Yargıtay · 4. Ceza Dairesi
Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2023/5167 E. 2025/18988 K. – Cumhurbaşkanına
Konu: Cumhurbaşkanına Hakaret
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2023/5167
- Karar No
- 2025/18988
- Karar Tarihi
- Konu
- Cumhurbaşkanına Hakaret
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/599 E., 2022/935 K. SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi sanık ... müdafii TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Yapılan ön inceleme neticesinde, sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir oldukları, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir sebeplerin bulunmadığı tespit edilmekle gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.Amasya 1. Asliye Ceza Mahkemesinin kararı ile sanıklar hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan ayrı ayrı mahkumiyet kararları verilmiştir. 2.Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanıkların istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun'un 280/1. maddesinin (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık ...'ın temyiz isteği, suçun unsurlarının somut olayda oluşmadığına, ceza hükmünün kesin ispata dayanması gerektiğine, suça konu dilekçede makam ve kişilere karşı hakaret etme kastının olmadığına ilişkindir. Sanık ...'ın temyiz isteği, dilekçe içeriğinde hakaret olmadığı gibi kendisinin de hakaret etme kastının olmadığına, ülkede yaşanan gelişmeler nedeniyle rahatsızlıklarını bir vatandaş olarak eleştirdiğine ilişkindir. Sanık ... müdafiinin temyiz isteği, sanığın suç işleme kastının bulunmadığına, Adalet Bakanlığına hitaben düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında yazılmış bir dilekçe olduğuna, aynı dilekçeyi veren başka şahıslar için Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 2018/251 Esas, 2018/225 Karar sayılı ilamı ile beraat kararı verildiğine ilişkindir. III. GEREKÇE 1.Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.10.2008 tarihli ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etme veya sövme şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir. İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa'nın 26. maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur. Türkiye'nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır. Nitekim Anayasa'nın 26. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürlüğü, aynı maddenin 2. fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasanın 13. maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz. Siyasetçilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu gerek iç hukukumuzda gerekse uluslararası mahkeme kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. Bu ilkenin gerekçesi, siyasetçilerin, özel kişilerden farklı olarak, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık olan, kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih etmeleridir. Açıklamalar ışığında, somut olayda; sanıkların suça konu, Adalet Bakanlığı'na hitaben yazdıkları dilekçelerin içeriklerinde yer alan ifadelerin muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, siyasi eleştiri niteliğinde olduğu dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı düşünülmeden, sanıkların beraatleri yerine mahkumiyetlerine karar verilmesi, 2.Kabule göre de, sanıklar ... ve ... hakkında kurulan hükümlerde 7550 sayılı Kanun'un 15. maddesiyle 5275 sayılı Kanun'un 108/3. maddesinde yapılan "...ikinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanması durumunda birinci fıkradaki koşullu salıverilme süreleri uygulanır..." şeklindeki değişikliğin gözetilmemesi, Hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanıklar ... ve ... ile sanık ... müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Amasya 1. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.11.2025 tarihinde karar verildi.