Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/1250 E. 2026/1303 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/1250
Karar No
2026/1303
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3.Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1806 Esas - 2022/1566 Karar İLK DERECE MAHKEMESİ : Karasu 1. Asliye Mahkemesi SAYISI : 2019/16 Esas - 2021/395 Karar

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 10.02.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen gün ve saatte taraflardan kimsenin gelmemiş olduğu belirlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 10.02.2026 gününde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalılar tarafından Karasu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 18.06.2014 tarihli, 2011/226 esas ve 2014/521 karar sayılı dava dosyasında, dava dışı ... ve davacı ... aleyhine muris muvazası nedeniyle tapu iptali ve tescil davası açıldığını ve açılan davada ortak mirasbırakanları ...’ın, maliki olduğu 1 01... parsel sayılı taşınmazın 354/671 payını mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla 01.08.1995 tarihinde oğlu ...’a satış suretiyle temlik edip kalan payı üzerinde bıraktığını, 21.07.1995 tarihli kat irtifakı tesisi ile ...'ın payına karşılık 1, 2, 3, 4, 5, 6, 12, 13, 14, 15, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 38, 39, 42, 43, 46, 47, 51, 53, 55, 57... no’lu bağımsız bölümleri aldığını ve bağımsız bölümleri 18.12.2008 tarihinde amcasının oğlu olan davacı ...’a devrettiğini ve yapılan devirlerin bedelsiz ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek çekişmeli bağımsız bölümlerin tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tescilinin talep edildiğini ve mahkemece davalıların talebi üzerine dava konusu taşınmazlar hakkında 11.05.2011 tarihinde ihtiyati tedbir kararı verildiğini, mahkemece yapılan yargılama sonucunda tapu iptal ve tescil davasının reddedildiğini ve kararın Yargıtay incelemesinden geçerek 30.10.2018 tarihinde kesinleştiğini, böylelikle davacının taşınmazlara konulan ihtiyati tedbirin haksız olduğunun anlaşıldığını, taşınmaz üzerine konan ihtiyati tedbir nedeniyle davacı müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını, taşınmaz üzerinde herhangi bir yenileme çalışması yapılamadığını, bunun da taşınmazın tümünün değerinin düşmesine neden olduğunu, tüm bu hususların yanında davacının Almanya'da yaşadığını ve ikamet ettiğini, geçimini Euro para birimi üzerinden devam ettirmesi nedeniyle Türkiye'de yatırım yapmak amacıyla huzurdaki davada belirtilen taşınmazları aldığını, bu taşınmazları aldıktan belli bir müddet sonra satarak Euro para birimine çevirip kâra geçme planı bulunduğunu, aradan geçen birkaç yıllık zaman diliminde Euro para biriminin değer kazanmasına rağmen davacı müvekkillinin yatırım yapamadığını, elde edeceği meblağ ile başkaca taşınmazlar alma niyetinde olmasına rağmen haksız ihtiyati tedbir kararı nedeniyle bu kazancından mahrum kaldığını, ancak taşınmaz alma niyeti ile bankadan kredi çekmek istediğini, ancak ilgili bankaların taşınmaz üzerinde bulunan ihtiyati tedbir nedeniyle taşınmazın akıbetinin belirsizliğini öne sürerek kredi vermediğini, böylelikle davacının yatırımları gerçekleştiremediğini ve kazançlarından mahrum kaldığını, davalıların davacıya sırf zarar vermek ve uhdesinde bulunan taşınmazları kullanmasını engellemek amacıyla dava açarak tedbir talebinde bulunduklarını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL maddi tazminat ve 10.