Yargıtay · 15. Ceza Dairesi
Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2013/11503 E. 2013/13953 K.
Konu: Mala Zarar Verme
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 15. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2013/11503
- Karar No
- 2013/13953
- Karar Tarihi
- Konu
- Mala Zarar Verme
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Mala zarar verme HÜKÜM : Mahkumiyet Dosya incelenerek gereği düşünüldü; Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma,suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir. Sanığın, eski eşinin çocuklarını göstermediği gerekçesiyle eski eşinin annesi olan katılan ...'ın evini yakmak üzere diğer sanık ... ile ona ait araçla yola çıkıp benzin aldıktan sonra araç arızalandığı halde yola birlikte devam ettikten sonra, eve yaklaştıklarında sanık ...'in 100 metre uzakta beklediği sanık ...'un katılana ait evi yaktığı anlaşılan somut olayda; sanıkların eyleminin iştirak halinde yakmak suretiyle mala zarar verme suçunu oluşturduğu yönündeki kabul ve uygulamada bir isabetsizlik görülmemiştir Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; katılan vekili ve sanıklar müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin sanık ... yönünden oybirliği, sanık ... yönünden ise oyçokluğu ile ONANMASINA, 24.09.2013 tarihinde karar verildi. Karşı oy; Yargılama konusu olay, katılan ...'a ait evin eski damadı olan sanık ... ile diğer sanık ... tarafından yakılması eyleminden ibaret olup, sanıkların TCK'nın 151/1, 152/2-a maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Katılan vekili ve sanıklar müdafii tarafından temyiz edilen karar 15. Ceza Dairesi tarafından, sanık ... yönünden oybirliği, sanık ... yönünden ise oy çokluğu ile onanmıştır. Sayın çoğunluk ile aramızdaki görüş ayrılığı, sanık ...'ın eyleminin TCK'nın 167. maddesinde sayılan şahsi cezasızlık nedeni oarak kabul edilip edilmeyeceğine ilişkin olup şu gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılmam mümkün değiildir. 1- Türk Medeni Kanunu kayın hısımlığını tanımlamış olup Ceza Kanunu uygulamasında bu tanımlar bağlayıcıdır. Türk Medeni Kanununun " Kayın Hısımlığı" başlıklı 18. maddesi şu şekildedir: "Eşlerden biri ile diğer eşin kan hısımları, aynı tür ve dereceden kayın hısımları olur. Kayın hısımlığı, kendisini meydana getiren evliliğin sona ermesiyle ortadan kalkmaz." Türk Ceza Kanununun "Şahsi Cezasızlık Sebebi veya Cezada İndirim Yapılmasını Gerektiren Şahsi Sebep" başlıklı 167. maddesi ise aynen şu şekilde kaleme alınmıştır: Madde 167 - "(1) Yağma ve nitelikli yağma hariç, bu bölümde yer alan suçların; a) Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin, b) Üstsoy veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin veya evlat edinen veya evlâtlığın, c) Aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin, Zararına olarak işlenmesi hâlinde, ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmaz. (2) Bu suçların, haklarında ayrılık kararı verilmiş olan eşlerden birinin, aynı konutta beraber yaşamayan kardeşlerden birinin, aynı konutta beraber yaşamakta olan amca, dayı, hala, teyze, yeğen veya ikinci derecede kayın hısımlarının zararına olarak işlenmesi hâlinde; ilgili akraba hakkında şikâyet üzerine verilecek ceza, yarısı oranında indirilir." Görüldüğü gibi; Türk Medeni Kanunu kayın hısımlığının evliliğin sona ermesi ile sonlanmayacağını; yani akrabalık ilişkisinin sona ermeyeceğini ifade ederken, Türk Ceza Kanununun 167/1. maddesi de üst soy ve altsoy derecesindeki kayın hısımlığını, mala zarar verme suçunda cezasızlık nedeni olarak görmüştür. Aslında kanun maddeleri çok açık olup kesinlikle yoruma muhtaç değildir. Kanun metinlerindeki bu açıklığa karşın, çoğuunlukla uygulamada 167. madde gözardı edilmektedir. Bu şekildeki uygulamayı savunanların bir kısmı "Türk Medeni Kanunu hükümlerinin Türk Ceza Kanununda uygulanamayacağını" iddia ederken, bir kısmı da "evliliğin sona ermesinden sonra suç işleyen kayın hısımlarının Türk Ceza Kanunundaki kayın hısımlığından kaynaklı lehe hükümlerden yararlandırılmasının ... olmadığını" ileri sürmektedirler. Üstelik bu düşüncede olanların çoğunluğu, kayın hısımlığından kaynaklı indirim veya cezasızlık nedenlerini kabul etmezken, aynı nedene dayalı artırımları ise kabul etmektedirler. Türk Medeni Kanununda ya da başka kanunlarda yer alan düzenlemelerin Türk Ceza Kanununda uygulanmayacağına dair bir düşünce yasal dayanaktan yoksun olduğu gibi, böyle bir düşüncenin kural halini alması durumunda TCK'nın birçok hükmü uygulanabilir olmaktan çıkacaktır. Çünkü TCK'nın 6 maddesinde sayılan tanımlar; "vatandaş, çocuk, kamu görevlisi, yargı görevi, gece vakti, silah, basın