Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/11693 E. 2024/13672 K.

Konu: Muvazaalı İşlemin İptali

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/11693
Karar No
2024/13672
Karar Tarihi
Konu
Muvazaalı İşlemin İptali

MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1409 E., 2023/1816 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Afyonkarahisar 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/343 E., 2023/29 K. Taraflar arasındaki muvazaalı işlemin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili, davalı ... vekili ve davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiş, incelemenin duruşmalı olarak yapılması davalı ... vekili tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 24.12.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen gün ve saatte davalı ... vekili Av. ... ve davalı ... vekili Av. ... geldiler. Davacı adına gelen olmadı. Davalılar vekillerinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 24.12.2024 gününde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı bankanın ... San. A.Ş. lehine davalılardan ... ve diğer dava dışı kişilerin müteselsil kefaleti ile imzaladıkları kredi sözleşmeleri ile kredi hesaplarının açıldığını ve krediler kullandırıldığını, borcun ödenmemesi üzerine Afyonkarahisar İcra Müdürlüğünün 2016/20514 E. sayılı dosyasından takip başlatıldığını, icra takip işlemleri kapsamında yapılan araştırmalar neticesinde davalı borçlu ...'ın borcun doğumu sonrası mülkiyetinde bulanan taşınmazları alacaklıların zararına olacak şekilde kısa süre içerisinde mülkiyetinden muvazaalı olarak çıkarttığının tespit edildiğini, dava konusu taşınmazı 28.02.2014 tarihinde 300.000,00 TL bedel üzerinden devrettiğini, devralan kişinin borçlunun alacaklılardan mal kaçırma amacını bilebilecek durumda olduğunu, borçlu ile yakın ilişki içerisinde olan davalı alıcının borçlunun ekonomik durumunun kötüye gittiğini bilmemesinin mümkün olmadığını, taşınmazın piyasa değeri ile orantısız bedelle devredildiğini belirterek dava konusu devre yönelik tasarrufun iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; icra takibinin müvekkili yönünden kesinleşmediğini, geçici aciz vesikasının omadığını, müvekkilinin diğer davalıya satışını gerçekleştirdiği taşınmazın gerçek değerinde satışı yapıldığını, müvekkilinin söz konusu taşınmazı satmasında ve devretmesinde alacaklılardan mal kaçırma, alacaklıları zarara uğratma gibi bir kastı bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; hak düşürücü süre ve zaman aşımı itirazları olduğunu, davacı tarafın dava dilekçesinde bahsettiği şekilde muvazaalı bir işlem söz konusu olmadığını, dava konusu tasarruf işleminin gerçekleştiği tarihte müvekkilinin davalı ... hakkında borçlu olduğu yönünde bir duyumu olmadığını, tasarruf işleminin gerçek bedel üzerinden yapılmış olup, bu durumun banka kayıtları ve yapılan ödemeler ile sabit olduğunu, müvekkilinin davalı borçlu ile arasında dava dilekçesinde belirttiği şekilde güçlü bir samimiyet yada bağlantı olmadığını, yine borçlu ile arasında bir akrabalığın da söz konusu olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; satış bedeli olarak alınan çeklerin davalı ...'a değil onun sahibi olduğu şirkete keşide edildiği ve bedellerin bu şirket tarafından tahsil edildiği, dolayısıyla taraflar arasındaki alım satım ilişkisinde bu çeklerden başka davalı tarafça bir delil ibraz edilmediği, çeklerin de davalı ... tarafından tahsil edilmediği, ödeme güçlüğünde olan davalı ...'nün yetkilisi olduğu şirket tarafından kendi ticari ilişkisinde kullanılmak üzere tahsil edildiği, böylelikle taraflar arasında gerçek alım satım ilişkisinden ziyade borçlu şirketi borcundan kurtarmaya yönelik olduğu, işlemin bu manada muvazaalı olduğu gerekçesi ile davanın kabulü ile Afyonkarahisar ... Mahallesi 2923 ada 7 parselde bulunan 7 nolu bağımsız bölüme ilişkin olmak üzere tasarrufun iptali ile Afyonkarahisar İcra Müdürlüğünün 