Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/6185 E. 2026/2924 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/6185
- Karar No
- 2026/2924
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :... Mahkemesi SAYISI : 2019/522 Esas, 2025/624 Karar HÜKÜM : Ret
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 12.05.2026 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
KARAR I. DAVA 1.Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların kardeş ve dava dışı .. Un Sanayi ve Tic. Ltd. Şti.'nin ortakları iken, müvekkilinin davalı aleyhine açtığı şirketi idare temsil yetkisinin kaldırılması ve şirket müdürlüğünden azline ilişkin davada yargılama sürmekteyken davalı tarafından ısrarlı bir biçimde şirketin borca batık olduğu ve iş yapamadığının ifade edildiğini, müvekkilinin şirketin evraklarına ulaşımının engellendiğini, bu nedenle müvekkilinin içinde bulunduğu zor durum ve kendisine şirketin borca batık olduğu bilgisinin verilmesi nedeniyle davalı ile şirketteki hissesinin devri yönünde anlaşmak zorunda kaldığını, ancak şirketteki hissesini gerçek değerinin çok altında devrettiğini, davalının müvekkilinin hissesine karşılık yaptığı ödeme ile bu hisselerin gerçek değeri arasında çok büyük oransızlık olduğunu iddia ederek edimler arasındaki orantısızlığın giderilmesi adına 350.000,00 TL belirsiz alacağın faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir.
2.Davacı vekili tarafından verilen 23.05.2025 tarihli değer artırım dilekçesi ile 30.06.2012 tarihli hisse devir sözleşmesi itibarıyla hesaplanan 15.008.084,70 TL tazminat alacağı üzerinden harç tamamlanmasına karar verilmesi talep edilmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın süresinde açılmadığını savunarak usul ve esastan reddini istemiştir.
III. MAHKEMEKARARI Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, Mersin 1. Asliye ... Mahkemesi'nin 2012/82 E. sayılı dava dosyasında davacı vekili tarafından verilen 20.03.2012 tarihli cevaba cevap dilekçesinde, "Ekte Sunulan son 5 yıllık karşılaştırmalı Gelir tablosu ve Bilançodan anlaşıldığı üzere son yıllarda şirketin Banka Kredileri % 100 oranında, satış hâsılatı % 100 arttığı, fakat şirket kayda değer bir yatırım yapmadığı halde zarar ettiğini, Şirketin Aktif varlıkları yani, hazır değerleri, alacakları ve stokları geçmiş yıllara göre % 14 arttığı halde, Banka ve Piyasa borçları % 44 oranında arttığı, şirketin imal ettiği unları Birleşmiş Milletler Gıda teşkilatına ihraç etmekte olup, yapılan işin zarar etme ihtimali hemen hemen hiç olmadığını, ihracat bedelleri peşin geldiği, banka kredisi kullanılarak peşin ve iskontolu alımlar yapıldığını, ... 2011 yılında kullanılan flave yaklaşık 14.613.277 TL tutarındaki Banka kredisinin nereye sarf edildiğinin izah edilemediği..." ni belirtmiş olup davacının bu davadan önce açtığı davada ortağı ve yetkilisi olduğu şirketin mali durumuna ilişkin bilgisinin mevcut olduğunun anlaşıldığı, davacının hisse satışından önceki aşamada şirketin mali durumunu bildiği, zarar etme ihtimalinin hemen hemen hiç olmadığını iddia ettiği dikkate alındığında satış aşamasında bu hususta kendisi tarafından ayrıca ve daha detaylı araştırma yapmadan satış yapması durumunda gabinin subjektif unsuru olan karşı tarafın düşüncesizliğinden veya deneyimsizliğinden, zayıf durumundan yararlanması olgusuna dayanamayacağı, taraflar arasında düzenlenen .. ... Noterliği'nin 05.06.2012 tarihli hisse devir sözleşmesi ile hisse satışı yapıldıktan sonra satış sözleşmesinin ertesi günü taraflar arasında 06.06.2012 tarihli ek protokol düzenlenerek bu protokole tüm ödemeler yapılana kadar şirket hesaplarının incelenmesine izin verileceğine ilişkin davacı lehine hükümler konulduğu, davacının satış protokolü düzenlenmeden önce müdür azline ilişkin Mersin 1. Asliye ... Mahkemesi'nin 2012/82 E. ve 2012/261 K. sayılı dosyasında vekili aracılığıyla açtığı dava dilekçesinde, şirket yönetimi ile ilgili birtakım iddialarda bulunarak davalının şirketi idare ve temsil yetkisinin kaldırılmasını talep ettiği, Mahkemenin 21.03.2012 günlü tedbir ara kararı ile davalının davalı şirketin faaliyetleri için gerekli mutad yönetim işlemleri dışında şirketi borç altına sokan ve şirketin mal varlığını devreden nitelikte işlem yapma yetkilerinin sınırlandırılmasına karar verildiği, davacı ev hanımı olmakla birlikte şirket işleri ile onun adına eşinin ilgilendiği, muhasebeci olduğunu belirten davacı tanığının ise " ... 8.000.000,00 TL sermaye gözüktüğünden hisse oranlarına göre en az sermayeye bakarsak 2.500.000,00 TL olması lazım dedim, şirketin bu mal varlığı, konumuna göre en az 100.000.000,00 TL'lik şirket diye .. hanıma söyledim... " şeklinde beyanda bulunmuş olup bu tanığın da davacıyı bedelin ne olması gerektiği konusunda uyardığını ifade ettiği, bu şekilde şirkete muhasebeci ile gelen ve bu uyarıyı alan davacının şirketle ilgili haklarını kullanırken şirket ortağı olarak basiretli bir tacir gibi hareket ederek gerektiği takdirde şirket ortağına tanınan yasal haklarını yine gerektiğinde mahkemeye başvurarak kullanması mümkün iken kullanma yoluna gitmediği, karşı tarafın davacının mahkemeye başvuru yaparak bu yasal haklarını kullanmasına davalı tarafından engel olunduğuna ilişkin bir iddia ve beyanda bulunulmadığı, bu kapsamda gabinin subjektif unsuru olan karşı tarafın düşüncesizliğinden veya deneyimsizliğinden, zayıf durumundan yararlanması olgusuna dayanamayacağı, hisse satışına konu edilen şirkete ait maddi nitelikte ve gözle görülür şekilde çok sayıda malvarlığı mevcut iken davacının yukarıda açıklandığı şekilde ve bizzat kendi tanığının da davacıyı uyardığını ifade etmesi karşısında davacının şirket borçlarını araştırmadan satış yapmasında karşı tarafın yararlanmasından bahsedilemeyeceği, banka kayıtlarında hisse satışı yapılan şirketin satış tarihinde banka kayıtlarına göre satış tarihi itibariyle 11.084.265,86 TL kredi borcunun olduğu açık olup bu borç miktarının hisse satışı yapılan 2012 yılı için ve davacı tarafından satıştan önce şirketin müdür azli için açılan davada alınan tedbir nedeniyle işlerin durma noktasına geldiğinin dinlenen tanık beyanında belirtilmesi karşısında ekonomik açıdan yüksek kabul edilmesi gereken bir borç miktarı olduğu, bankacı bilirkişi tespitlerine göre şirketin hisse satışından sonra da yeni kredi sözleşmeleri yaparak krediler kullandığının anlaşıldığı, aşırı yararlanma (gabin) oluşumu için objektif unsurlar yanında subjektif unsurların bir arada bulunması gerekip bu iki şarttan bir tanesi gerçekleşmediği takdirde aşırı yararlanmanın gerçekleşmediğinin kabul edilmesi gerektiği, somut olayda gabinin subjektif şartının gerçekleşmediği, davacının davasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
IV. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, aldatma nedeniyle akdedildiği iddia edilen hisse devir sözleşmesi dolayısıyla oluşan edimler arasındaki orantısızlığın giderilmesi istemine ilişkin olup uyuşmazlık, davalının aldatması ile davacının, dava dışı .. Un Sanayi ve Tic. Ltd. Şti.'ndeki hisselerini düşük bedelle davalıya devredip devretmediği, buradan varılacak sonuca göre davacının bu hisse devri nedeniyle davalıdan tazminat isteyip isteyemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Mahkemece uyulan Dairemizin 12.12.2017 tarihli, 2016/12833 E. ve 2017/7141 K. sayılı ilamında; "... davacı tarafça şirket ve işletmesi olan fabrikaya uzun süre gidilmediği, bilgi ve tecrübeden yoksun kalındığı, iş yerine gidip gelinmediği ve iş bilinmediği için şirketin mali durum ve değeri konusunda ancak davalının verdiği bilgiler kadar değerlendirmede bulunulabildiği, bu hususun davacı tarafından davalı aleyhine, davalının şirketi idare temsil yetkisinin kaldırılması ve şirket müdürlüğünden azli istemi ile Mersin 1. Asliye ... Mahkemesinin 2012/82 E. sayılı dosyasında açılan davada, davalı tarafça da kabul edilerek, davacının şirket, mali yapısı ve işin işleyişi ile ilgili bilgi sahibi olmadığına yönelik beyanlarda bulunulduğu ve işbu davanın devamı sırasında davalının şirketin borca batık olduğu, iş yapamadığını söylemesi üzerine şirketteki hissesinin devri yönünde anlaşmak zorunda kalındığının iddia edilmesi karşısında, davalının eyleminin 6098 sayılı TBK’nin 36., 818 sayılı BK’nin 28. maddesi kapsamında bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi, bu kapsamda olduğu kanaatine varılır ise, TBK’nin 39/2, BK’nin 31/son maddeleri uyarınca 1 yıllık sürenin geçmesinin sözleşmenin onayı anlamına gelse de tazminat isteme hakkını ortadan kaldırmayacağı nazara alınarak, taraflar arasında görülmekte olan diğer dava dosyaları da getirtilip, gerektiğinde taraf delilleri de toplanarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle hükmün temyiz eden davacı yararına bozulmasına karar verilmiş olup Mahkemece bozma ilamına uyulmakla, bozma ilamında açıklanan hususlar çerçevesinde inceleme ve değerlendirme yapılması konusunda davacı yararına usuli kazanılmış hak oluşmuştur. Bu durumda bozma ilamında ifade edilen aldatma hukuki nedenine göre toplanan delillerin incelenip değerlendirilmesi gerekirken gabin (aşırı yararlanma) hukuki nedenine dayalı olarak somut uyuşmazlığın sonuçlandırılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) "aldatma" başlıklı 36/1 maddesi hükmü, "Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir." düzenlemesini, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) "hile" başlıklı 28/1 maddesi hükmü, "Diğer tarafın hilesiyle akit icrasına mecbur olan tarafın hatası esaslı olmasa bile, o akit ile ilzam olunmaz." düzenlemesini içermektedir.
