Yargıtay · 4. Ceza Dairesi

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2024/5824 E. 2026/12216 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Ceza Dairesi
Esas No
2024/5824
Karar No
2026/12216
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/534 E., 2024/162 K. SUÇLAR : Hakaret, Cumhurbaşkanına hakaret HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, düzelterek onama

Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde yapıldığı, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği ve temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince Cumhurbaşkanına hakaret ve katılan ...'a yönelik hakaret suçlarından verilen beraat, katılan ...'e yönelik hakaret suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik istinaf başvurusunun, Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine karar verilmiştir. II.TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafiinin temyiz istemi özetle; suçun unsurlarının oluşmadığına, dosya kapsamında her türlü şüpheden uzak, somut delilin bulunmadığına ve resen gözetilecek nedenlere, Katılan ... vekili ve katılan ... vekilinin temyiz istemi özetle; suçun unsurlarının oluştuğuna ve sanığın paylaşımlarının ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğine, Cumhuriyet savcısının temyiz istemi özetle; sanığın Cumhurbaşkanına yönelik paylaşımı nedeniyle mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğine, İlişkindir. III. GEREKÇE A.Cumhurbaşkanına Hakaret ve Katılan ...'a Yönelik Hakaret Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Bölge Adliye Mahkemesinin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdiri ile dava dosyası içeriğine göre temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. B. Katılan ...'e Yönelik Hakaret Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden Sanık müdafiinin belirttiği hukuka aykırılık nedenleri ve 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri de gözetilerek maddi ceza hukukuna ilişkin sair yönlerden yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; 1-Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.10.2008 tarihli ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etme veya sövme şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir. İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa'nın 26. maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur. Türkiye'nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır. Nitekim Anayasa'nın 26. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürlüğü, aynı maddenin 2. fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasanın 13. maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz. Siyasetçilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu gerek iç hukukumuzda gerekse uluslararası mahkeme kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. Bu ilkenin gerekçesi, siyasetçilerin, özel kişilerden farklı olarak, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık olan, kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih etmeleridir. Anayasa Mahkemesinin 08.05.2019 tarih ve 2015/5633 Başvuru numaralı kararında, "Çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için başvurucuya yöneltilen ifadelerin türünün, kamusal tartışmalara katkı sunma kapasitesinin, ifadelere yönelik kısıtlamaların niteliğinin ve kapsamının, ifadelerin kimin tarafından dile getirildiğinin, kime yöneldiğinin, tarafların şöhret derecelerinin ve ilgili kişilerin önceki davranışlarının, kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılan ifadeler karşısında sahip oldukları hakların ağırlığının değerlendirilmesi gerekir. Bunun için başvurucuya karşı sarf edilen sözlerin yapılan konuşmanın tamamından ve söylendiği bağlamdan koparılmaksızın olayın bütünselliği içinde ele alınması gerekir." ifadelerine yer verilmiştir. Anayasa Mahkemesinin ... [1. B.] (B. No: 2022/106161, 3/7/2025) kararında ise başvurucunun ifade özgürlüğü ile ifadelerin muhatabının şeref ve itibarının korunması hakkı arasında adil bir denge kurmaya çalışmayan; yalnızca soyut bir değerlendirmeyle yavşak ifadesinin hakaret suçunu oluşturduğunu kabul eden derece mahkemesinin başvurucunun mahkûmiyeti bakımından ileri sürdüğü gerekçesinin, mahkûmiyetin zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık geldiğini ortaya koyacak nitelikte, başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahale için ilgili ve yeterli olduğunu söylemek mümkün olmadığı değerlendirilmiştir (... , § 18). Açıklamalar ışığında somut olay kapsamında; sanığın paylaşımı bir bütün halinde değerlendirildiğinde, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, ağır eleştiri niteliğinde olduğu dolayısıyla hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi, 2-Kabule göre de, Tekerrüre esas alınan ilamın Esas ve Karar numaralarının ''2007/89 E., 2008/49 K.'' yerine yazılı şekilde gösterilmesi, Hukuka aykırı bulunmuştur. IV. KARAR A.Cumhurbaşkanına Hakaret ve Katılan ...'a Yönelik Hakaret Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararında, katılan ... vekili, katılan ... vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun'un 289/1. maddesi ile sair nedenler yönünden yapılan temyiz incelemesi sonucunda isabetsizlik bulunmadığından, aynı Kanun'un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA, B.Katılan ...'e Yönelik Hakaret Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Ankara 50. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.06.2026 tarihinde karar verildi.

Atıf: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2024/5824, K. 2026/12216, T. 29.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-ceza-dairesi-2024-5824-e-2026-12216-k-40696c19dd92