Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2022/14879 E. 2023/12615 K. – Tazminat
Konu: Tazminat
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/14879
- Karar No
- 2023/12615
- Karar Tarihi
- Konu
- Tazminat
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/346 Esas, 2022/329 Karar DAVA TARİHİ : 06.12.2011 HÜKÜM/KARAR : Kısmen kabul Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonucu verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda Dairece mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının maliki olduğu aracın şoför in kullanımında iken 12.08.2004 tarihinde Başbakanlık Gümrük Müstaşarlığı Mersin Gümrük ve Muhafaza Müdürlüğü görevlilerince kaçakçılık yaptığı şüphesiyle zapt edilerek yediemine teslim edildiğini, sonrasında aracın kaydına tedbir konularak teminat mektubu mukabilinde davacıya teslim edildiğini, ceza yargılaması sonucunda aracın malik olan davacıya iadesine karar verildiğini, ancak muhafaza altında kaldığı süre boyunca aracında hasar oluştuğunu, bu dönemde çalışamamasından kaynaklı kazanç kaybı bulunduğunu, davacının aracı 16.650,00 TL lik teminat mektubu vererek teslim aldığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile aracın kullanılamamasından kaynaklanan 102.297,60 TL, araçta oluşa değer kaybı olarak 10.000,00 TL, teminat mektubu için yatırılan paranın faizinden mahrum kalınmasından kaynaklanan 18.544,00 TL, tedbir nedeniyle aracın iş alamamasından kaynaklanan 10.000,00 TL ve 30.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 170.841,60 TL'nin olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı hazineden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; olayda davalı idarenin bir kusur ya da sorumluluğu olmadığını, davacının kendi kusuruna dayanarak tazminat talep etmesinin yasal dayanağı bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 05.05.2019 tarihli ve 2011/929 Esas, 2015/526 Karar sayılı kararıyla; olayda davalının sorumluluğu bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı 1. Mahkeme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairenin 16.11.2017 tarihli ve 2016/23 Esas, 2017/6797 Karar sayılı ilamıyla davacının diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilerek, "...Mahkemece, davanın reddine gerekçe olarak gösterilen, dava dışı sanık 'in savunmasına itibar edilse bile akaryakıtın boşaltılması ve geri yüklenmesi sırasında gerekli dikkat ve özeni göstermesinin gerektiği, niteliksiz akaryakıtın yüklenmesinin Iraklı yetkililerin sorumluluğunda olduğu düşünülse bile bundan hazinenin sorumlu olmadığı yönündeki tespitler ancak hükmedilecek maddi tazminattan hakimce takdir edilecek oranda bir indirim sebebi olabilir. Şu halde; davacının maddi zarar kapsamı belirlenerek hükmedilecek tazminat miktarından davacının müterafik (bölüşük) kusuru da gözetilerek BK.43 (TBK.51) maddesi gereğince uygun miktarda indirim yapılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken ceza mahkemesinin kesinleşen beraat kararı gözardı edilerek maddi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmesi doğru olmamış bu durum kararın bozulmasını gerektirmiştir...." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. Mahkemece Birinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 28.03.2018 tarihli ve 2018/36 Esas, 2018/241 Karar sayılı kararıyla; davacının maddi tazminat davasının kısmen kabul, kısmen reddi ile 12.818,76 TL'nin dava tarihi itibariyle işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, davacının manevi tazminat davasının reddine karar verilmiştir. C. İkinci Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairenin 13.05.2019 tarihli ve 2018/4138 Esas, 2019/2755 Karar sayılı ilamıyla, Tarafların diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilerek, "... Hükme esas alınan bilirkişi raporunda her ne kadar dava konusu araca 12.08.2004- 07.02.2005 tarihleri arasında el konulduğu belirtilerek hesaplama yapılmışsa da ceza dosyasında mevcut zapta göre araca 22.09.2004 tarihinde el konulmuş ve araç davacı vekiline 19.07.2005 tarihinde teminat mektubu karşılığında iade edilmiştir. Öncelikle davacının aracından mahrum kaldığı zaman dilimi dosya kapsamına göre doğru olarak belirlenip bu süre için ve aracın ayın her günü çalışmayacağı da gözetilerek zarar kapsamı belirlenmesi gerekirken bu durumun gözetilmemesi doğru olmamıştır... Davaya konu aracın aylık net kazancının, muhafaza altında kaldığı tarih aralığı da belirtilerek ilgili birimlerden sorularak ve usulünce tespit edilmesi gerekirken afaki ifadelerle aylık kazanç tespiti de dosya