Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2021/1783 E. 2022/12393 K.
Konu: İlk Derece Mahkemesinde Görülen Tasarrufun İptali
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2021/1783
- Karar No
- 2022/12393
- Karar Tarihi
- Konu
- İlk Derece Mahkemesinde Görülen Tasarrufun İptali
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi İLK DERECE MAHKEMESİ : Düzce 1. Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki İlk Derece Mahkemesinde görülen tasarrufun iptali davasında verilen davanın kabulüne ilişkin hüküm hakkında Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; esas yönünden istinaf isteminin reddine ilişkin kararın, süresi içinde davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili; müvekkili banka tarafından dava dışı... Pazarlama Limited Şirketine davalı borçlular ... ve ...’nın müteselsil kefaletleri ile krediler kullandırıldığını, kredilerin ödenmemesi üzerine borçlular aleyhine İstanbul 34.İcra Müdürlüğü’nün 2018/1621 E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını ve takibin kesinleştiğini, icra takip dosyasından müvekkili banka alacağının tahsiline yetecek miktarda haczi kabil malvarlığı bulunamadığını, ancak dava konusu edilen taşınmazlardaki hisselerini 19.12.2016 tarih ve 25810 yevmiye nolu resmi senetle davalı ...’a devrettiklerini, davalıların borçlarını ödememek için hileli tasarrufla taşınmazları devrettiğini, devralan kişinin taşınmazları gerçek değerinden çok düşük bedele satın aldığını belirterek bu tasarrufların iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... ve ...; davanın reddini savunmuştur. Davalı ...; dava konusu taşınmazları satın alması karşılığında davalılara toplam 184.000,00 TL ödeme yaptığını, satış işleminin ivazlı olup hakkında açılan davanın haksız olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, taşınmaz hisselerini satın alan üçüncü kişi konumundaki davalı ...'un borçlu davalı ...'nın kayınvalidesinin ev sahibi olduğu gibi dava konusu taşınmazların tasarruf tarihi itibari ile değerlerinin toplam 313.597 TL olduğu, davalı ...'un bu taşınmazlar için toplam 184.000 TL ödediği yönünde savunmada bulunduğu, ancak satış sözleşmesinin incelenmesinde, davalıların dava konusu taşınmazlar dışında başka taşınmazlarını da davalı ...'a devrettiklerinin görüldüğü, bu durumda İ.İ.K.’nun 278/III-2 maddesi uyarınca akdin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği tasarrufların bağışlama hükmünde sayılacağının öngörülüp iptale tabi olmaları gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı ... vekili tarafından istinaf edilmiştir. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre, Düzce 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 03/10/2019 tarihli, 2018/252 Esas, 2019/291 Karar sayılı kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan, HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, İİK'nun 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır. Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK.md.283/1). Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte, yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir. Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280.maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İİK.nun 278. maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmelidir. Aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılmalıdır. Keza İİK.nun 280.maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Öte yandan İİK.nun 279.maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup bu maddede yazılan iptal nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği de takdir olunmalıdır. İlk derece mahkemesince; dava ve tasarrufa konu taşınmaz hisselerini satın alan üçüncü kişi konumundaki davalı ...'un borçlu davalı ...'nın kayınvalidesinin ev sahibi olduğu ve dava konusu taşınmazların tasarruf tarihi itibari ile değerlerinin toplam 313.597,00 TL olduğu, davalı ...'ın bu taşınmazlar için toplam 184.000,00 TL ödediği yönünde savunmada bulunduğu, ancak satış sözleşmesinin incelenmesinde, davalıların dava konusu taşınmazlar dışında başka taşınmazlarını da davalı ...'a devrettiklerinin görüldüğü, bu durumda İ.İ.K.’nun 278/III-2 maddesi uyarınca akdin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği tasarrufların bağışlama hükmünde sayılacağının öngörülüp iptale tabi olmaları nedeniyle, davanın kabulüne karar verilmişse de varılan sonuç dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düşmemektedir. Somut olayda; dava konusu taşınmazların hisseleri toplamda 100.000,00 TL bedelle; davalı borçlular tarafından 19.12.2016 tarihinde tapuda devredilmiş; bilirkişi tarafından bu taşınmazların hisseleri için toplam 311.176,00 TL rayiç değer belirlenmiştir. Davalı 3.kişi ...; bu taşınmazlar için toplamda 184.000,00 TL ödeme yaptığını, 26.12.2016 tarihinde Ziraat Bankası hesabından davalı borçlu ...’ya 92.000,00 TL, 27.12.2016 tarihinde Halk Bankası hesabından davalı borçlu ...’ya 92.000,00 TL arsa bedeli açıklamasıyla ödeme yaptığını belirterek bu konuda dekont örneklerini sunmuştur. Bu durumda bilirkişi tarafından belirlenen rayiç değer ile davalı 3.kişi tarafından ödendiği ispat edilen bu değer arasında mislini aşan fark bulunmadığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar ilk derece mahkemesince, davalıların dava konusu taşınmazlar dışında başka taşınmazlarını da davalı ...'a devrettiklerinin görüldüğü bu taşınmazlarla birlikte düşünüldüğünde mislini aşan farkın oluşacağı belirtilmişse de, sözü edilen dava dışı taşınmazların gerçek değeri belirlenmediğinden ve davalı ...’a dava dışı olan taşınmazlar yönünden savunma hakkı tanınmadığından mahkemenin bu yöndeki gerekçesine katılma imkanı bulunmamaktadır. Öte yandan, ilk derece mahkemesince davalı 3.kişi ...’un borçlu davalı ...'nın kayınvalidesinin ev sahibi olduğu belirtilmişse de, davalı ... kendisinin kirada bir evinin de, böyle bir kiracısının da olmadığını belirtmiş olup, 16.01.2018 tarihinde borçlu ... huzurunda düzenlenen haciz tutanağında kayınvalidesinin kiracı, ev sahibinin ise ... olduğunu belirtmişse de bu durumdan emin olmadığını da beyan etmiş olup mahkemece ve bölge adliye mahkemesince bu hususta her hangi bir araştırma yapılmadan bu sonuca varılması da doğru görülmemiştir. Bu durumda davalı 3.kişi ...’un davalı borçlu ...’nın kayınvalidesinin ev sahibi olduğu ispatlansa dahi bu husus davalı ...’un davalı borçlular ile yakın ve tanışık olduğu yada İİK’nun 280/1 maddesi gereğince borçlunun mali durumunu bilebilecek şahıslardan olduğunu göstermeyeceğinden davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle hüküm tesisi isabetli görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyize konu Yerel Mahkeme kararının HMK 371. maddesi gereğince BOZULMASINA; HMK 373/1 maddesi gereğince istinaf mahkemesinin esastan red kararının kaldırılarak dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesine gönderilmesine ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 17.10.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.