Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2022/2771 E. 2025/124 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/2771
Karar No
2025/124
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1614 E., 2021/2139 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İskenderun 4. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/264 E., 2020/129 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ...vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı borçlu ... aleyhine yapılan takibin semeresiz kaldığını, borçlunun mal kaçırma amacı ile dava konusu taşınmazını 11.06.2018 tarihinde yeğeni diğer davalı ...'a sattığını belirterek, bu tasarrufun iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı ... vekili cevap dilekçesinde, müvekkilinin dava konusu taşınmazı gayrimenkul satış sözleşmesi ile satın aldığını, satışın gerçek olduğunu ve taşınmazın uzun yıllardır müvekkili tarafından kullanıldığını belirterek, davanın reddini talep etmiştir. Davalı ... cevap dilekçesinde, açılan davayı kabul etmediğini, dava konusu taşınmazı 1997 yılında yapılan satış vadi sözleşmesi ile davalıya sattığını belirterek, davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davalılar tarafından dava konusu taşınmazın.................Noterliğinin 24.10.1997 tarihli taşınmaz satış vaadi sözleşmesine istinaden devredildiğinin savunulduğu, dosya kapsamında dinlenen tanık beyanları ile davalı tarafından sunulan taşınmaza ilişkin aidat makbuz ve havale dekontları, tadilat fişleri ile 24.10.1997 tarihli taşınmaz satış vaadi sözleşmesi dikkate alındığında tasarrufa konu taşınmazın borcun doğum tarihinden çok önce düzenlenen taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile davalı borçlu tarafından davalının kullanımına bırakıldığı, hayatın olağan akışı karşında davalı borçlunun 2017 yılında doğacak bir borç için 1997 yılında borçtan kurtulmak maksadı ile taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapmış olmasının izahtan vareste olduğu, tasarrufa konusu taşınmaz satışının mal kaçırma amacı ile değil taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden kaynaklı edimin ifası amacı ile yapıldığı anlaşıldığı gerekçesi ile davanın esastan reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, ".... dosyadaki nüfus kayıtlarına göre davalıların amca - yeğen oldukları davalılar arasındaki dava konusu tasarrufların bedel farkı ve iyiniyete bakılmaksızın İİK'nun 278/3-1 madde gereğince bağış hükmünde olup iptale tabi bulunduğu, yine aynı yakın akrabalık ilişkisi nedeniyle davalı 3.kişinin borçlunun durumunu ve amacını bilebilecek kişilerden olması nedeniyle anılan tasarrufların İİK'nun 280/1 madde gereğince iptale tabi olduğu, dosyanın incelenmesinde taşınmazın gerçek değeri ile ile satış bedeli arasında misli fark bulunduğu, bu kapsamda taraflar arasındaki devir işleminin iptale tabi olduğu, bu nedenle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi usul, yasa ve içtihatlara aykırı olduğundan davacı vekilinin istinaf sebepleri yerindedir. Her ne kadar mahkemenin gerekçesinde kabul edildiği üzere ve davalı ... vekilinin cevap dilekçesi ile sunmuş olduğu tüm delil ve belgelerden dava konusu taşınmazın fiilen davalı ... tarafından kullanıldığı ve taraflar arasında mahkemenin kararına dayanak yapmış olduğu 24.10.1997 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi düzenlenmiş ise de, davacı banka tarafından iptali talep edilen devir sözleşmesi incelendiğinde davalı borçlu... tarafından davalı ...'a söz konusu taşınmazın satış sureti ile devredildiği anlaşılmaktadır. Resmi senet içeriğinde devrin herhangi bir şekilde daha öncesinden düzenlenen gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi nedeni ile yapıldığına dair bir şerh bulunmamaktadır. Öte yandan taraflar arasında 24.10.1997tarihinde düzenlenen gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi düzenleme tarihinde veya sorasında tapuya şerh verilmemiştir. Bu itibarla söz konusu sözleşmenin üçüncü kişiler bakımından bir bağlayıcılığı olduğundan söz edilemeyecektir. Bu nedenle mahkemesince taraflar arasında düzenlenen 11.06.2018 günlü resmi senet içeriğinde anılan gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine atıf yapılmamış olması dikkate alındığında devir tarihinden 21 yıl önce düzenlenen ve sadece taraflar arasında delil olarak kullanılabilecek olan bir sözleşmeye üstünlük verilmesi yerinde olmamıştır. Diğer bir yandan, davalı ... mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde taşınmazın gerçek sahibinin davalı ... olduğunu ve davalı ...'ın ........... da yaşaması nedeni ile bazı bürokratik engellerden kaynaklı olarak taşınmazı kendi adına alamamış olması nedeni ile bu taşınmazın kendi adına tescil edildiğini, bununla birlikte yine birkaç taşınmazın daha kendi adına tescil edildiğini, fakat daha sonra söz konusu taşınmazlarının bir kısmını davalı ...'a devrettiğini ancak davaya konu bu taşınmazı devretmediğini ifade etmiştir. Herşeyden önce yurt dışında yaşayan davalı ...'ın taşınmaz edinmesi hususunda herhangi bir kısıtlayıcı hüküm bulunmamaktadır. Davalı ..., gerek vekaletname yolu ile gerekirse bizzat gelmek sureti ile tapuda işlem yaparak istediği taşınmazı adına tescil ettirme imkanına sahiptir. Bir an için davalı ...'