kapsamına uygun olmamıştır. Davaya konu aracın aylık net kazancının, muhafaza altında kaldığı tarih aralığı da belirtilerek ilgili birimlerden sorularak ve usulünce tespit edilmesi gerekirken afaki ifadelerle aylık kazanç tespiti de dosya kapsamına uygun olmamıştır. Şu halde; davacının yoksun kalınan kazanca yönelik talebine ilişkin dosyada mevcut ve karara dayanak alınan bilirkişi raporu, kesin, açık ve anlaşılır olmadığı gibi, denetime ve hüküm kurmaya da elverişli değildir. Mahkemece eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmemiş, bu durum kararın bozulmasını gerektirmiştir... Davaya konu aracın, gelir kaybına yönelik hesaplama, el koyma tarihinden itibaren ileriye yönelik yapıldığı için her yıl belirlenen gelir kaybına o yıldan itibaren faiz yürütülmesi gerekirken dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi de doğru bulunmamış ve kararın bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. D. Mahkemece İkinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin tarih ve sayısı yukarıda belirtilen kararıyla, davacıya ait araca akaryakıt kaçakçılığında kullanıldığı iddiasıyla el konulmuş, ceza yargılaması sırasında el konulan aracın teminat karşılığı iadesine karar verilmiş olup, Mersin 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2004/1595 Esas ve 2005/1271 sayılı ilamıyla da sanığın beraatine karar verilmiş, kararın katılan idare ve dava dışı şirketin temyizi üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 2006/11591 Esas ve 200/4709 Karar sayılı ilamı ile 16.04.2009 gününde onanarak kesinleştiği, ceza dosyasında mevcut zapta göre araca 22.09.2004 tarihinde el konulduğu ve aracın davacı vekiline 19.07.2005 tarihinde teminat mektubu karşılığında iade edildiği, bu tarihler arasında aracın yurt içerisinde ve yurt dışında çalışması halinde elde edeceği gelirler araştırıldığı ve denetime elverişli 06.10.2021 tarihli bilirkişi raporu alındığı buna göre yurt dışında çalıştırılması durumunda kazanç kaybının 45.501,05 TL olabileceği, yurt içerisinde çalışması halinde ise 17.499,04 TL olduğu, ayrıca araçtaki değer kaybının ise 2.062,03 TL olduğu yönünde rapor alındığı, yine alınan denetime elverişli 13.06.2022 tarihli bilirkişi raporunda teminat mektubu kaynaklı zararın toplam 7.715,18 TL olduğunun belirlendiği, tüm dosya kapsamında aracın yurt dışında çalıştırıldığının aşikar olduğu, bu nedenle 45.501,05 + 2.062,03 + 7.715,18= 55.278,26 TL toplam zararın olduğu TBK 51. maddesi gereğince %30 oranında indirim yapıldığı gerekçesiyle; davacının davasının maddi tazminat yönünden kısmen kabulü ile 38.695,26 TL'nin dava tarihi itibariyle işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacının manevi tazminat davası ile ilgili davasının reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; 22.09.2004 tarihinde düzenlenen tutanakla yurt dışı edilmek üzere sevk edilen benzini taşıyan şoför in sevk ve idaresindeki aracın Habur sınır kapısınca geri gönderildiği akaryakıttan alınan numune üzerinde yapılan analizde davacıya ait araç ile gönderilen eşya ile geri gelen eşyanın aynı olmadığı tespit edilerek araca ve içindeki kurşunsuz benzine el konulduğu, araç maliki olan davacının, çalışan ve kardeşi olan şoförün tüm davranışlarından sorumlu olduğu, hiç kimsenin kendi kusurundan kaynaklanan nedenler ile tazminat talep edemeyeceği, olayın gelişimi gereği araca, hazinenin sorumluluğunu gerektirecek nitelikte haksız el koymadan bahsedilemeyeceğini, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; davacıya ait araca kaçakçılık suçunda kullanıldığı iddiasıyla el konulması ve ceza yargılaması sonucunda aracın davacıya iade edilmesine karar verilmesi nedeniyle aracın muhafaza altında kaldığı sürece oluşan kazanç kaybı, araçta oluşan değer kaybı ve ceza dosyasına ibraz edilen teminat mektubu için yatırılan paranın faizinden mahrum kalınması nedeniyle oluşan zararın davalıdan tazmini istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası; 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (mülga) 41 ve 43 üncü maddeleri, 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun (mülga) 20 inci maddesi. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına, kararın bozmaya uygun olmasına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. 