2016/20514 sayılı icra takibi yönünden davacı tarafa cebri icra ve satış yetkisi verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili, davalı ... vekili ve davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Yerel Mahkemece davalıya yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden kurulan hükme "müteselsilen tahsili" "ibaresinin eklenerek düzeltilmesini talep ettiklerini, dava dilekçesindeki taleplerinin de bu yönde olduğunu, tüm bu nedenlerle davacı banka yönünden yargılama giderleri ve vekalet ücretinin tahsilinde hak kaybı yaşanmaması için hükümde geçen 3 ve 4 no’lu bentlere “mütelselsilen tahsili” ibaresinin eklenerek gerekçeli kararının bu şekilde düzeltilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde; müvekkili hakkında verilen kesin veya geçici aciz belgesinin bulunmadığını, haciz tutanaklarının geçici aciz belgesi niteliğini taşımadığını, dava şartı yokluğundan davanın reddi gerektiğini, müvekkilinin mezkur davaya konu edilen taşınmazı satmasında ve devretmesinde alacaklılardan mal kaçırma, alacaklılara zarara uğratma gibi bir kastı bulunmadığını, taşınmazın gerçek rayiç değeri ile diğer davalıya satıldığını ve devredildiğini, müvekkilinin ve dava dışı şirketlerin söz konusu tasarrufu yaptığı tarihte vadesi geçmiş, doğmuş ve ödenmemiş hiçbir borcu bulunmadığını, söz konusu tasarrufun borcun doğumundan sonra gerçekleştiğini, çeklerin kimlere ciro edildiği hususunun apaçık ortada olduğunu, ortada muvazaa durumu olmadığını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde; ispat yükünün davacı taraf üzerinde olduğunu, müvekkilinin dosya kapsamına göre kötüniyetli olduğuna dair somut tek bir kanıt bulunmadığını, Yerel Mahkemece her ne kadar aleyhlerine karar verilmiş ise de, davalı borçlu ve üçüncü kişinin bildirdiği satış değerinin uyuşmuş olması, davalıların savunmalarında bildirdikleri gibi tasarruf tarihi itibariyle çeklerle yapılan ödeme de göz önünde bulundurularak, davalılar arasında taşınmaz satışı dışında başka bir ticari ilişki olmaması ve ödendiği iddia olunan paranın başka bir ilişki nedeniyle ödenmiş olup olamayacağının saptanmış olması halinde davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davalı üçüncü kişinin bu taşınmazı aldıktan sonra gerçekten kullandığını, dava konusu 7 nolu bağımsız bölümün mesken vasıflı bir yer olduğunu, davalı ve ailesinin ekonomik durumunun iyi olduğunu, dava konusu yeri de bu amaçla satın almış olup, satın alır almaz fiili zilyetliği de devraldığını ve taşınmazı kullanmaya başladığını, davalının taşınmazı satın alabilecek sosyal ve ekonomik gücü bulunduğunu, davalı müvekkili ve ailesinin dava konusu yer dışında da son on yılda birçok taşınmaz alım satımı yaptığını ve yapmakta olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı 3. kişinin taşınmaz bedelini çek ile ödediğini iddia ettiği, çeklerin ödemesinin davalı ...'ye değil ... San. A. Ş' ye yapılmış olduğu, çekin taşınmaz bedeli olarak verildiğine ilişkin hiçbir belgenin bulunmadığı anlaşılmakla davanın kabulüne karar verilmesinin yerinde olduğu ancak davalı borçlu, üçüncü kişi ile birlikte zorunlu hasım olduğundan, davanın kabulü halinde yargılama giderinden diğer davalılar ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olması gerekirken bu hususun göz ardı edilmesinin de hatalı olduğu gerekçesiyle davalı vekillerinin istinaf başvurusunun reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili ve davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yaptığı istinaf başvurusunda bildirdiği sebepler ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yaptığı istinaf başvurusunda bildirdiği sebepler ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, TBK'nın 19. maddesinde tanımını bulan muvazaa hukuksal nedenine dayalı muvazaalı işlemin iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 19 uncu maddesi. 