Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/5422 E. 2026/1957 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/5422
- Karar No
- 2026/1957
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2015/664 E., 2024/50 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR I. DAVA 1.Asıl davada davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkili As ...'in Tekirdağ ilinde kedi kumu üretimi satış ve pazarlama işi ile uğraştığını, diğer müvekkili ...'in ise Büyükçekmece'de faaliyet gösterdiğini ve Ordu ilinde maden sahasının bulunduğunu, bu maden sahasından çıkardığı bentoniti öncelikli olarak müvekkili As ...'e sattığını, işbu maden sahasının davalı şirkete devredildiğini; müvekkili As ... ile davalı şirket arasındaki kedi kumu ticareti kapsamında müvekkili şirketin davalı şirkete borcu bulunduğunu, müvekkili şirketin ekonomik durumunun kötüleşmesi nedeniyle maden sahasının davalı şirkete satışı üzerinde tarafların anlaştıklarını, maden sahasının 1.320.000,00 TL bedelle davalı şirkete satıldığını, 900.000,00 TL'nin borca mahsup edilerek geri kalanın müvekkili şirketin hesabına gönderildiğini, ancak, taraflar arasındaki sözleşme kapsamında verilen hizmete karşılık bir kısım alacaklarının ödenmediğini, davalı şirketin sözleşme gereği üzerine düşen edimleri yerine getirmediğini, müvekkili şirketin ticari hayatının devamını sağlayacak siparişi yapılan kedi kumunu davalı taraftan alamadığını, bu nedenle de müvekkili şirketin zarara uğradığını, davalı şirketin müvekkili şirketin ticari faaliyetlerinin bitmesini sağlamayı amaçladığını ileri sürerek taraflar arasındaki 23.09.2013 tarihli sözleşmeye konu müvekkili ... tarafından davalıya devredilen maden sahasının devrine ilişkin işlemin iptali ile müvekkili adına tesciline ve yine taraflar arasındaki 30.09.2014 tarihli sözleşme hükümlerinin davalı tarafından yerine getirilmemesinden dolayı uğranılan zarar yönünden şimdilik 100.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
2.Karşı davada davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasındaki 30.09.2014 tarihli sözleşmenin 5. maddesindeki yükümlülüğün davacı karşı davalı tarafça yerine getirilmediğini, davacı karşı davalıların sözleşmeyi fesihte haksız olduklarını ileri sürerek davacı karşı davalı tarafın müvekkilinden tahsil ettiği fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile 84.472,70 TL'nin ödeme tarihinden işleyecek reeskont faiziyle birlikte ve müvekkili şirketin uğradığı zararlara karşılık fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000,00 TL'nin dava tarihinden işleyecek reeskont faiziyle birlikte karşı davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
3.Birleşen dosyada davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 30.09.2014 tarihli ... markaları için alım satım sözleşmesi imzalandığını, davalıların edimlerini yerine getirmediğini, sözleşmenin 4. maddesi ile davalı tarafa ait markalar üzerinde bulunduğu bildirilen hacizlerin kaldırılması için müvekkili tarafından davalılara 30.000,00 euro + KDV oranında ödeme yapılmasının kararlaştırıldığını, müvekkili tarafından bu bedelin davalılardan ...'e fatura karşılığı 101.704,20 TL olarak ödendiğini, ancak, daha sonra yapılan araştırmalar neticesinde davalı tarafa ait markalar üzerindeki haczin sözleşme tarihinden önce kaldırılmış olduğunun tespit edildiğini ileri sürerek 101.704,20 TL'nin 30.09.2014 ödeme tarihinden itibaren işletilecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP 1.Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde; hak düşürücü sürenin dolduğunu, taraflar arasında, maden sahasının devrine ilişkin 23.09.2013 tarihli sözleşme imzalandığını, sözleşme gereğince maden ruhsatının devrinin 02.05.2014 tarihinde yapıldığını ve satış bedelinin büyük bir kısmının da bu tarihten önce davacıya ödendiğini, müvekkili şirketin davacıya borcunun bulunmadığını, müvekkili şirketin sözleşmeye aykırı herhangi bir davranış gerçekleştirmediğini, sözleşmenin davacı tarafça ihlal edildiğini, bu nedenle müvekkili şirketin zarar uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Karşı davada davalılar vekili usulüne uygun tebliğe rağmen yasal süresi içerisinde karşı davaya cevap vermemiş, dosya kapsamındaki yazılı beyanlarıyla; davanın reddini savunmuştur.
3.Birleşen dosyada davalılar usulüne uygun tebliğe rağmen yasal süresi içerisinde birleşen davaya cevap vermemiş, vekillerinin dosya kapsamındaki yazılı beyanlarıyla; davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; asıl dava yönünden, benimsenen 03.05.2023 tarihli bilirkişi kurulu raporunda dayanak ve gerekçeleriyle açıklandığı üzere; davacı tarafın dayanmış olduğu 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 28. maddesinde düzenlenen "Aşırı Yararlanma" yönünden objektif ve subjektif unsurların bir arada gerçekleşmediği, öte yandan hakkın yasada öngörülen bir ve beş yıllık hak düşürücü sürede ileri sürülmediği anlaşıldığından 23.09.2013 tarihli sözleşmenin geçersizliği yönündeki iddiaların yerinde görülmediği, davacı As ... adına tescilli markaların üretim, satış ve pazarlanmasına ilişkin 30.09.2014 tarihli taraflar arasında yapılmış iş birliği sözleşmesinde öngörülen sürede davacı tarafça, gerekli izinlerin alınması için resmi mercilere başvuru yapılmadığı, bu nedenle, üretim için maden sahasında çalışmaların başlayamadığı, akabinde sözleşmenin sonlandırıldığı ve hükümsüz hale geldiği, dolayısıyla davacı tarafın yükümlülüklerini yerine getirmemesiyle sözleşmenin sona erdirilmesine sebebiyet verdiği, bu durumda davacının, olumlu zarar niteliğindeki tazminat taleplerinin karşılanmasına yasal olanak bulunmadığı, davacı tarafın tazminat isteminin de yerinde görülmediği gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı dava yönünden, taraflar arasındaki 30.09.2014 tarihli sözleşmenin 5. maddesi ile, davacı karşı davalı ...'in, davalı karşı davacı ...'nın maden alanında çalışabilmesi için gereken tüm izinleri alması için resmi makamlar nezdinde gerekli girişimlerde bulunacağı, izinlerin alınmaması durumunda ödemenin yapılmayacağı kararlaştırılmış olup; işbu sözleşme gereğince davacı karşı davalı ... tarafından düzenlenen faturaya istinaden, davalı karşı davacı tarafça davacı karşı davalı tarafa 84.472,70 TL ödendiği, benimsenen 03.05.2023 tarihli bilirkişi kurulu raporunda dayanak ve gerekçeleriyle ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, davacı karşı davalı şirket tarafından sözleşmede öngörülen sürede gerekli başvuruların yapılmadığı, ifa borcu kendisinde olan davacı karşı davalı tarafça edimin yerine getirildiğinin ispatlanamadığı, bu durumda ifa borcunu yerine getirmeyen karşı davalı tarafın temerrüdü nedeniyle TBK'nın 125/son hükmü gereğince kendisine yapılan 84.472,70 TL ödemenin sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince karşı davacıya iadesi gerektiği kanısına varıldığı gerekçesiyle karşı davanın kısmen kabulü ile, 84.472,70 TL'nin ödemenin yapıldığı tarihten itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen karşı davalılardan tahsiline, bunun yanında karşı davacı tarafça sözleşmenin haksız feshi iddiasıyla karşı davacı şirketin uğramış olduğu zararların tazmini de talep edilmiş ise de; karşı davacı tarafça yukarıda açıklanan ve iadesine karar verilen ödeme dışında uğranıldığı iddia olunan zararların ispatlanamadığı gerekçesiyle karşı davacı tarafın bu yöndeki isteminin reddine, birleşen dava yönünden, taraflar arasındaki 30.09.2014 tarihli sözleşmenin 4. maddesi ile, markaların üzerindeki hacizlerin davalı tarafça kaldırılması için gerekli işlemlerin yapılacağının kararlaştırıldığı, buna karşılık davacı tarafça davalı tarafa 30.000,00 euro + KDV karşılığı 101.704,20 TL ödeme yapıldığı, ancak, benimsenen 03.05.2023 tarihli bilirkişi kurulu raporunda açıklandığı üzere, davalı tarafça, markalar üzerindeki haciz ve takyidatın sözleşmede öngörülen sürede kaldırıldığının ispatlanamadığı; bu durumda ifa borcunu yerine getirmeyen davalı tarafın temerrüdü nedeniyle TBK'nın 125/son hükmü gereğince yapılan 101.704,20 TL ödemenin sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince davacıya iadesi gerektiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle birleşen davanın kabulü ile, 101.704,20 TL'nin ödemenin yapıldığı tarihten itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu sözleşmelerdeki edimler ve davacı tarafın iş tecrübesi ve tacir olduğu dikkate alındığında gabinin objektif ve subjektif unsurunun gerçekleştiğinin kabul edilemeyeceği, asıl davada davacıların müzayaka halinde olduğu veya düşüncesizlik veya deneyimsiz olduğuna ilişkin hiç bir kanıt bulunmadığı, gabin iddiasının ispat edilemediği, Mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava; taraflar arasındaki 23.09.2013 tarihli sözleşmeye konu davacı tarafça davalıya devredilen maden sahasının devrine ilişkin işlemin iptali ile davacı adına tesciline ve yine taraflar arasındaki 30.09.2014 tarihli sözleşme hükümleri davalı tarafından yerine getirilmediğinden dolayı feshi nedeniyle davacı tarafça uğranıldığı iddia olunan zararın tazmini istemine, karşı dava; taraflar arasındaki 30.09.2014 tarihli sözleşmenin 5. maddesindeki yükümlülüğün davacı-karşı davalı tarafça yerine getirilmemesine rağmen davalı-karşı davacıdan tahsil edildiği iddia olunan bedelin davacı-karşı davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile sözleşmenin davacı-karşı davalı tarafça haksız feshi nedeniyle davalı-karşı davacının uğradığı zararların tazmini istemine, birleşen dava ise; taraflar arasındaki 30.09.2014 tarihli sözleşmenin 4. maddesi ile davacı tarafa ait markalar üzerinde bulunduğu bildirilen hacizlerin kaldırılması için davacı tarafça davalıya yapılan ödemenin, hacizlerin sözleşme tarihinden önce kaldırılmış olması nedeniyle davalılardan tahsili istemine ilişkindir.
B.Değerlendirme ve Gerekçe 1.Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından asıl dava ve birleşen davaya ilişkin olarak Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
2.Karşı davaya ilişkin temyiz itirazlarına gelince; uyuşmazlık, taraflar arasında akdedilen 30.09.2014 tarihli, "As ... adına tescilli markalar altında üretim yapılmasına ilişkin işbirliği yapılması, satış ve pazarlama faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi" konulu sözleşmenin karşı davada davalı tarafça ihlal edilip edilmediği, buradan varılacak sonuca göre, karşı davacının zarara uğrayıp uğramadığı ve zarara uğramış ise zarar miktarının tespitinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Karşı dava, sözleşmenin ihlalinden kaynaklanan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Karşı davada davacı, temyiz konusu edilmeyen danışmanlık hizmet bedelinin iadesi ile sözleşmenin haksız feshedildiği, altı yıl boyunca karşı davalılara satacağı kedi kumundan elde edeceği kârdan mahrum kaldığı ve sözleşmenin devam edeceği inancı ile yapmış olduğu paketleme ve ambalajlama tesisine ilişkin yatırımlarda bulunduğunu ileri sürerek uğradığı zararın tazminini talep etmiş, İlk Derece Mahkemesi'nce 23.10.2023 tarihli bilirkişi heyeti ek raporundaki "kedi kumu piyasasında ortalama hangi miktarda kedi kumu satıldığı ve dolayısıyla sözleşme ilişkisinin altı yıl boyunca sürmesi ihtimalinde karşı davalının, davacıya satacağı toplam ürün miktarının ne kadar olabileceği hususları heyetin uzmanlık alanı kapsamı dışında kaldığından herhangi bir zarar hesabı yapılamadığı" şeklindeki açıklamaları dikkate alınarak uğranıldığı iddia olunan zararların ispatlanamadığı gerekçesiyle karşı davacı tarafın bu yöndeki isteminin reddine, Bölge Adliye Mahkemesi'nce ise karşı davacının bu yöndeki istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Ancak karşı davada talep edilen tazminata dayanak gösterilen taraflar arasındaki 30.09.2014 tarihli sözleşmenin 6.1 maddesi "... ve As ..., sözleşmenin diğer hükümlerinden bağımsız olarak, sözleşmenin imzalandığı tarihten başlayarak altı yıl boyunca "..." ve "..." markalarına ait tüm siparişleri ...’ya yönlendirecektir. Adı geçen markalar altındaki ürünlerin satışında paketlenecek ve satılacak ürünler ... ürünleri olacaktır. ... ve As ..., "..." ve "..." markasıyla satılacak ürünleri diğer sağlayıcılardan alamaz ve bunları satamaz. Taraflar gerekli makineler temin edilene ve üretime hazır hale getirilene kadar ...’nın ürün tedarik etme borcu altında olmadığını kabul ve taahhüt ederler.” hükmünü havidir. Somut olayda, karşı davalı tarafın sözleşmenin bu hükmüne göre taahhüt ettiği mal alımını yapmadığı iddia edildiğine göre; karşı davalıların taahhüt ettiği mal alımını yapıp yapmadıkları, yapmamışlarsa; mahkemece daha önce görevlendirilen bilirkişilerin bu hesabın kendi uzmanlık alanlarında olmadığını belirttikleri de dikkate alınarak, bu alanda uzman bilirkişilerden oluşturulacak yeni bir bilirkişi kurulundan, gerektiğinde tarafların ticari defter ve kayıtları da incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, anılan sözleşme hükmü ve bilirkişilerin uzmanlık alanları ile ilgili olumsuz beyanlarına rağmen karşı davada tazminat isteminin ispatlanamadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, asıl davada davacılar-birleşen davada davalılar vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince asıl ve birleşen davada verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle karşı davaya ilişkin olarak karşı davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1 hükmü uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden asıl davada davacılar-birleşen davada davalılara yükletilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalı-karşı davada davacıya iadesine, 13.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.