Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/10075 E. 2024/10043 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/10075
Karar No
2024/10043
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/87 E., 2023/999 K. HÜKÜM/KARAR : Davanın Reddi/ İstinaf Başvurusunun Kabulü ile Hükmün Kaldırılarak Yeniden Esas Hakkında Hüküm Kurulmak Suretiyle Davanın Reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 18. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/296 E., 2021/441 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 22.10.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen gün ve saatte gelen Davacı vekili Av. ... ile davalı ... vekili Av. ... ve ... ve diğerleri vekili Av. ... geldiler. Taraflar vekilinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonar işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 22.10.2024 gününde Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ilama dayalı alacağından dolayı Ankara 31. İcra Müdürlüğü'nün .... sayılı dosyasında borçlu davalı ... aleyhine yapılan icra takibinde borçlunun bilinen bütün adreslerine gidildiğini, ancak adresinde bulunan birkaç parça menkul mal dışında herhangi bir mal varlığı tespit edilemediğini ve tanzim edilen bu haciz tutanaklarının muvakkat aciz vesikası hükmünde olduğunu, takibin dayanağı olan Ankara 11. Tüketici Mahkemesinin .... sayılı dosyasında verilen 28.06.2018 tarihli kararda alacağın doğum tarihinin taraflar arasında düzenlenen 13.08.2012 tarihli sözleşme olduğunun açıkça belirtildiğini, takip konusu borcun doğumundan sonra borçlunun ... Ticaret Sicilinde kayıtlı bir takım sermaye şirketlerinde mevcut hisselerinin tamamını eşine, çocuğuna ve yine kendisinin daha önce paydaş olduğu ve halen akrabalarının adına kayıtlı bulunan diğer grup şirketlere devrettiğinin görüldüğünü bu hisse devirlerinin rayiç bedel üzerinde ve gerçek bir satış işlemi olsa dahi İİK. 280/3 fıkrasının 1. bendi gereğince ve 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 19.maddesi gereği muvazaalı olup iptale tabi olduğunu belirterek danışıklı işlemin konusunu teşkil eden sermaye şirketlerindeki pay devirlerine ilişkin tasarrufların iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalılar ... San. A.Ş. ve ... Holding A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; aciz vesikası şartının yerine getirilmediğini, hakdüşürücü sürelerin dolduğunu, davalı ... ile davalı şirketler arasındaki ilişkinin ve muvazaa iddiasının asılsız olduğunu, ...A.Ş'nin bölündüğünü, bölünme sonucunda ...isimli şirketin kurulduğunu, ...ile ... arasında yapılan anlaşma gereğince, ...'ın kurulan ...Şti'ndeki hisseler karşılığında müvekkili şirketlerdeki hisselerini ... ve ...'nın gösterdiği kişilere devrettiğini belirterek davanın reddini istemiştir. 2.Davalılar ..., ... ve ... vekili cevap dilekçesinde; aciz vesikası şartının yerine getirilmediğini, hakdüşürücü sürelerin dolduğunu, davacının müvekkillerinden ... ile 09.11.2012 tarihinde sözleşme ve karşılıklı ibra protokolü imzaladığını, bu protokol ile müvekkili ...'yı ... ile olan vekalet sözleşmeleri kapsamında ibra ettiğini, bu nedenle huzurdaki davanın dinlenemeyeceğini, ... ile ...'nın boşanmalarına ilişkin aile mahkemesi kararının 03.07.2012 tarihinde kesinleştiğini, ...'ın boşanma davası süresinde ve sonrasında müvekkilleri ile davalı şirketlerin mahvına neden olmak amacıyla pek çok hukuka aykırı eylem ve işlem yaptığını, ... ile dava dışı ...'nın davaya konu işlemlerin yapıldığı tarihte babaları olan borçlu ile tüm ilişkilerini kestiklerini belirterek davanın reddini istemiştir. 3.Dahili Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; aciz belgesi bulunmadığından tasarrufun iptali şartının gerçekleşmediğini, davalı ile aralarında boşanma davası olan eski eşine hissedarı olduğu şirketteki hisselerini muvazaalı bir şekilde devretmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, ..., ... ve ... Holding A.