğini, müterafik kusur nedeniyle indirim yapılması gerektiğini ve davacı yararına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre belirlenen vekalet ücretinin 1/5'ine hükmedilmesi gerektiğini belirterek karara itiraz etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosyaya sunulan maluliyet raporunun kaza ile illiyet bağı kurulmak suretiyle davacının fiziki muayenesi de yapılarak kaza tarihinde yürürlükte olan yönetmeliğe uyun olarak hazırlandığı ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, kusur raporunun objektif ve izahat içerir şekilde denetime elverişli olarak tanzim edildiği, plakası tespit edilemeyen aracın kazaya karıştığının CD İzleme ve Araştırma Tutanağı ile sabit olduğu, her ne kadar davacının müterafik kusuru bulunduğu ileri sürülmüş ise de, müterafik kusur indirimi yapılmasına sebep olacak bir husus tespit edilemediği ve ... kararında davacı lehine tarifeye göre tam vekalet ücreti takdir edilmesinde usul ve yasalara aykırı bir yön bulunmadığı gerekçeleriyle davalı vekilinin itirazlarının reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; dosyada yer alan maluliyet raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığını, plakası tespit edilemeyen araç sürücüsünün kazaya karıştığının tespit edilmesi gerektiğini, dava konusu kazanın davacının kusuru ile meydana geldiğini, müterafik kusur nedeniyle indirim yapılması gerektiğini ve davacı yararına maktu vekalet ücretinin 1/5'ine hükmedilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, plakası ve sürücüsü tespit edilemeyen aracın bisiklet sürücüsü davacıya çarpması neticesinde davacının yaralanmasından kaynaklanan sürekli iş göremezlik tazminatı istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 114 üncü, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85, 90 ve 91 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54 üncü maddesi, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuk Hakkında Kanun'un (MÖHUK) 48 inci maddesi. 3. Değerlendirme 1. Türk Hukukunda kişilerin hak arama özgürlüklerini kullanmaları herhangi bir sınırlandırmaya tabi tutulmamıştır. Ancak bazı istisnai durumlarda dava açan veya takip hakkını kullananın önceden belirlenen bazı özel yükümlülükleri yerine getirmesi şart koşulabilir. Bu istisnai şartlardan biri de teminat gösterme yükümlülüğüdür. MÖHUK’un 48 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca; Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır. HMK’nın 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendi uyarınca teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi dava şartlarındandır. Bu itibarla İtiraz Hakem Heyetince verilen kesin süre içinde teminat yatırılmaz ise anılan hüküm uyarınca dava şartı eksikliğinden dava reddedilir. MÖHUK’un 48 inci maddesinin ikinci fıkrasında ise “Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar.” hükmü yer almaktadır. Buna göre hâkim, yabancı davacının vatandaşı olduğu ülke ile Türkiye arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) var ise bu kişiyi teminattan muaf tutacaktır. Karşılıklılık, iki devlet arasında imzalanan (iki taraflı) anlaşma veya iki devletin de taraf olduğu uluslararası (çok taraflı) anlaşma ile sağlanabileceği gibi, kanuni veya fiili karşılıklılık şeklinde de sağlanabilir. Söz konusu anlaşmalardan biri de 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi olup anılan Sözleşme’nin 17 nci maddesinde âkit devletlerden birinde ikamet eden ve diğer bir devletin mahkemeleri huzurunda davacı veya müdahil olarak bulunan âkit bir devletin vatandaşlarından yabancı olmaları sebebi ile herhangi bir teminat istenemeyeceği düzenlenmiştir. Somut olayda, davacı Suriye uyruklu olup dosya kapsamından İtiraz Hakem Heyetince başvurucunun teminat muafiyetinin bulunup bulunmadığı hususunda, hükme dayanak oluşturacak nitelikte bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. MÖHUK'un 48 inci maddesinin ikinci fıkrasında, dava açanın karşılıklılık esasına göre, teminattan muaf tutulabileceği düzenlendiğinden öngörülen teminat hususu resen gözetilmelidir. Bu sebeple İtiraz Hakem Heyetince, öncelikle davacının statüsü belirlenerek teminattan muaf olup olmadığı hususunun Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğünden sorularak alınacak yazı cevabına göre, davacının teminat göstermesi gerektiği sonucuna varılırsa teminatın yatırılması için kesin süre verilmesi, anılan sürede belirtilen teminatın yatırılmaması hâlinde istemin usulden reddine, yatırılması hâlinde ise dava şartı eksikliği süresinde giderilmiş olacağından işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken doğrudan işin esasına girilmesi doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. 2. Bozma nedenine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazları şimdilik incelenmemiştir. VI. KARAR 1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan ... kararının BOZULMASINA, 2. Bozma nedenine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 30.03.2023 tarihinde Üye ...'in karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6 ncı maddesinde herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını mahkeme önüne getirme hakkı güvence altına alınmıştır. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. 5718 sayılı MÖHUK madde 48/1'e göre; “Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır”. Ülkemizin taraf olduğu 1951 tarihli Cenevre sözleşmesi 16.maddesi “1. Her mülteci, bütün Taraf Devletler’in topraklar üzerindeki hukuk mahkemelerine serbestçe ve kolayca başvurabilecektir. 2. Her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu Taraf Devlette, adli yardım ve teminat akçesinden muafiyet dahil, mahkemelere müracaat bakımından vatandaş gibi muamele görecektir. 3. Her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu ülkenin dışındaki Taraf Devletlerde, o ülkelerin vatandaşlarına 2. fıkrada bahsedilen konular hakkında yapılan muamelenin aynından istifade edecektir.” hükmünü içermektedir. Ne varki ülkemize göç eden Suriyeli göçmenlerin hukuksal statüleri, mülteci ve sığınmacı konumunda olmayıp “Geçici koruma statüsü'nde olduklarından MÖHUK 48/1 inci maddesinden doğrudan yararlanmaları mümkün değildir. Ancak bu kişiler AHİM kararlarında da sıkça yer alan “kırılgan grup“ olarak ifade edilen kişiler kapsamında değerlendirilmelidir. (MSS/Yunanistan/Belçika kararı) Geçici koruma statüsündeki kişiler, ev sahibi ülkenin diline hakim olmadıkları gibi, kendilerine destek olacak bir yapıda bulunmamakta, toplam hayatına katılmaları, büyük oranda devletin katkısı ile mümkün olmaktadır. Uluslararası koruma altına alınan bu kişiler, mülteciler gibi ve hatta onlardan daha fazla kırılgan, imkanları sınırlı, savunmasız ve özel korumaya muhtaç kimselerdir. Maddi durumları da dikkate alındığında, geçici koruma altındaki kişilerden teminat alınması, dava açma hakkının orantısız bir şekilde sınırlandırılması, dolayısı ile mahkemeye erişim hakkının ihlali gibi bir sonuç doğmasına neden olacaktır. Somut olayda, dosya arasındaki bilgi ve belgelerden davacının Suriye vatandaşı olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenlerle, geçici koruma statüsündeki davacıdan teminat alınmaması gerektiğinden, davalının bozma sebebine göre incelenmeyen diğer temyiz itirazlarının incelenmesi gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılmıyorum.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/2083, K. 2023/4668, T. 30.03.2023, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2023-2083-e-2023-4668-k-7c15a3d93353