Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2022/6665 E. 2024/2590 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/6665
- Karar No
- 2024/2590
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2022/307 D.İş - 2022/307 HÜKÜM/KARAR : Davanın Usulden Reddi/İtirazın Kabulü İle Davanın Kısmen Kabulü
Taraflar arasındaki sigorta tahkim yargılaması sonunda Uyuşmazlık Hakem Heyetince başvurunun usulden reddine karar verilmiştir.
Karara davacı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine, İtiraz Hakem Heyetince itirazın kabulüne, Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının kaldırılmasına ve başvurunun kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; 12.03.2020 tarihinde meydana gelen trafik kazasında müvekkilinin yaralandığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 5.727,00 TL maddi tazminat talep etmiş, İtiraz Hakem Heyeti yargılaması sırasında talebini toplam 116.256,26 TL'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; sigortalı araç sürücüsünün kusuru olmadığını, maluliyet raporunun iyileşme süreci tamamlanmadan alındığını, maluliyet raporunu kabul etmediklerini, müterafik kusur araştırması yapılması gerektiğini, hesaplamada TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faiz oranının dikkate alınması gerektiğini, geçici iş göremezlik zararından sorumlu olmadıklarını, avans faizini kabul etmediklerini belirterek davanın reddini istemiştir.
III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...ibraz edilen sağlık raporu incelendiğinde kaza tarihinden itibaren 12 aylık stabil dönemin geçmiş olması şartının sağlanmadığı" gerekçesiyle başvurunun usulden reddine karar verilmiştir.
IV. İTİRAZ A. İtiraz Yoluna Başvuranlar Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına süresi içinde davacı vekili tarafından itiraz edilmiştir.
B. İtiraz sebepleri Davacı vekili itiraz dilekçesinde; maluliyet raporunun hükme esas alınabilecek nitelikte olduğunu, 12 aylık sürenin söz konusu olmadığını, kaldı ki eksikliğin giderilebileceğini ve rapor sunulmak üzere süre verilebileceğini belirterek Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; itirazın kabulüne, Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile toplam 116.256,26 TL'nin 27.04.2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; müvekkiline usulüne uygun şekilde başvuru yapılmadığından davanın usulden reddi gerektiğini, hesap yönteminin hatalı olduğunu, iyileşme süreci tamamlanmadan rapor alındığını, maluliyet raporunu kabul etmediklerini, yol gideri, geçici iş göremezlik ve geçici bakıcı gideri taleplerinin teminat dışında olduğunu, kusur oranını kabul etmediklerini, müterafik kusur ve hatır taşıması değerlendirmesi yapılması gerektiğini, müvekilinin gerçek zarardan sorumlu olduğunu ve bu hususun daha önce karşılanmış olduğunu, sağlık rapor ücretinden sorumlu olmadıklarını, vekalet ücretinin hatalı hesaplandığını, talebin muaccel ... gelmediğini belirterek İtiraz Hakem Heyeti kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; davalı ... tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan aracın trafik kazasına karışması sonucu davacının uğradığı zarar nedeniyle maddi tazminat talebine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85, 89, 90, 91 ve 92 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54 üncü maddesi, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30 uncu maddesi, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanunun 48 inci maddesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 114 üncü maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi
3. Değerlendirme 1. Türk Hukukunda kişilerin hak arama özgürlüklerini kullanmaları herhangi bir sınırlandırmaya tabi tutulmamıştır. Ancak bazı istisnai durumlarda dava açan veya takip hakkını kullananın önceden belirlenen bazı özel yükümlülükleri yerine getirmesi şart koşulabilir. Bu istisnai şartlardan biri de teminat gösterme yükümlülüğüdür.
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK)’un 48 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca; Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır.
Öte yandan Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendi uyarınca teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi dava şartlarındandır. Bu itibarla İtiraz Hakem Heyetince verilen kesin süre içinde teminat yatırılmaz ise anılan hüküm uyarınca dava şartı eksikliğinden dava reddedilir.
MÖHUK’un 48 inci maddesinin ikinci fıkrasında ise “Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar.” hükmü yer almaktadır.
Buna göre hâkim, yabancı davacının vatandaşı olduğu ülke ile Türkiye arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) var ise bu kişiyi teminattan muaf tutacaktır. Karşılıklılık, iki devlet arasında imzalanan (iki taraflı) anlaşma veya iki devletin de taraf olduğu uluslararası (çok taraflı) anlaşma ile sağlanabileceği gibi, kanuni veya fiili karşılıklılık şeklinde de sağlanabilir.