6100 sayılı Kanun'un 297'nci maddesi bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır. 6100 sayılı Kanun'un “Hükmün kapsamı” başlıklı 297'nci maddesinde: “(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar: a-) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini, b-) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerin, c-) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepler, ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini, d-) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını, e-) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi, (2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” şeklinde düzenleme mevcuttur. Buna göre bir mahkeme kararında, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hâkimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hâkim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuki sebepleri) kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi sebeple haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi sebeple o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasanın 141'inci maddesinin üçüncü fıkrası ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı Kanun'un 297'nci maddesi işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Öte yandan mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür. Bu genel açıklamaların ışığında somut dava değerlendirildiğinde; mahkemece gerekçeli karar yazılırken 06.11.2021 tarihli bilirkişi raporuna göre davaya konu aracın yurt dışında çalıştırılması durumunda kazanç kaybının 45.501,05 TL olabileceği, yurt içerisinde çalışması halinde ise 17.499,04 TL olduğunun belirtildiği yazıldıktan sonra gerekçesi yazılıp kararda tartışılmadan doğrudan 45.501,05 TL kazanç kaybı zararı bulunduğunun kabulü ile hüküm kurulmuştur. Bu durumda her iki hesaplama arasında yüksek oranda fark bulunduğu da gözetildiğinde aracın neden sürekli yurt dışına çalıştığının kabul edildiği gerekçede değerlendirilip tartışılmamıştır. Yukarıda açıklanan ilkelere de aykırı şekilde kazanç kaybı tazminatı talebi yönünden kararın gerekçelendirilmemesi doğru olmamış, bu durum kararın bozulmasını gerektirmiştir. 3. Hükme esas alınan ve aracın muhafaza altında kaldığı süre boyunca oluşan kazanç kaybı ve araçtaki değer kaybının tespiti amacıyla düzenlenen 06.11.2021 tarihli bilirkişi raporunda dava konusu aracın yurt içi kazanç kaybı tutarının 16.293,75 TL olması gerektiği, ayrıca 1.205,29 TL yasal faiz olmak üzere toplam 17.499,04 kazanç kaybı hesap edildiği; dava konusu aracın değer kaybı tutarının 1.920,00 TL olduğu, ayrıca 142,03 TL yasal faiz olmak üzere araç değer kaybının 2.062,03 TL olması gerektiği, dava konusu aracın yurt dışı kazanç kaybı tutarının 42.367,05 TL olması gerektiği, ayrıca 3.134,00 TL yasal faiz olmak üzere toplam 45.501,05 TL yurt dışı kazanç kaybı tazminatı hesaplandığı belirtilmiştir. Teminat mektubu nedeniyle oluşan zararın tespiti amacıyla alınan 13.06.2022 tarihli bilirkişi raporunda ise davacının kullanmış olduğu teminat mektubu nedeniyle 6.533,18 TL faiz getirisi kaybı ile 1.182,00 TL masraf bedeli olmak üzere toplam 7.715,18 TL zararı olduğu yönünde görüş belirtilmiştir. Mahkemece hüküm kurulurken de kazanç kaybı ve araçta oluşan değer kaybına dair zarar kalemleriyle ilgili hüküm kurulurken asıl alacağa faiz eklenmiş haliyle tespit edilen toplam tazminat kalemlerine ayrıca dava tarihinden itibaren tekrar faiz işletilmesine karar verildiği gibi; teminat mektubu nedeniyle talep edilen faiz bedelinin reddi yönünden davacının temyiz itirazları Dairenin 13.05.2019 tarihli ve 2018/4138 Esas, 2019/2755 Karar sayılı ilamıyla reddedilerek kesinleştiği halde mahkemece teminat nedeniyle kullanılamayan paranın faiz getirisi kaybı karşılığı olarak 6.533,18 TL'nin de davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Şu halde; yalnızca asıl alacağa (temyiz edenin sıfatına göre) dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerekirken 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 104/son maddesi (6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 121/son) hükmüne aykırı olarak faize faiz yürütülmesi sonucunu doğuracak şekilde kazanç kaybı ve araçta oluşan değer kaybıyla ilgili olarak, asıl alacak ile birlikte işlemiş faizine de yeniden dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi usul ve yasaya aykırı olduğu gibi, davalı tarafın usulü kazanılmış hakkını da ihlal eder şekilde teminat mektubunun muhtemel faiz getirisinin de davalıdan tahsiline karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle bozulması gerekmiştir. VI. KARAR 1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Değerlendirme bölümünün (2) ve (3) numaralı bentlerinde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının BOZULMASINA, Dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 27.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.