Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2022/4127 E. 2024/10055 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/4127
- Karar No
- 2024/10055
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/194 E., 2021/517 K. HÜKÜM/KARAR : Davanın reddine İLK DERECE MAHKEMESİ : Silopi 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2014/603 E., 2018/722 K. Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiş, duruşmalı olarak yapılması davalı tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 22.10.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen gün ve saatte davacı vekili Avukat .... ve davalı vekili Avukat ... geldiler. Davacı ve davalı vekilinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 22.10.2024 tarihinde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı idare vekili dava dilekçesinde; davalı J. Astsb. Çvş. ...’nin, Kahramanmaraş İl Jandarma Komutanlığı emrinde görevli iken 18 Haziran 2007 tarihinde J. Er ...’in yönetimindeki askeri araç ile yola çıktıktan bir müddet sonra, sürücü belgesi olmadan ve emirlere aykırı olarak aracın yönetimini aldığını ve aracı kullanmaya başladığını, bir süre sonra hızlı bir şekilde viraja girmesiyle aracın devrildiğini, aracın devrilmesi sonucunda J.Er ...'in vefat ettiğini, ceza mahkemesince davalıya adli para cezası verildiğini ve hükmün kesinleştiğini, vefat eden erin yakınları tarafından açılan maddi ve manevi tazminat istemli davada Asliye Hukuk Mahkemesince davalının tamamen kusurlu olduğu gerekçesiyle tazminata hükmedildiğini ve başlatılan icra takibi sonucunda idare tarafından 26.08.2011 tarihinde mütevaffa yakınlarına ödeme yapıldığını belirterek, yapılan ödemenin faiziyle birlikte davalıdan tazmini isteminde bulunmuştur. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; süresinde zamanaşımı def’inde bulunarak, davanın zamanaşımından ve esastan reddi gerektiğini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 07.11.2018 tarihli ve 2014/603 Esas, 2018/722 Karar sayılı kararıyla; davanın açıldığı 01.12.2014 tarihi itibariyle alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin 07.11.2018 tarihli ve 2014/603 Esas, 2018/722 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 03.04.2019 tarihli ve 2019/286 Esas, 2019/436 Karar sayılı kararıyla; zaman aşımının dolmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun kabulü ile davanın kabulüne, 126.688,60 TL tahsiline karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 22.12.2020 tarih 2019/1948 Esas 2020/4547 Karar sayılı kararı ile; "Davacı idare vekili; davalı J. Astsb. Çvş. ...’nin, Kahramanmaraş İl Jandarma Komutanlığı emrinde görevli iken 18 Haziran 2007 tarihinde J. Er ...’in yönetimindeki askeri araç ile yola çıktıktan bir müddet sonra, sürücü belgesi olmadan ve emirlere aykırı olarak aracın yönetimini aldığını ve aracı kullanmaya başladığını, bir süre sonra hızlı bir şekilde viraja girmesiyle aracın devrildiğini, aracın devrilmesi sonucunda J.Er ...'in vefat ettiğini, ceza mahkemesince davalıya adli para cezası verildiğini ve hükmün kesinleştiğini, vefat eden erin yakınları tarafından açılan maddi ve manevi tazminat istemli davada asliye hukuk mahkemesince davalının tamamen kusurlu olduğu gerekçesiyle tazminata hükmedildiğini ve başlatılan icra takibi sonucunda idare tarafından 26.08.2011 tarihinde mütevaffa yakınlarına ödeme yapıldığını belirterek, yapılan ödemenin faiziyle birlikte davalıdan tazmini isteminde bulunmuştur. Davalı vekili; süresinde zamanaşımı def’inde bulunarak, davanın zamanaşımından ve esastan reddi gerektiğini savunmuştur. İlk derece mahkemesince; davanın açıldığı 01.12.2014 tarihi itibariyle alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Anılan karara karşı davacı tarafça yapılan istinaf başvurusu bölge adliye mahkemesince kabul edilip, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeni hüküm kurulduğu ve 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60 ıncı maddesinin kıyasen uygulanarak; 1 yıllık sürenin failin ve zararın öğrenilmesi tarihinden itibaren başlayacağının kabul edildiği, davacı idarenin faili öğrenme tarihinin, ceza dosyasının kesinleşme tarihi olarak belirlenmesi gerektiği, buna göre ceza dosyasının kesinleşme tarihi ile dava tarihi arasında 1 yılık zamanaşımı süresinin dolmadığı, diğer taraftan olayın 18.06.2007 tarihinde meydana geldiği, davanın 01.12.2014 tarihinde açıldığı, olay tarihi ile dava tarihi arasında 10 yıllık zamanaşımı süresinin de dolmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır. Zamanaşımı; belli bir süre kullanılmaması hâlinde alacak hakkının, dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade etmektedir. Borcun zamanaşımına uğraması hâlinde borç yahut alacak sona ermemekte, yalnızca dava edilebilme niteliğini kaybetmektedir. Hukuki açıdan zamanaşımı, kişisel savunma sebebi (def’i) niteliğindedir. Bu kapsamda borçlu, zamanaşımına uğramış borcunu ifadan kaçınmak