Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2026/13 E. 2026/4484 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/13
- Karar No
- 2026/4484
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/620 Esas, 2025/1668 Karar HÜKÜM : Kısmen kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : (Kapatılan)İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/595 E., 2021/1012 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 08.09.2026 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile dava dışı .... İletişim A.Ş. arasında 2014 yılında ''....''nin inşaat ve elektrik işlerinin yapılması hususunda anlaşma sağlandığını, davalının da söz konusu iş yönünden inşaat all risk sigorta poliçesi düzenlediğini, sigorta kapsamında bulunan sahada 08.08.2016 tarihinde saat 23:20'de müvekkilinin yüklenicisi olduğu iş kapsamında yapımı tamamlanan ''... Trafo Merkezi''nin geçici kabulünün yapılması esnasında trafo-2 olarak adlandırılan modüle test için 154 kV enerji verildiğinde trafo 2 fiberine ait yüksek gerilim kablo kutusunda patlama ve akabinde trafo merkezinde alevli yangın hadisesinin meydana geldiğini, 09.08.2016 tarihinde davalıya hasar ihbarında bulunulduğunu, davalı tarafça hasar dosyası açıldığını, müvekkilinin ... Sözleşmesi kapsamında gecikme ve cezaya uğramamak için derhal kendi imkanlarını kullanarak onarım ve yenileme çalışmasına başladığını, davalı şirketçe görevlendirilen eksper tarafından düzenlenen 04.07.2017 tarihli eksper raporunda, ''Meydana gelen hadise alevli yangın niteliğinde olup hasara konu şantiyede Kloz 112 gereklerinin sağlandığı, yangın söndürme tüp ve aktif algılama sistemlerinin bulunduğu gözlemlenmiş, gerçekleşen zararların poliçe teminat kapsamında değerlendirilebileceği görüşü ile teminat ve tazminat açısından nihai değerlendirmenin şirketinizi takdirlerine bırakılmıştır'' dendiğini, davalı tarafça müvekkiline gönderilen 16.08.2017 tarihli yazıda, üniversite tarafından görevlendirilen bilirkişinin yapmış olduğu inceleme sonunda "154-33 kV Trafo-2'nin 154 kV yedek kablo başlıklarında 1 saat süre ile 154 kV AC gerilim testinin yapılabilmesi için test büjingi ile kablo başlığı arasında geçici olarak bağlanan bakır iletkenin test tamamlandıktan sonra her iki taraftan sökülmesi ve dışarı çıkarılması gerekirken sadece test bujingi tarafından sökülmüş olması, kablo başlığı tarafındaki bağlantının ise ihmal edilmiş olmasından dolayı ortaya çıkan kısa devre arızasından patlamanın meydana geldiği" yönündeki tespit sebebiyle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 1448. maddesi gereğince sigortalının meydana gelen olayda kusurunun bulunması halinde bu kusur oranında tazminattan indirim yapılabileceğini bildirerek sözleşmedeki yükümlülüklerin kusurlu bir şekilde ihlal edilmiş olması nedeniyle rizikonun gerçekleştiği ve zararın ağırlaşmış olduğunu gerekçesiyle eksper tarafından tespit edilen hasar tutarının yarısını (847.879,71 EURO + 11.002,50 USD + 1.474.665,86 TL ) tevdi mahalli tayini suretiyle ödediğini, davalının %50 oranında ödeme yapmasının nedeni olarak gösterilen TTK'nın 1448. maddesinin somut olayda uygulanamayacağını, maddeye dikkat edildiğinde davacının, zararı önleyici veya azaltıcı önlemlere başvurma yükümlülüğünün rizikonun gerçekleştiği veya gerçekleşmeye başladığı hallerle sınırlı olduğunu, ekspertiz raporunda rizikonun gerçekleştiği veya gerçekleşmeye başladığı hallerde alınması gerekip de alınmayan bir önlemden bahsedilmediği gibi bu yükümlülüğe aykırı bir davranışta bulunulduğuna ilişkin isnadın da olmadığını, TTK'nın 1429. maddesi uyarınca zararın tamamının tazmini gerektiğini ileri sürerek fazlayı ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik davalı tarafça İstanbul Anadolu 8. Sulh Hukuk Mahkemesinin 07.11.2017 tarihli 2017/120 D.