ve yayın yolu, itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi, örgüt mensubu" ile sınırlı tutulmuştur. Oysa TCK'da suç olarak düzenlenen eylemler anlatılırken başka kanunlarda tanımı yapılan pekçok kavrama yer verilmektedir. Nitekim, konumuzla ilgili olarak mala karşı suçları bu açıdan incelediğimizde; TCK'nın 141 ve 155. maddelerinde geçen zilyed ve zilyedlik kavramları TMK'nın 973. maddesinde, taşınır mal kavramı ise TMK'nın 762. maddesinde, TCK'nın 142/1-b ve 152/1-a maddelerinde yer alan bina kavramı Emlak Vergisi Kanununun 2. maddesinde, TCK'nın 144. maddesinde yer alan paydaş (paylı mülkiyet) kavramı TMK'nın 688. maddesinde, elbirliği mülkiyeti ise TMK'nın 701. maddesinde, TCK'nın 152/c maddesinde yer alan orman kavramı, Orman Kanununun 1. maddesinde, TCK'nın 158/1-i maddesinde yer alan serbest meslek kavramı Gelir Vergisi Kanununun 65 ve 66. maddelerinde, Tanımlandıkları halde, TCK uygulamasında bu tanımlara Dairemiz tarafından harfiyyen uyulmaktadır. (Örnekler daha artırılabilir.) Ayrıca TMK'nın 15. maddesinde yer alan "istisnalar dışında ayırt etme gücü olmayanların fiillerinin hukuki sonuç doğurmayacağı" kuralını göz önüne alan ceza uygulayıcıları, bu statüde yer alan kişi ile hukuki işlem yaparak ondan yararlanan faillerin eylemlerini hırsızlık suçu kabul ederek cezalandırmaktadırlar. Yine; çek ve diğer kambiyo senetleri ve unsurları Çek Kanunu ve Türk ticaret Kanununda düzenlendikleri halde; bu düzenleme ve tanımlar TCK uygulamasında göz önünde bulundurulmaktadır. Görüldüğü üzere; TCK'da düzenlenmeyen kavramlar ve tanımlar konusunda diğer kanunlardaki düzenlemelerden yararlanılmaktadır. 15. Ceza Dairesi de ictihatlarının bir çoğunu sözü edilen yasalara uygun olarak oluşturmaktadır. Zaten aksi durumda yukarıda sınırlı sayıda örneklerine yer verilen birçok TCK hükmünün uygulanması imkansız hale gelir. Evliliğin sona ermesinden sonra yakınlarına karşı suç işleyen kayın hısımlarının Türk Ceza Kanunundaki kayın hısımlığından kaynaklı lehe hükümlerden yararlandırılmasının ... olmadığı görüşüne gelince; Bu düşünce tamamen duygusal bir tepkiden ibaret olup, hukuki değerden yoksundur. Evlilik birliği sona erse bile, onların çocukları ile altsoy yahut üst soy şeklindeki kayın hısımları arasındaki kan bağına dayanan akrabalıkları sona ermeyecektir. Yargılama konusu olayda olduğu gibi, eski kayınvalideesinin evine zarar veren sanığın cezalandırılarak hapse atılması durumunda, sanığın çocuklarının durumu ne olacaktır? Bunlar dedesine, ninesine ve evlilik birliği ölümle sona ermemişse annesine düşman olacak; onlarla ilişkilerini sürdürdükleri takdirde de babalarıyla ilişkileri onarılmaz şekilde yara alacaktır. Kanaatimizce yasa koyucu bu gibi olasılıkları düşünerek olumsuzlukların önüne geçmek için mevcut düzenlemeyi yapmıştır. Mevcut düzenleme hakkaniyete uygun olmasa bile, bunu uygun hale getirmek yargının değil, yasama meclisinin görevidir. Hakimin, ... olmadığı gerekçesiyle herhangi bir maddeyi uygulamaktan kaçınması, yasamanın görevine tecavüz anlamına geldiği gibi; kanunsuz ve keyfi uygulamaların da önünü açar. Bu açıdan bakıldığında, yargılama makamı, içine sinmese bile, yoruma muhtaç olmayan kuralları aynen uygulamak zorundadır. 2- Kayın hısımlığından kaynaklı yasal cezasızlık nedenleri yahut indirimler kabul edilmez iken, aynı nedenlerden kaynaklı ağırlaştırıcı hükümlerin uygulanmasını kabul etmek tarafsızlık ilkesi ile bağdaşmaz. Ayrıca bu şekildeki bir düşünce, hakimin sanığa olan husumetinin açığa çıkmasıdır. Hakimin taraflı olduğunu, suçtan etkilenerek kararında duygusal davrandığını gösterir. Üstelik ceza hukukunun genel prensibi sanık lehine yorumu zorunlu kıldığı halde, aynı yasadan ve gerekçeden kaynaklı ceza artırımlarının uygulanmasına karşın indirimlerin uygulanmaması, sanık aleyhine yorum yapılarak genel ceza hukuku uygulamasına aykırı davranmak anlamı taşır. Zaten Ceza Genel Kurulu, 2012/1397 esas sayılı dosya ile ilgili 28/05/2013 günlü oturumunda, Türk Medeni Kanununda yer alan "kayın hısımlığının, evliliğin sona ermesinden sonra da devam edeceğine" ilişkin düzenlemeye itibar ederek, eski gelinine cinsal saldırıda bulunan sanığın cezasının TCK'nın 102/3-c maddesiyle artırımını haklı bulup Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazını reddetmiştir. Yukarıda izah edildiği üzere; eski kayın validesine karşı mala zarar verme suçunu işleyen sanık ... hakkında verilen mahkumiyet hükmünün "TCK'nın 167/1 maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığı "düşüncesiyle bozulması yerine, yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmasına karar verilmesine dair çoğunluk görüşüne değişik gerekçeyle muhalifim.