Aldatma (hile), bir kimseyi irade beyanında bulunmaya ve özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya var olan hatalı bir kanıyı korumak yahut devamını sağlamak için gerçekleştirilen faaliyetler olarak tanımlanabilir. Aldatmada, kasıtlı bir yanıltma hâli söz konusudur. Aldatmanın (hilenin) varlığının kabulü için bir takım şartların gerçekleşmesi gerekir. Bunlardan birincisi, aldatma fiilidir. Aldatan şahıs, diğerini yanıltmış olmalıdır. Ancak karşı tarafın düştüğü bu yanılgının esaslı olması gerekli değildir. Zira aldatan kişinin, hiçbir şekilde korunması gerekmez. Aldatan, sözleşmenin yapılması ve özellikle görüşmeler sırasında, belirli konu ve hususlarda doğru olmayan bilgiler vererek ya da bazı hususları dürüstlük kuralına göre açıklaması gerekirken kasten gizleyerek aldatma eylemini gerçekleştirmektedir. İkincisi, aldatma kastıdır. Aldatanın, karşı tarafı sözleşme yapmaya ikna etmek için ona bilerek ve isteyerek (kasten) gerçek dışı beyanda bulunması gerekir. Üçüncüsü ise, illiyet bağıdır. Sözleşmenin aldatma sonucu, onun etkisi ile yapılması gerekir. Aldatılanın sözleşmeyi, aldatma olmasıydı hiç yapmayacak ya da daha iyi şartlarda yapacak olduğu bir durumda, illiyet bağının gerçekleştiğini kabul etmek gerekir. Belirtilen koşulların gerçekleşmesi hâlinde aldatılan, hukuki ilişkiyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırarak verdiği şeyi geri isteyebilir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 30.04.2025 tarihli, 2024/1-46 E. ve 2025/282 K. sayılı kararı). Öte yandan TBK’nın 39, BK’nın 31 madde hükümleri uyarınca aldatılanın sözleşme ile bağlı olmama iradesini 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde ileri sürmemesi, sözleşmenin onayı anlamına gelse de tazminat isteme hakkını ortadan kaldırmaz.
Aldatmayı (hileyi) ispat yükü, aldatılan tarafa aittir. Yanılma, aldatma ve korkutma gibi olayların senede bağlanması mümkün olmadığından senetle ispat edilmesi söz konusu olmaz. Bu nedenle hukuki işlemlerdeki bu tür irade bozukluğu iddiaları, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 203/1-ç maddesi hükmünde senetle ispat zorunluluğunun istisnaları arasında sayılmış olup aldatma olayının, tanık dâhil her türlü delille ispatı mümkündür (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 30.04.2025 tarihli, 2024/1-46 E. ve 2025/282 K. sayılı kararı).
Somut uyuşmazlığa gelince; Mahkemece yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporları, tanık beyanları, özellikle davacı tanık beyanları, davacı ile davalı arasında akdedilen hisse satış sözleşmesi hükümleri, Mersin 1. Asliye ... Mahkemesi'nin 2012/82 E. sayılı dava dosyasına verilen dilekçeler ve tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirildiğinde davacı ...'nın, davalı ...'ın dava dışı .. Un Sanayi ve Tic. Ltd. Şti'nin borca batık olduğu, evlere hacizler geleceği, şirketin iflas edeceği yönündeki söylemlerinin ve hileli davranışlarının etkisi ile hisselerini davalı ...'a devrettiği anlaşılmıştır.
Mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar ve ilkesel belirlemeler çerçevesinde dosyadaki tüm deliller hep birlikte değerlendirilerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmek üzere hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
V.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme kararının BOZULMASINA, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine, 13.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.