Ş.’ye yapılan devirler bakımından İİK’nın 280. maddesinde anılan 5 yıllık sürenin geçtiğini, davacı ile davalı arasındaki Avukatlık Ücret Sözleşmesinin 13.08.2012 tarihi olduğunu ve aynı gün vekaletname düzenlendiğini, davacı avukatın 18.10.2012 tarihli azilname ile yazılı- sözlü talimata uymama nedeniyle azledildiğini, davacının görev yaptığı dönem nazara alındığında davalının davacı alacağını nazara alarak danışıklı hisse devri yaptığı iddiasında bulunamayacağını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; eldeki davada, en son tasarruf 31.01.2013 tarihli olduğundan davanın açıldığı 14.05.2019 tarihinde tüm tasarruflar yönünden 5 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu gerekçesiyle davacı tarafın İİK'nun 277 vd. maddelerine göre tasarrufların iptali talebinin hakdüşürücü süre nedeniyle reddine, alınan bilirkişi raporundan; borçlu ...'ın davalı şirketlerdeki hisselerine karşılık bölünme yoluyla kurulan ... Şirketinin aynı tarihte tüm hisselerini devralmak suretiyle tek ortağı ve tek yetkilisi olduğu, ...'ın devrettiği hissesinin toplam değerinin 2.838.646,86 TL, tek sahibi ve yetkilisi olduğu ... Şirketine sermaye olarak davalı şirketlerin koyduğu hisselerin toplam değerinin 2.492.732,00 TL olduğu, bedeller arasında fark bulunmasının işlemin muvazaalı olduğunu göstermeyeceği, dosya kapsamından; borçlu ile davalı ...'nın boşanmalarına ilişkin davaların açıldığı 20.06.2011 tarihinden itibaren taraflar arasında çekişme olduğu, davaya konu tasarrufların bu çekişme döneminden sonra yapıldığı, taraflar arasında muvazaalı işlem yapılmasını gerektiren yakın ilişki bulunmadığı, davacı tarafın, borçlu ...'ın devrettiği hisselerine karşılık, ... Şirketinin hisselerini devralmak suretiyle yapmış olduğu tasarrufların muvazaalı olduğunu kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; yerel Mahkeme kararının yasaya aykırı olduğunu, iş bu davada davalıların 1. derece akraba olduklarını, borçlunun alacaklılardan mal kaçırmak amacı ile görünürde muvazaalı devirler gerçekleştirmesi nedeniyle tasarrufun iptali davası açıldığını, dosyanın bu iddialar ve sunulan deliller doğrultusunda değerlendirilmesinin gerektiğini, yerel Mahkemece muvazaa iddiasının ispat edilemediğine dair tespitlere dayanak yapılan gerekçenin varsayımsal ve soyut olduğunu, delillerin hatalı değerlendirildiğini, taraflar arasındaki yakın akrabalık ilişkisi ve hisse devir bedellerinin olması gereken rayiç değerlerinin çok altında bulunması ve ayrıca hisse bedellerine karşılık devri vaat edilen birçok taşınmazın tapu devrinin yapılmamış olması ve bunların davalı ve nizalı olması nedeniyle muvazaa iddialarının kanıtlandığı nazara alınarak davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava dilekçesi içeriğindeki açıklamalara göre davacı tarafından İİK.nin 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak talepte bulunulduğu, davalı borçlu tarafından davalılara şirketlerdeki hisse devirlerinin 08.03.2013, 05.04.2013, 30.06.2013 ve 31.07.2013 tarihlerinde yapıldığı, eldeki davanın ise 14.05.2019 tarihinde açıldığı görülmekle İİK.nin 284.maddesine göre tasarruf tarihinden itibaren 5 yıllık hak düşürücü süre geçmesi nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin doğru olduğu, ne var ki İİK 284.maddesi göz önünde bulundurularak hak düşürücü süreden davanın usulden reddine karar verilmesi nedeniyle maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken TBK.nin 19. maddesinden bahisle işin esası incelenerek nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun sair yönlerden reddedilerek HMK 355. maddesinde belirtilen nedenlere hasren kabulüne, kararın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353,1/b-2. maddesi gereğince kaldırılmasına, İİK.nin 277 vd. maddelerine dayalı iptal talebi yönünden İİK.nin 284. maddesinde belirlenen 5 yıllık hakdüşürücü süre dolduğundan açılan davanın usulden reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; muvazaa nedeniyle tasarrufun iptali prosedürünün neden uygulanamayacağına ilişkin bir açıklama yapılmadığı, oysa yargılamanın başından beri belirtildiği üzere taraflar arasındaki devir ve tasarrufların açıkça muvazaalı olup bu nedenle muvazaaya dayalı tasarrufun iptalinin talep edildiğini, dosyada dinlenen tanıkların hemen hepsinin dava konusu devir işlemlerinin cebri icradan kurtulmak için yapıldığını beyan ettiklerini, davalı ... ve ...; borçlunun eski eşi ve kızı olup borçlunun içinde bulunduğu durumu bilmemelerinin mümkün olmadığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, muvazaalı olduğu belirtilen devir işlemlerine ilişkin tasarrufun iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 19. maddesi. 