Yargıtay · 4. Ceza Dairesi

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2023/1361 E. 2025/11837 K. – Cumhurbaşkanına

Konu: Cumhurbaşkanına Hakaret

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Ceza Dairesi
Esas No
2023/1361
Karar No
2025/11837
Karar Tarihi
Konu
Cumhurbaşkanına Hakaret

MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI : 2021/1335 E. 2023/107 K. SUÇ: Cumhurbaşkanına hakaret HÜKÜMLER: İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Bozma Yapılan ön inceleme neticesinde sanıklar hakkında verilen hükümlerin temyiz edilebilir oldukları, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde sunulduğu ve temyiz dilekçelerinde temyiz sebebine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanıklar hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan İlk Derece Mahkemesince verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik yapılan başvuru üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanıklar ... ve ... müdafiinin temyizinin; hükümlerin usul ve Yasa'ya aykırı oldukları, sanıkların atılı suçu işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak ve kesin deliller bulunmadan karar verildiği, kolluk tarafından hazırlanan belge ve raporların hükme esas alınamayacağı, suçun yasal unsurlarının oluşmadığı, sanıkların suç kastıyla hareket etmedikleri, ifade özgürlüğü kapsamında eylemlerinden dolayı mahkumiyet kararı verilemeyeceği, bu nedenlerle ve re'sen gözetilecek sebeplerle hükümlerin bozulması talebine yönelik olduğu belirlenmiştir. Sanık ... müdafiinin temyizinin; hükmün usul ve Yasa'ya aykırı olduğu, sanığın atılı suçu işlemediği, hükme esas alınan raporun hukuka uygun bir delil olmadığı, sanığın ifade özgürlüğü kapsamındaki eyleminde hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı, bu nedenlerle ve re'sen gözetilecek sebeplerle hükmün bozulması talebine yönelik olduğu belirlenmiştir. III. GEREKÇE Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler de yerinde görülmemiştir. Ancak, Hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye yönelik olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşa yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir. Doğal haklardan kabul edilmiş ifade hürriyeti çoğulcu demokrasilerde vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Düşünce hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikirleri ve kanaatlerinden dolayı kınamaya tabi tutulmama ve düşüncelerini meşru yöntemlerle dışarı vurabilme özgürlüğüdür. Demokrasinin olmazsa olmaz şartlarından olan ifade hürriyeti bir çok hak ve özgürlüğün temelidir. Bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti bir çok uluslararası belgeye konu olmuş ve Anayasa'da da ayrıntılı düzenlemelere tabii tutulmuştur. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir." denilmektedir. Öte yandan kendilerine belirli idari yetkiler verilmiş görevlilerin, sözlerine ve eylemlerine getirilen eleştirilere daha fazla hoşgörü göstermeleri gerektiği AİHM içtihatlarında kabul edilmektedir. Anayasa Mahkemesi 07.02.2019 tarih, 2014/18780 başvuru numaralı (... ve diğerleri başvurusu) kararında, başvuru konusu olaydaki kalıplaşmış sloganların tekrarından ibaret sloganlar kitlesel eylemler yapan bazı grupların kolluk güçleri ile karşılaştıkları durumlarda sıkça kullanılmaktadır. Bu bağlamda "Katil polis hesap verecek." şeklindeki sloganın genel nitelikli olduğu değerlendirilmiş ve başvuru konusu olayda görev yapan polislerin kişisel şeref ve itibarına yönelik olmadığı kabul edilmiştir. Yargılamaya konu somut olayda; sanıkların suç tarihinde katılana hitaben söyledikleri slogan niteliğindeki sözlerin, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici ve ağır eleştiri niteliğinde olduğu, dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı gözetilmeden, sanıkların beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi nedeniyle hükümler hukuka aykırı bulunmuştur. IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, sanıklar ... ve ... müdafii ile sanık ... müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin kararının, 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi gereği, Tebliğnameye uygun olarak, oy çokluğuyla, ayrı ayrı BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Eskişehir 4. Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.06.2025 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık sanığın olay günü katıldığı gösteri esnasında atmış olduğu sloganın hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir. Hakaret suçu TCK'nın 125. maddesinde tanımlanmıştır. Bu düzenlemeye göre hakaret; bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığını saldırmak olarak tanımlanmıştır. Yargıtay uygulamalarına göre bir eylemin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişmektedir. Kişilere yönelik yönelik ağır eleştiri ve veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu olarak değerlendirilmemesi gerekmektedir. Söz ve diğer davranışların hakaret suçunu oluşturabilmesi için açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek ağırlıkta somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir. Anayasa’nın Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" kenar başlıklı 26. maddesi; "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar... Bu hürriyetlerin kullanılması, ... başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir… Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir." hükmünü, Anayasa’nın 13. maddesi ise; "Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmünü içermektedir. Anılan düzenlemelere, öğreti ve yargısal uygulamalara göre ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil, incitici, şoke edici yada endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Anayasa Mahkemesi pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir. Bu özgürlük, kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve gerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesiyle olanaklıdır, demokrasinin işleyişi içinde yaşamsal önemdedir. Bu düzenlemelere nazaran Devletin düşünce açıklamasını yaptırıma tabi tutmama gibi negatif, etkili şekilde korum gibi de pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu hak, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişimi için ana temeli oluşturmaktadır. İfade özgürlüğünü sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için ise amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Ancak her hak gibi bu hak da sınırsız değildir. Bireylerin şeref ve itibarı, özel ve aile hayatı Anayasanın 17. maddesiyle korunan manevi varlık kapsamındadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek zorundadır. Yasalarımıza göre bu eylemler ceza hukukunda hakaret suçu olarak düzenlenmiş, özel hukukta ise tazminatı gerektiren haksız fiil sayılmıştır Yasal düzenlemelere ve Ceza Genel Kurulunun karalarına göre, iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanığın olay günü ...'ı anmak amacıyla yapılan gösteriye katıldığı ve gösteri sırasında grupla birlikte "Hırsız, katil ..." şeklinde slogan atarak Cumhurbaşkanına yönelik somut bir suç isnadında bulunduğu, suça konu bu sözlerin eleştiri sınırlarını aşan ve Cumhurbaşkanının toplum neznindeki şeref, onur ve saygınlığını rencide edecek boyutta olduğu ve bu nedenle sanığın üzerine atılı bulunan suçun oluştuğu düşüncesiyle sayın çoğunluğun mahkumiyet hükmünün bozulması yönündeki düşüncesine iştirak etmiyoruz.

Atıf: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2023/1361, K. 2025/11837, T. 25.06.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-ceza-dairesi-2023-1361-e-2025-11837-k-02212a744c34