için, zamanaşımı def’i aracılığıyla, borcun dava edilebilme niteliğini kaybettiğini ileri sürebilecektir. Öte yandan olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60. maddesinde "zarar ve ziyan yahut manevi zarar namıyla nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ıttıla tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz” hükmü yer almaktadır. Rücu hakkı ise başkasına ait borcu yerine getiren kişinin mal varlığında meydana gelen kaybı gidermeye yönelen tazminat niteliğinde bir talep hakkıdır. Davacının mal varlığındaki eksilme ödeme tarihinde gerçekleşmiştir. Davacı, ödeme tarihi itibariyle fiil ve faili bildiği gibi zarar da tam anlamıyla gerçekleşmiştir. Davanın niteliğine göre zamanaşımının başlangıç tarihi zarara neden olan haksız fiil tarihi olmayıp sonucu doğan zararın zarar görene ödendiği tarihtir. Çünkü ortaya çıkan zararı ödeyen kişi ancak bu ödeme tarihinden sonra talep edebilme hakkına kavuşur. Somut olayda; olay nedeniyle asliye hukuk mahkemesince, müteveffa erin yakınları için takdir edilen tazminat ve fer’ilerininin, davacı idare tarafından üçüncü şahsa yapılan ödeme tarihi 26/08/2011 olup, eldeki davanın açılma tarihi ise 01.12.2014'tür. Şu halde; mahkemece, rücuen tazminat davalarında zamanaşımı süresinin ödeme tarihi itibariyle başlayacağı, olay ve ödeme tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanunu gereği fiil ve failin öğrenilmesinden itibaren bir yıllık süreye tâbi olduğu ve davanın açıldığı tarih itibariyle bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gözetilerek davanın, zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir. Davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen ilk derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olup, bölge adliye mahkemesince uyuşmazlığın esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmemiş, bu durum kararın bozulmasını gerektirmiştir. Sonuç: yukarıda açıklanan nedenlerle; temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının HMK 371 inci maddesi gereğince bozulmasına," karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda; olay nedeniyle asliye hukuk mahkemesince, müteveffa erin yakınları için takdir edilen tazminat ve fer’ilerininin, davacı idare tarafından üçüncü şahsa yapılan ödeme tarihi 26.08.2011 olup, eldeki davanın açılma tarihi ise 01.12.2014'tür. Şu halde; mahkemece, rücuen tazminat davalarında zamanaşımı süresinin ödeme tarihi itibariyle başlayacağı, olay ve ödeme tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanunu gereği fiil ve failin öğrenilmesinden itibaren bir yıllık süreye tâbi olduğu ve davanın açıldığı tarih itibariyle bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gözetilerek davanın, zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği anlaşıldığından ilk derece mahkemesi kararının usul, yasa ve dosya kapsamına göre yerinde olduğu, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 22.12.2020 tarih, 2019/1948 Esas, 2020/4547 Karar sayılı ilamı ile dairemizin 03.04.2019 tarih, 2019/286 Esas, 2019/436 Karar sayılı kararının bozulması nedeniyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak dairece yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerektiğinden davalı vekilinin istinaf talebinin kabulüne, Silopi Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 07.11.2018 tarih, 2014/603 Esas, 2018/722 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, 6100 sayılı HMK 353/1-b-2 maddesi uyarınca dairemiz tarafından esas yönünden hüküm kurulması yoluna gidilmek suretiyle; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; Bölge Adliye Mahkemesi kararında davacı tarafın istinaf başvurusunun kabul edildiği belirtilmesine rağmen davanın reddine karar verilmesinin yerinde olmadığını, ödeme tarihi 26.08.2011 ise de ceza dosyasının kesinleşme tarihi 13.03.2014 olup zamanaşımı süresinin dolmadığını, aksi kanaatte ise 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin dolmadığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. Davalı vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde; Bölge Adliye Mahkemesi kararında 1778,00 TL bilirkişi ücreti, müzekkere ve tebligat masrafının davacıdan tahsiline karar verilmiş olup yargılama giderinin eksik hesaplandığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; kurum zararı nedeniyle rücuen tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60 ıncı maddesi. 3. Değerlendirme Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekili ve davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekili ve davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, 32.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacıya verilmesine, 492 Sayılı Harçlar Yasası’nın 13/J maddesi uyarınca davacıdan harç alınmamasına, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine, Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,22.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.