3. Değerlendirme 1.Yüzeysel bakıldığında iptal davaları ile muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de bu benzerlik her iki davanın güttüğü amaçtan öte gitmemektedir. İİK 277. maddesinde sözü edilen iptal davaları borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılır. Oysa muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tespit ettirmeyi amaçlar. Kural olarak muvazaa nedeniyle hakları ihlal olunan ve zarar gören 3.kişiler tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. İİK 277 ve devamı maddelerine dayalı açılmış tasarrufun iptali davalarının dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK'nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İİK.nun 278.maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmelidir. Aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. Araştırılmalıdır. Keza İİK.nun 280. maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Öte yandan İİK.nun 279.maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup bu maddede yazılan iptal nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği de takdir olunmalıdır. TBK m. 19 muvazaa hukuksal nitelemesine dayalı davalarda ise; 3.kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesini önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapılması gerekir. Davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Çünkü yukarıda açıklandığı gibi İİK 277 ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkan verdiği tasarruflardır. Muvazaaya dayalı iptal davasında ise davacı muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürmektedir. İİK 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere, muvazaaya dayanarak dava açmasına engel değildir. Davacının iddiasını kanıtlaması halinde ise iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK 283/1,2 maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekecektir. Ancak bu tür davaların görülebilmesi için de diğer dava koşularının yanında davacıların borçlulardan alacaklı olmaları yani hukuki yararlarının olması gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 31 inci maddesi “Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir.” hükmünü haizdir. Somut olayda, davacı vekili dava dilekçesinde talebini; dava konusu satış işleminin 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi ve İİK'nun 277 ve devamı hükümleri gereğince iptali olarak belirtmiş olup, İlk Derece Mahkemesi, her iki maddenin yasal koşullarına göre değerlendirme yapmış, Bölge Adliye Mahkemesince ise dava; İİK'nun 277 ve devamı maddelerine göre açılan tasarrufun iptali davası olarak nitelendirilmiştir. Davacının dava dilekçesindeki talepleri arasında bir terditli dava niteliğinde bir durum olmamakla birlikte, net olarak hangi hukuki sebebe dayandığını belirtmemiştir. Ancak ön önceleme oturumundan önceki 05.09.2019 tarihli oturumda ve 30.11.2021 tarihli oturumda, davalılar arasındaki satış işleminin muvazaa nedenine dayandığını, bu halde hak düşürücü sürelerin işlemeyeceğini belirterek, talebinin ne olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Bu durumda; Bölge Adliye Mahkemesince, davan konusu satış işleminin 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi gereğince değerlendirmesini yaparak oluşacak sonuca göre karar vermesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar vermesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. 2. Bozma ilamının kapsam ve şekline göre, davacı vekilinin diğer temyiz itirazları şimdilik incelenmemiştir. VI. KARAR 1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle bozma ilamının kapsam ve şekline göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 32.000,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacıya verilmesine, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine, kararın bir örneğinin İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,22.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/10075, K. 2024/10043, T. 22.10.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2023-10075-e-2024-10043-k-2a2cee744c68