İş sayılı kararı gereğince ödenen 847.879,71 EURO+11.002,50 USD+1.474.665,86 TL'nin 09.08.2016 tarihinden itibaren işlemiş ve işleyecek ticari faizine karşılık olmak üzere şimdilik 10.000,00 TL'nin, ayrıca davalı tarafça ödenmesi gerektiği halde ödenmeyen ekspertiz raporuna dayalı ana para alacağı olarak 847.879,71 EURO + 11.002,50 USD+1.474.665,86 TL'nin ödeme tarihindeki fiili kurları baz alınmak suretiyle ve 09.08.2016 tarihinden işlemiş ve işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde, 08.08.2016 tarihinde gerçekleştirilen geçici kabul işlemlerine hazırlık olarak saha testlerinin yapıldığı sırada kısa devre arızası sonucu davaya konu zarara yol açan yangının meydana geldiğini, gerek eksper raporu, gerek ... Genel Müdürlüğü gerekse de müvekkilinin talebi üzerine ODTÜ öğretim üyesi .... tarafından hazırlanan rapora göre davacının ağır kusur teşkil eden eylemleri sonucunda yangın olayının gerçekleştiğini, bu nedenle müvekkilinin TTK'nın 14 45... . maddeleri uyarınca indirim hakkına sahip olduğunu, anılan maddelere göre kusurun ağırlığına göre tazminattan indirim yapılması gerektiğini, test için alanda gerekli tedbirlerin davacı tarafça sağlanmadığını, kusur indirimi yaparak talep ettikleri ödeme isteminin davacı tarafından reddedildiğini, bunun üzerine müvekkilince ...- adına tevdi mahalli istenerek 14.11.2017 tarihinde 847.879,71 EURO+11.002,50 USD+1.474 665,86 TL ödeme yapıldığını, davacının tevdi mahalli tayin edilmesi ile ödenen miktara ilişkin faiz talebinin haksız olduğunu, davacının, müvekkilinin sulhen ödeme teklifine cevap vermeyerek temerrüde düştüğünü savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile TTK'nın 1429/1, 1448/1-2 hükümleriyle somut olay birlikte değerlendirildiğinde, patlama ve yangının meydana gelmesinde davacı olan sigortalıya herhangi bir kasti sorumluluğun yüklenemeyeceği, bu nedenle TTK'nın 1429/1 hükmü gereğince sigortacının tazmini sorumluluktan kurtulmadığı, esasen bu durum sigortacının da kabulünde olup, zararın %50'sini davadan evvel davacıya ödediği, ödenen bedelin uygun olup olmadığının tespiti yönünden ve davacının talep ettiği bakiye zararın kalan %50'sine hak kazanıp kazanmadığı yönünden TTK'nın 1448/1 ve 2 hükümleri önem kazanmış olup; somut olayda testte davet yazılarında açıkça test öncesi, esnası ve sonrasında elle ve göz ile de kontrollerin yapılması yazılı olup; esasen test öncesi, esnası ve sonrasında cihazların, aparatların ve tüm sistemin mutlaka dikkatlice kontrol edilmesi yazılı olmasa dahi sigortalının sorumluluğunda olduğu, davacı şirket testten sonra basiretli davranıp sorumluluğu çerçevesinde sistemi gözden geçirse; bakır iletkenin sökülmemiş olduğunu görüp, patlama ve yangına engel olabileceği, bu nedenle ilk bilirkişi raporunda bu hususun "HATA" olarak yorumlanması ihmal ya da kusur olarak görülmeyerek bakiye alacağı talep etmekte davacının haklı bulunmasının kabul görmediği, davacı sigortalının bir kusuru ( ihmali ) söz konusu olup, bu kusurun meydana gelen zarara etkisinin %50'den daha fazla olduğu, zira söz konusu riskin sadece unutulan bu aparat nedeniyle çıkması sebebiyle davacının iş sağlığı ve güvenliği yönünden dikkat ve özeni göstermesinin, trafo merkezini projeye uygun ve yönetmenliğe uygun yapmasının bu kusuru ortadan kaldırmadığı, hafifletmediği, davalının kendi kabulüyle %50 olarak ödediği zarar bedelinin yeterli olduğu, bakiye zararı talep eden davacının davasında haksız olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemece TTK'nın 1448. maddesi uygulanarak davanın reddine karar verildiği, TTK'nın rizikonun gerçekleşmesinde kusur başlıklı 1429/1 hükmünde sigortacının, aksine sözleşme bulunmadığı hallerde, sigorta ettirenin, sigortalının, lehtarın ve bunların hukuken fiillerinden sorumlu bulundukları kişilerin ihmallerinden kaynaklanan zararları tazmin ile yükümlü olduğu, bu kişilerin rizikonun gerçekleşmesine kasten sebep olmaları halinde sigortacının tazminat ödeme borcundan kurtulacağının düzenlendiği, TTK'nın 1448. maddesi ise zararı önleme, azaltma ve sigortacının rücu haklarını koruma yükümlülüğü başlıklı olup, rizikonun gerçekleştiği veya gerçekleşme ihtimalinin yüksek olduğu durumlara ilişkin olup imkânlar ölçüsünde zararın önlenmesi, azaltılması, artmasına engel olunmasını, bir takım önlemler alınmasını sigortalıya emrettiği, bu önlemlerin alınmamasında kusuru var ise kusurun ağırlığına göre tazminattan indirim yapılacağının belirtildiği, burada önemli olan hususun sigortalının kusuru değil, rizikonun gerçekleşme ihtimalinin yüksek olduğunun görülmesine rağmen bir takım önlemler alınmamış olması veya riziko gerçekleşmiş olmasına rağmen yine de alınacak bir takım önlemlerle zararın azaltılması mümkün olmasına rağmen sigortalının bu önlemleri almakta kusurlu davranması nedeniyle zararın artması olduğu, bu hâllerde sigorta tazminatından