ın taşınmazı adına tescil ettiremediği kabul edilse bile davalı ... beyanında kabul ettiği üzere ... adına aldığını iddia ettiği taşınmazların bir kısımının tapu devrini davalı ...'a vermiştir. Ancak, her nasılsa davaya konu iş bu taşınmazın devri ise yapılmamıştır. Kaldı ki, taraflar arasında bu şekilde bir inanç sözleşmesi bulunduğuna ilişkin yazılı hiçbir delil de ileri sürülmemiştir. Son olarak, dosya içerisinde bulunan tapu kayıtları incelendiğinde davalı ... her ne kadar taşınmazın kendisine ait olmadığını ileri sürmüş ise de, taşınmaz üzerinde borçlusu dosyamız davalısı... olan 22.12.2010 gününde Türkiye Halk Bankası lehine 300.000,00 TL bedelli ipotek tesis edilmiştir. Söz konusu ipotek 21.06.2017 gününde kaldırılmıştır. Buna göre davalı ...'ın taşınmazın maliki olarak taşınmaza ipotek vermek sureti ile kredi kullandığı dikkate alındığında davalının taşınmazın gerçek malikinin kendisinin olmadığı yönündeki savunmalarına itibar edilmemiş, bu yönü ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulması gerektiği kanaatine varılmıştır..." gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak , davanın kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde, müvekkili ve borçlu arasında İskenderun ..........Noterliğinde düzenlenen 24.10.1997 tarihli 22652 sayılı satış vaadi sözleşmesini imzalandığını, sözleşme gereğince borçlunun Antakya ilçesi bulunan 1. Bölge, ............ köyü 2557 parsel ile dava konusu ......... 1145 parsel Bodrum kat .....numaralı bağımsız bölümü müvekkiline devretmeyi vaad ettiğini, taşınmazın tedavüllü kayıtları incelendiğinde taşınmazın öncesinde kooperatif üyeliği nedeniyle müvekkili adına tescilli olduğu, o tarihten beri müvekkilinin kullanımında olduğunun dosyaya sunulan çok sayıda belgeden de anlaşıldığı, tarafların borcun doğumundan 21 yıl önce ileride doğabilecek bir borç ilişkisinin tarafı olacak muhtemel alacaklıyı zarar uğratmak için muvazaalı/danışıklı işlem yapmaları mümkün olmadığını, borçlunun, satış vaadi sözleşmesine konu iki taşınmazı kademeli olarak müvekkiline devrettiğini, adına kayıtlı diğer taşınmazları başkalarına devretmediğini, nitekim takip tarihinde borçlu adına kayıtlı birden fazla ve çok değerli taşınmazlar bulunduğunu ve borçlu tarafça bu taşınmazlar paraya çevrilerek istinaf yargılaması aşamasında bankanın alacağı ödendiğini, İstinaf mahkemesince müvekkilim ile borçlu arasında yapılan satış vaadi sözleşmesi borcun doğum tarihinden önce imzalansa dahi tapuya şerhedilmediğinden 3. kişilere karşı ileri sürülemeyeceği gerekçesinin Medeni kanundaki düzenlemelere aykırı olduğunu, müvekkili ile borçlunun satış vaadi sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini karşılıklı olarak ifa ittiğini, sözleşmenin tapuya şerhedilmemesinin vaad alacaklısının alacağını talep etmesine engel olmadığını, taşınmazların kaydına yazılan şerhler tapu kaydına dayanarak işlem yapan, taşınmazı iktisap eden, ayni hak tesis eden ilgililere karşı ileri sürülebileceğini, sözleşme alacaklısının sözleşme ifa edilmeden evvel kişisel hakkını 3. kişilere karşı kuvvetlendirmek için bu şerhten yararlanacağını, sözleşme ifa edildikten sonra şerhin 3. kişilere karşı ileri sürülmesinin söz konusu olmadığını, davacı banka borçlu ile borç ilişkisini taşınmazın tapudaki kaydına güvenerek akdetmediğini, tapu kaydına güvenerek iyiniyetle iktisap ettiği bir hakkı bulunmadığını, istinaf mahkemesince verilen karar usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Gerekçe Uyuşmazlık, İİK'nın 277 ve devamı maddelerine göre tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Dava dayanağı alacak 08.09.2017 tarihinde düzenlenen kredi kartı sözleşmesinden doğmuştur. Dava konusu taşınmaz ise 24.10.1997 tarihinde noterde düzenleme şeklinde tanzim edilmiş gayrimenkul satış vadi sözleşmesi ile satışın borçlu tarafından 3. kişiye satış yapıldığı satışın bedelinin alındığı ve istenildiği zaman tapudan devrin yapılacağı kararlaştırılmıştır. Tapu 11.06.2018 tarihinde devredilmiştir. Dosya kapsamından, gayrimenkul satış sözleşmesinden sonra taşınmazın fiilen tesliminin yapıldığı ve üçüncü kişi tarafından kullanıldığı sabit olmuştur. Bu halde, dava konusu taşınmazın mal kaçırma amacı ile satışının yapıldığının söylenmesi mümkün değildir. Satıştan sonra taşınmaz üzerinde halen kayıt maliki olan borçlu tarafından ipotek alacaklısı lehine ipotek tesis edilmiş ise de , yurt dışında yaşayan davalı üçüncü kişinin bu ipotekten haberdar olduğu yönünde bir delil bulunmamaktadır. Öte yandan, davalılar tarafından dava dayanağı borcun yargılama sırasında ödendiği iddia edilmiştir. Bu halde, iddia edilen hususun araştırılarak, borcun ödenmiş olduğunun tesbiti halinde konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek, yargılama giderinin haksız olan davacı aleyhine hükmedilmesi, aksi durumda yani borcun ödenmediğinin tesbiti halinde ise davanın esastan reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı omuştur. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalı ...'a iadesine, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine, kararın bir örneğinin İlk Derece Mahkemesin gönderilmesine, 07.01.2025 tarihinde oybirliğiyle karar verilmiştir.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/2771, K. 2025/124, T. 07.01.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2022-2771-e-2025-124-k-a6f38421067a