3. Değerlendirme 6098 sayılı TBK'nın 19 uncu maddesinde anlamını bulan muvazaa, tarafların 3. kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uygun olmayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarıdır şeklinde tanımlanabilir. Tarafların görünüşte yaptıkları işlemle, iradelerinin birleştiği işlemin birbirinden farklılık taşıdığı durumlarda muvazaanın söz konusu olduğu kabul edilmelidir. Kural olarak üçüncü kişiler muvazaa nedeniyle zarara uğradıkları takdirde tek taraflı ve çok taraflı hukuki muamelelerin geçersizliğini ileri sürebilirler. Çünkü muvazaalı bir işlem ile üçüncü kişinin zarar görmesi ona karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğindedir. Ancak, üçüncü kişilerin muvazaalı işlem ile zarar gördüklerinin benimsenebilmesi için onun işlemi yapandan alacağının bulunması ve bu alacağın ödenmesini önlemek için muvazaalı işlemin yapılmış olması gerekir. İlk Derece Mahkemesince; taşınmazın satış bedeli olarak alınan çeklerin davalı ...'a değil onun sahibi olduğu şirkete keşide edildiği ve bedellerin bu şirket tarafından tahsil edildiği, dolayısıyla taraflar arasındaki alım satım ilişkisinde bu çeklerden başka davalı tarafça bir delil ibraz edilmediği, çeklerin de davalı ... tarafından tahsil edilmediği, ödeme güçlüğünde olan davalı ...'nün yetkilisi olduğu şirket tarafından kendi ticari ilişkisinde kullanılmak üzere tahsil edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmişse de varılan sonuç dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düşmemektedir. Muvazaalı işlemin iptali için salt bedel farkı yeterli olmayıp işlemin iki tarafının da fikir birliği içinde olması gerekir. Üstelik tapudaki satış bedeli dışında yapılan ödemelerin davalı 3. kişi tarafından devir tarihi veya devir tarihine yakın tarihli banka hesap hareketleri, banka ödemesi, kredi kullanımı gibi delillerle ispatlanması mümkün olup, bu belgelerdeki meblağların tapudaki bedele eklenerek mislini aşan bedel farkının varlığının değerlendirilmesi gereklidir. Somut olayda dava konusu taşınmazın davalı borçlu ... tarafından davalı 3.kişi ...'na 300.000,00 TL bedelle devredildiği, mahkemece yargılama sırasında alınan bilirkişi raporuna göre gerçek değerinin toplam 394.710,00 TL olduğu, buna göre ödendiği resmi tapu devir senedi ile ispatlanan 300.000,00 TL ile taşınmazın belirlenen gerçek değeri arasında bedel farkının zaten bulunmadığı da anlaşılmaktadır. Öte yandan her ne kadar mahkemece taşınmazın satış bedeli olarak alınan çeklerin davalı ...'a değil onun sahibi olduğu şirkete keşide edildiği ve bedellerin bu şirket tarafından tahsil edildiği, dolayısıyla taraflar arasındaki alım satım ilişkisinde bu çeklerden başka davalı tarafça bir delil ibraz edilmediği belirtilmişse de, söz konusu çeklerin davalı 3.kişi Tufan tarafından davalı borçlu Şükrü'ye ciro edildiği tespit edilmiş olup mahkemenin bu gerekçesine de katılma imkanı bulunmamaktadır. Bunun dışında, salt davalı borçlunun mal kaçırma amacı ile hareket etmesi de yeterli olmayıp, davalı 3.kişi ...'nun da borçlunun bu amaçla hareket ettiğini bilen veya bilmesi lazım gelen şahıslardan veya borçluyla fikir birliği içinde olduğunun ispatlanması gerekir. Dosya içeriğinden davalı borçlu ve üçüncü kişinin bu derece yakınlıklarının olduğu da ispat edilememiştir. Bu halde Bölge Adliye Mahkemesince, üçüncü kişinin kötüniyeti ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. VI. KARAR Değerlendirme bölümünde açıklanan sebeplerle davalı ... vekili ve davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 32.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalı ...'a verilmesine, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalılara iadesine, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine, kararın bir örneğinin İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,24.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/11693, K. 2024/13672, T. 24.12.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2023-11693-e-2024-13672-k-dd77b984dae7