kusur oranına göre indirim yapılmasının mümkün olduğu, TTK'nın 1429. maddesindeki kusurun, rizikonun oluşumundaki kusur olduğu, sigorta şirketinin sorumluluğunun tek istisnası kast hâli olup, kast dışındaki ihmallerde sigorta tazminatının -diğer şartların da gerçekleşmesi hâlinde- ödenmesi gerektiği, TTK'nın 1448/1-2 hükmündeki kusurun ise rizikonun gerçekleştiği veya gerçekleşme ihtimalinin yüksek olduğu durumlarda önlem almadaki kusur olduğu, somut olayda, geçici kabul sırasında unutulan test bağlantı iletkeninden kaynaklanan yangın meydana geldiği, bu durumun bizzat rizikonun kendisi olduğu, bu sebeple somut olayda uygulanması gereken maddenin TTK'nın 1429/1 maddesi olduğu anlaşıldığından, mahkemece TTK'nın 1448/1-2 maddesine göre davanın reddine karar verilmesinin usule ve yasaya aykırı oldolduğu, her iki bilirkişi raporunda yangın olayından önce veya yangından sonra davacının zararın önlenmesi veya azaltılması konusunda herhangi bir kusurlu davranışının tespit edilmediği, tarafların kabulünde olan, bilirkişilerce kadri maruf olduğu belirlenen ve ekspertiz raporunda tespit edilen miktarlara göre davacının tazminat talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, her ne kadar ikinci bilirkişi raporunda, davacının kusurlu olduğu belirtilerek TTK'nın 1445. maddesine göre davacının bakiye alacağı olmadığı kanaati bildirilmiş ise de yukarıda da belirtildiği gibi somut olayda TTK'nın 1429. maddesinin uygulanması gerekmekte olup gerek 1448 gerekse 1445. maddelerin somut olayda uygulanma yerinin bulunmadığı, bu sebeple söz konusu bilirkişi raporunun bu yönüyle hükme esas alınamayacağı, taraflar arasındaki poliçenin 8. sayfasında ''Yangın Önlemleri Özel Şartı" başlığı altında emniyete yönelik ihmallerin bulunması hâlinde bundan doğacak zararların teminat kapsamı dışında kalacağının belirtildiği, somut olayda bu yönde bir tespitin bulunmadığı, poliçenin 6. sayfasında ''Teminat Dışında Kalan Haller'' ve ''İstisnalar'' başlıkları ile teminat dışı olduğu belirtilen hâllerin de somut olayda gerçekleşmediğinin anlaşıldığı, bu nedenlerle davacı vekilinin sigorta tazminatı alacağına ilişkin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacının davasının kısmen kabulü ile ekspertiz raporuna dayalı ana para alacağı olarak 847.879,71 euro+11.002,50 USD + 1.474.665,86 TL'nin kabulüne karar vermek gerektiği, dava konusu riziko 08.08.2016 tarihinde gerçekleştiği, davalı sigortacıya 09.08.2016 tarihinde rizikonun gerçekleştiğinin ihbar edildiği, davalı ... şirketinin bu yazıya 16.08.2016 tarihli yazısı ile cevap verdiği ve %50'lik kusur indirimi yaparak ödeme yaptığı, her ne kadar TTK'nın 1427. maddesine göre temerrüt tarihinin tespiti gerekmekte ise de somut olayda davalı sigortacının, eldeki dava konusu talep yönünden 16.08.2016 tarihinde ödememe iradesini ortaya koyduğu ve bu tarihte temerrüde düştüğü anlaşıldığından, hükmedilen sigorta tazminatı alacaklarına 16.08.2016 tarihinden itibaren faiz uygulanması gerektiği, davacının tevdi mahalli tayin edilen alacağa ilişkin faiz istemi yönünden yapılan incelemede; davacı vekilince dava dilekçesinde; davalı tarafça İstanbul Anadolu 8. Sulh Hukuk Mahkemesinin 07.11.2017 tarihli 2017/120 D.İş sayılı kararı gereğince ödenen 847.879,71 euro+11.002,50USD+1.474.665,86 TL'nin 09.08.2016 tarihinden itibaren işlemiş ve işleyecek ticari faizine karşılık olmak üzere şimdilik 10.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesi talep edilmiş ise de alacaklının ödeme talebine karşı davalı tarafça cevap verilmediği, gerekli bilgilerin gönderilmediği, bu sebeple tevdi mahalli belirlenerek paranın ödendiği nazara alındığında, davalının tevdi ettiği bu bölüm bakımından temerrüde düşmediği ve bu kısım yönünden işlemiş faiz talep edemeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın esası hakkında yeniden karar verilmesine, davanın kısmen kabulü ile 847.879,71 euro, 11.002,50 USD ve 1.474.665,86 TL alacağın 16.08.2016 tarihinden işleyecek temerrüt faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının, davalı tafından tevdi edilen kısma ilişkin faiz alacağı talebinin reddine karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava; inşaat all risks sigorta poliçesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,10.09.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.