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazların davalı müvekkillerinin annesi malik ... tarafından oğlu ...’a satıldığını, ... tarafından da annesinin ölümünden sonra aleyhine tapu iptal ve tescil davası açılabileceği düşüncesi ile amcasının oğlu olan davacı ...’a satıldığını, söz konusu taşınmaz satışının gerçek bir satış olmadığını, taşınmazların gerçek değeri üzerinden satılmadığını, maddi ve manevi zarara uğranıldığı iddialarının ise yerinde olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile iddia edilen zararın ispatına yönelik dosya kapsamına soyut tanık beyanları dışında delil sunulmadığı, tedbir kararı nedeniyle zarar iddiasının ispatlanamadığı gibi zarar ile tedbir kararı arasındaki illiyet bağının da ortaya konulamadığı, davalılar tarafından açılan tapu iptali ve tescil davasının reddine dair verilen kararın ihtiyati tedbir kararının haksız olduğu anlamına gelmeyeceği ve davalıların eyleminin haksız eylem olarak kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 399. maddesi uyarınca haksız ihtiyati tedbir nedeniyle aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilen tarafın, bu tedbir kararından dolayı uğradığı zararını kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince karşı taraftan isteyebileceği, haksız ihtiyati tedbirden kaynaklanan tazminat davasında tazminat koşullarının oluşabilmesi için, ihtiyati tedbir talebinin dayandığı hak iddiasının asılsız olduğu başka bir anlatımla açılan davanın reddedilmiş ve kararın kesinleşmiş olması, ihtiyati tedbir kararının icra edilmiş olması ve karşı tarafın bu haksız ihtiyati tedbir kararından dolayı zarar görmüş olması gerektiği, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan taşınmazların sayısı oldukça fazla olup ... ile yeğeni davacı ... arasında satışın yapılmış olması, bunun yanında davacılar ile kardeşleri arasında mal paylaşımına yönelik davaların bulunduğu göz önüne alındığında muvazaa iddiasında bulunulmasının olağan bir durum olduğu, dava konusu taşınmazların değer kaybettiği ileri sürülmüş ise de taşınmazların Karasu ilçesinde bulunması ve bu ilçenin yakın zamanda gelişme göstererek taşınmazların fazlasıyla değer kazandığı hususu birlikte değerlendirildiğinde davacının bu iddialarına itibar edilemediği, olayda manevi tazminat şartlarının da oluşmadığı, İlk Derece Mahkemesi kararında esası etkileyen bir usul hatası bulunmadığı, vakıa tespitlerinin tam ve doğru olarak yapıldığı, maddi hukuk normlarının doğru olarak uygulandığı, delillerin değerlendirilmesinde de usule aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; dinlenen tanık ifadelerinden de anlaşılacağı üzere davacı müvekkilinin tedbir konulan taşınmazları ileride satmak ve gelir elde etmek amacı ile satın aldığını, ancak konulan tedbir nedeniyle söz konusu satış işlemi ve gelir kazancının sağlanamadığını, taşınmazların eski tarihli olması ve yıpranmasından dolayı her geçen yıl yıpranma payının arttığını ve satım aşamasına gelindiğinde bir önceki yıla göre daha fazla kazanç kaybı meydana geleceğini, davacının söz konusu taşınmazları satmak ve dövize çevirmek maksadıyla aldığını, bu nedenle dava konusu talebin netleşmesi amacıyla taşınmazların farklı tarihlerdeki satış bedellerinin, yıpranma payının, o dönem alınabilecek muhtemel Euronun ve dava tarihindeki Euro değeri ile aradaki maddi kaybın ne kadar olduğunun ve davacının ne kadar yatırım yapabileceği gibi hususlar açığa kavuşturulması gerekirken bu yönde herhangi bir inceleme yapılmadığını, manevi tazminat yönünden talebin reddine ilişkin kararda gerekçeye yer verilmediğini ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, haksız ihtiyati tedbir nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın giderilmesi istemine ilişkindir. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ve özellikle kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine, Duruşmada vekille temsil olunmayan davalılar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,10.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/1250, K. 2026/1303, T. 10.02.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2023-1250-e-2026-1303-k-dc551597e424