Söz konusu anlaşmalardan biri de 1954 tarihli Hukuk Usulüne Sözleşmesi olup anılan Sözleşme’nin 17 nci maddesinde âkit devletlerden birinde ikamet eden ve diğer bir devletin mahkemeleri huzurunda davacı veya müdahil olarak bulunan âkit bir devletin vatandaşlarından yabancı olmaları sebebi ile herhangi bir teminat istenemeyeceği düzenlenmiştir.
Somut olayda, davacı Suriye uyruklu olup dosya kapsamından İtiraz Hakem Heyetince başvurucunun teminat muafiyetinin bulunup bulunmadığı hususunda, hükme dayanak oluşturacak nitelikte bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. 5718 sayılı Kanun’un 48 inci maddesinin ikinci fıkrasında, dava açanın karşılıklılık esasına göre, teminattan muaf tutulabileceği düzenlendiğinden öngörülen teminat hususu resen gözetilmelidir.
Bu sebeple İtiraz Hakem Heyetince, öncelikle davacının statüsü belirlenerek teminattan muaf olup olmadığı hususunun Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğünden sorularak alınacak yazı cevabına göre, davacının teminat göstermesi gerektiği sonucuna varılırsa teminatın yatırılması için kesin süre verilmesi, anılan sürede belirtilen teminatın yatırılmaması hâlinde istemin usulden reddine, yatırılması hâlinde ise dava şartı eksikliği süresinde giderilmiş olacağından işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken doğrudan işin esasına girilmesi doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2. Bozma neden ve şekline göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
VI. KARAR 1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,
2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine,
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,
07.03.2024 tarihinde Üye ...'ın ve Üye ...'in karşı oyu ve oy çokluğu ile karar verildi.
(Karşı Oy) (Karşı Oy)
KARŞI OY
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını mahkeme önüne getirme hakkı güvence altına alınmıştır. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız ... getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. 5718 sayılı MÖHUK madde 48/1'e göre; “Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır”. Ülkemizin taraf olduğu 1951 tarihli Cenevre sözleşmesi 16.maddesi “1. Her mülteci, bütün Taraf Devletler’in topraklar üzerindeki hukuk mahkemelerine serbestçe ve kolayca başvurabilecektir. 2. Her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu Taraf Devlette, adli yardım ve teminat akçesinden muafiyet dahil, mahkemelere müracaat bakımından vatandaş gibi muamele görecektir. 3. Her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu ülkenin dışındaki Taraf Devletlerde, o ülkelerin vatandaşlarına 2. fıkrada bahsedilen konular hakkında yapılan muamelenin aynından istifade edecektir.” hükmünü içermektedir. Ne var ki ülkemize göç eden Suriyeli göçmenlerin hukuksal statüleri, mülteci ve sığınmacı konumunda olmayıp “Geçici koruma statüsü'nde olduklarından MÖHUK 48/1. maddesinden doğrudan yararlanmaları mümkün değildir. Ancak bu kişiler AHİM kararlarında da sıkça yer alan “kırılgan grup“ olarak ifade edilen kişiler kapsamında değerlendirilmelidir. (MSS/Yunanistan/Belçika kararı) Geçici koruma statüsündeki kişiler, ev sahibi ülkenin diline hakim olmadıkları gibi, kendilerine destek olacak bir yapıda bulunmamakta, toplum hayatına katılmaları büyük oranda devletin katkısı ile mümkün olmaktadır. Uluslararası koruma altına alınan bu kişiler, mülteciler gibi ve hatta onlardan daha fazla kırılgan, imkanları sınırlı, savunmasız ve özel korumaya muhtaç kimselerdir. Maddi durumları da dikkate alındığında, geçici koruma altındaki kişilerden teminat alınması, dava açma hakkının orantısız bir şekilde sınırlandırılması, dolayısı ile mahkemeye erişim hakkının ihlali gibi bir sonuç doğmasına neden olacaktır. Somut olayda, dosya arasındaki bilgi ve belgelerden davacının Suriye vatandaşı olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenlerle, geçici koruma statüsündeki davacıdan teminat alınmaması gerektiğinden, davalının bozma sebebine göre incelenmeyen diğer temyiz itirazlarının incelenmesi gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılmıyoruz.