Yargıtay · 4. Ceza Dairesi
Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2010/29267 E. 2011/5860 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2010/29267
- Karar No
- 2011/5860
- Karar Tarihi
Muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan sanık ...'in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 289/1, 62/1, 52. maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis ve 80,00 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına, sanığa verilen hapis cezasının 5237 sayılı Kanun'un 51. maddesi gereğince ertelenmesine, aynı Kanun'un 53/1-a,b,d,e maddesindeki haktan kullanmaktan cezanın infazı tamamlanıncaya, 53/1-c bendindeki haklardan koşullu salıverilmeye kadar yoksun bırakılmasına dair ... 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 14.07.2009 tarihli ve 2009/118 esas, 2009/1063 sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 03.10.2010 gün ve 60476 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 09.11.2010 gün ve 275421 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi: Tebliğnamede “25.09.2009 tarihli tavzih şerhinin yok hükmünde olduğu gözetilerek yapılan incelemede, Dosya kapsamına göre; 1-Yedıeminlik kurumunun yediemine yalnızca kendisine teslim edilen hacizli malı saklama ve iade etme yükümlülüğü yüklediği, satış yerine götürme yükümlülüğünün bulunmadığı gözetilerek suçun oluşmayacağı gözetilmeden yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesinde, 2- Sanığın borçlu eşi ile birlikte yaşadığı evde yapılan haciz sırasında haczedilen eşyanın kendisine yediemin bırakıldığı, eşyanın ortak kullanılan eşya olması sebebiyle sahibi olduğu dikkate alınarak 5237 sayılı Kanun'un 289/1-son cümle uyarınca indirim yapılması gerektiği gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesinde, 3-Adlî sicil belgesine göre daha önceden işlediği suç bulunmayan sanık hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerektiğinin gözetilmemesinde, 4-Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş olan sanık hakkında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53/4. maddesinde yer alan "kısa süreli hapis cezası ertelenmiş kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz." şeklindeki düzenleme karşısında, aynı Kanun'un 53/1 .maddesindeki haklardan yoksun bırakılmasına karar verilemeyeceği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasında, isabet görülmemiştir” denilmektedir. Gereği görüşüldü; Muhafaza görevini kötüye kullanma suçu, fail açısından yapılan sınıflandırmaya göre özgü bir suçtur. Bu suç ancak yasal düzenlemede belirtilen hukuki ve fiili nitelikleri taşıyan kişiler tarafından işlenebilir. Özgü suçların failleri belirli bir yükümlülük altında bulunmaktadır. Bu nedenle özgü suçlar doktrinde yükümlülük suçları olarak da adlandırılmaktadır. 5237 sayılı T.C.Y.'nın 289. maddesinde düzenlenen muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun faili, kendisine rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş malın resmen teslim edildiği kişidir. Hukuk uygulamasında bu kişiler yediemin olarak anılmaktadır. Yedieminin, suçun yapısı ve görevlendirilmesinin dayanağını oluşturan ilgili yasalardan kaynaklanan bazı yükümlülükleri vardır. İcra ve İflas Yasası hükümleri uyarınca yürütülen takipler nedeniyle gerçekleştirilen haciz işlemi sırasında yediemin olarak görevlendirilen kişinin, İ.İ.Y.'nın 88. ve 358. ile halen yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Yasasının 468. maddeleri içeriğinden saptanan yükümlülükleri şunlardır: 1) Kendisine resmen teslim edilen malı/malları saklamak, korumak ve olduğu gibi (aynen) bırakmak. 2) Resmen teslim işlemini gerçekleştiren yetkili organ istediğinde hacizli malı kendisine teslim edilen yerde geri vermek veya hazır etmek. Belirtilen yükümlülükler aynı zamanda T.C.Y.'nın 289. maddesinde öngörülen teslim amacını oluşturmaktadır. Bu açıklamalar karşısında, yediemin sanıktan hacizli malı icra dairesi tarafından belirlenen satış yerine götürmesinin beklenmesi ve satış yerine götürmeme biçimindeki ihmali davranışın teslim amacı dışında bir tasarruf olarak değerlendirilmesi olanaklı değildir. İncelenen dosyada yer alan iddianameye göre sanık hakkında icra takibi sırasında haczedilip kendisine yediemin olarak teslim edilen hacizli malları yapılan tebligata karşın satış yerine getirmeyerek muhafaza görevini kötüye kullandığı iddiasıyla kamu davası açıldığı görülmektedir. Dosyada bulunan haciz tutanağı, satış ilanı ve birinci artırma tutanağına göre hacizli malların yediemine teslim edildiği yer ile icra dairesince satışın yapılmasına karar verilen yer farklıdır. İcra dairesince sanığa muhtıra gönderilerek hacizli malları belirlenen satış yerine getirmesi istenmiştir. Yukarıdaki paragrafta belirtilen açıklamaya göre, yediemin sanığın hacizli malları satış yerine götürmemesi, teslim amacı dışında bir tasarruf olarak değerlendirilemeyecektir. Mahkemece, suçun maddi unsurunun oluşmadığı gözetilmeden kurulan mahkumiyet hükmünün, hukuka aykırı olduğu anlaşılmaktadır. Yasa yararına bozma isteğinde yer alan diğer bozma nedenlerine gelince; Y.C.G.K.'nun 13.06.2006 tarih ve 2006/151-157 sayılı kararında " Öte yandan, yasa yararına bozma kurumu, kesin hükmün otoritesini etkileyen, ileri sürülen hukuka aykırılıkların saptanması ile sınırlı ve bu aykırılıkların savunma hakkını kısıtlama veya kaldırma sonucunu doğurduğu yahut hükmü etkilediğinin belirlenmesi durumunda, hükmün bu nedenlere dayalı olarak bozulmasını gerektiren, olağanüstü yasa yoludur. Yargıtay'ın olağan yasa yolu olan temyiz denetimi sırasında yasaya ve yargısal kararlara dayalı olarak gerçekleştirdiği uygulamaların tümünün, yasa yararına bozma kurumunda da geçerli olduğu söylenemez. Dolayısıyla, Yargıtay'ın öğretici ve yol gösterici niteliği gereği temyiz denetimi sırasında uyguladığı "kabule göre bozma" yöntemine, istisnai ve olağanüstü bir yol olan yasa yararına bozma istemi üzerine yapılan incelemede başvurulması sistemin özüne aykırıdır. Özel Daire kararı bu yönüyle de isabetli bulunmamıştır." denilerek olağanüstü nitelikte bir yasa yolu olan yasa yararına bozmanın kapsamı açıklığa kavuşturulmuştur. Adalet Bakanlığının yasa yararına bozma başvurusunda yer alan (2), (3) ve (4) numaralı nedenlerin kabule göre bozmanın konusunu oluşturduğu ve esastan incelenemeyeceği konusunda kuşku bulunmamaktadır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamenin (2), (3) ve (4) numaralı bendinde yer alan düşünceler, kabule göre bozma nedeni kapsamında kaldığından, Adalet Bakanlığının bu bentlerle ilgili yasa yararına bozma isteğinin REDDİNE, ancak suçun maddi unsurunun oluşmadığına ilişkin istek isabetli bulunduğundan, muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan sanık ... hakkında, ... 2. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 14.07.2009 tarih ve 2009/118- 1063 sayılı kararın, C.Y.Y.'nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, hükümdeki hukuka aykırılık sanığa verilen cezanın kaldırılmasını gerektirmekle, anılan yasa maddesinin 4-d fıkrası gereğince, sanığın, muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan BERAATİNE, 27.04.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.