Yargıtay · 23. Hukuk Dairesi
Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2015/67 E. 2015/7513 K. – Alacak
Konu: Alacak
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 23. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2015/67
- Karar No
- 2015/7513
- Karar Tarihi
- Konu
- Alacak
MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi Vek. Av. ... Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Davacı vekili, müvekkilinin dava dışı ..... Turizm isimli şirkette .........-.......... arasında sefer yapmak üzere 51 EU 357 ve 51 EU 358 plaka sayılı araçları bulunduğunu, üyesi bulunduğu davalı kooperatifin ise, seferler için yine dava dışı Kışlahan Turizm ile anlaştığını, davalı kooperatifçe müvekkiline, ....... Turizm ve Şimşek Turizm arasındaki rekabetin sona erdirilmesi için araçlarını...... Turizm'den çekmesi halinde ...-....... arasında durak verileceğinin belirtildiğini, müvekkilinin yükümlülüğünü yerine getirmesine rağmen davalının protokol gereği durağı vermediğini ileri sürerek, Niğde-Ulukışla arası durak bedeli alacağından şimdilik 10.000,00 TL'nin ticari faizi ile davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacı ile müvekkili kooperatif arasında 28.03.2010 tarihinde protokol imzalandığını, protokol hükümlerinin davacı tarafça yerine getirilmediğini, zararın da belli olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davanın konusu 28.03.2010 tarihli belgenin o tarihte dosyada mübrez olan davalı kooparatife ait kayıtlardan anlaşıldığı üzere kooparatif başkanı ve yönetim kurulu üyelerinden bir kısmının şahsi imzasını taşıdığı, bu belgede kooparatife ilişkin herhangi bir kaşenin ya da bunun yerini tutabilecek kooparatifin açık ismi yer alan bir yazının bulunmadığı, belgede kooperatifin unvanına yer verilmemiş olması nedeniyle 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 60. maddesi uyarınca belgenin kooperatifi bağlayamayacağı, bu nedenle davalının pasif husumet ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. 1-Dava, tazminat istemine ilişkindir. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/3. maddesinin yürürlükte bulunduğu dönemde Asliye Hukuk Mahkemeleri ile Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişki iş bölümü ilişkisi iken, 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesinin 3. ve 4. fıkralarında yapılan değişiklikle Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasında ilişki görev ilişkisi olarak değiştirilmiş ve bu durumda göreve ilişkin usul hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. 6335 sayılı Yasa’nın 38. maddesi uyarınca 6102 sayılı TTK’ya eklenen geçici 9. madde ile bu kanunun göreve ilişkin hükümlerinin, bu kanunun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden önce açılan davalarda uygulanmayacağı, bu davaların açıldıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tabi olduğu belirtilmiştir. Öte yandan, kooperatif ile ortağı arasındaki ortaklık ilişkisinden doğan davaların 1163 sayılı Kanun'un 99. maddesinde ticari dava olduğu kabul edilmiş ise de, münhasıran Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğu öngörülmemiştir. Buna göre 06.07.2010 dava tarihi itibariyle Asliye Hukuk Mahkemeleri ile Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişki iş bölümü niteliğinde ve münhasıran iki tarafın arzularına tabi olan işlerden olup, anılan 5/3 ve HUMK'nın 188. madde hükmü uyarınca davalı tarafça süresinde iş bölümü itirazı yapılmadığından ve Asliye Hukuk Mahkemesi miktar yönünden görevli olduğundan, davaya bakılması doğru olmuştur. Davanın dayanağı olan, 28.03.2010 tarihli belgenin; Başkan ........... ve muhasip üye ........ tarafından imzalandığı, bu şahısların belgenin tanzim tarihinde davalı kooperatifi temsil ve ilzama yetkili oldukları anlaşılmıştır. Öte yandan, davalı kooperatif vekili tarafından sunulan 05.11.2010 havale tarihli cevap dilekçesinde, davalı kooperatif ile davacı arasında 28.03.2010 tarihli protokolün imzalandığı kabul edilmiş, protokol hükümlerinin davacı tarafça yerine getirilmediği ve zararın belli olmadığı savunularak davanın reddi istenmiştir. Cevap dilekçesindeki, “Husumet tevcih edilmesi yerinde değildir.” ibaresi ile 25.11.2010 tarihli duruşmadaki, “İmzalanan protokolün kooperatif tüzel kişiliği ile bir ilişkisi bulunmamaktadır.” ibareleri husumeti red anlamında olmayıp protokol içeriğindeki koşullara yöneliktir. Bu durumda mahkemece, davalının protokol altındaki imzaları inkâr etmediği gerekçede belirtilmiş olup, davalının husumeti benimsediği ve protokol içeriğindeki koşullara yönelik olarak davanın reddini istediği, imza sahiplerinin kooperatifi temsil ve ilzama yetkili oldukları gözetilerek, uyuşmazlığın 2-Bozma nedenine göre, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. 3-Kabule göre; 6100 sayılı HMK'nın dava şartlarını düzenleyen 114/1-d maddesindeki dava ehliyeti, fiil ehliyetinin medeni usûl hukukunda büründüğü şeklidir. Fiil ehliyetine sahip olan bütün gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptir. Aynı Kanun'un 114/1-e maddesindeki dava takip yetkisi, davada taraf olan kişinin o davayı kendi adına yürütebilme ve talep sonucu hakkında kendi adına hüküm alabilme yetkisidir. (HMK 53). Sözü edilen kurum, şeklî taraf kuramının kabulünün sonucu olarak ortaya çıkmış ve sözü edilen kuramı tamamlamak amacıyla geliştirilmiştir. Davayı takip yetkisi, maddi hukuktaki tasarruf yetkisinin usul hukukundaki karşılığını oluşturur. Ayrıca, bu kavram, davada taraf olmadığı halde kanun gereği taraf gibi davranmakla görevli kılınmış olanların hukuki konumlarının açıklanmasında başvurulan bir kavram konumundadır. Kural olarak taraf ehliyeti ve dava ehliyeti bulunan kişinin taraf dava takip yetkisi vardır. Ancak bazı istisnai durumlarda davada taraf olarak gösterilen kişinin taraf ve dava ehliyeti olmasına rağmen dava takip yetkisi olmayabilir. Örneğin hakkında iflas Taraf sıfatı (husumet) ise, maddi hukuka göre belirlenen, bir subjektif hakkı dava etme yetkisini ya da bir subjektif hakkın davalı olarak talep edilebilme yetkisini gösteren bir kavramdır. Taraf ehliyeti; davada taraf olabilme, usulî hukuki ilişkinin süjesi olabilme ehliyetidir. Taraf ehliyetine sahip olan kişi, davada davacı veya davalı olabilecektir. Bu nedenle, taraf ehliyeti usûli bir kavramdır. Taraf ehliyetine sahip olabilmek için medeni hukuktaki hak ehliyetine sahip olmak gerekir. HMK'nın 50. maddesine göre, medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, taraf ehliyetine de sahiptir. Buna göre tüm insanlar, hak ehliyetine ve dolayısıyla taraf ehliyetine sahiptir. Dava ehliyeti ise, medeni hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir. (HMK'nın 51) Fiil ehiyetine sahip olan kişi, dava ehliyetine de sahiptir ve davayı yürütebilir, usûl işlemlerini yapabilir. Reşit olan ve temyiz kudretine sahip olan kişiler fiil ehliyetine sahiptir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve dava takip yetkisi davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu subjektif hakka ilişkindir. Davacı tarafta yer alan taraf için aktif dava sıfatı, davalı tarafta yer alan taraf için pasif taraf sıfatından söz edilebilir. Uygulamada, "sıfat" yerine "husumet" terimi de kullanılmaktadır. Sıfat dava şartı olmayıp, itirazdır. Çünkü bir kimsenin hak sahibi veya borçlu olup olmadığı davanın Mahkemece davalının pasif husumet sıfatı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi gerekirken, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde dava ehliyeti bulunduğu gözardı edilerek, pasif husumet ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine,