Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2024/613 E. 2024/9087 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/613
- Karar No
- 2024/9087
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1021 Esas, 2023/1704 Karar n) HÜKÜM : Başvurunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2016/895 E., 2020/889 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. ASIL VE BİRLEŞEN DAVALAR 1.Davacı birleşen davalı vekili asıl davaya ilişkin dava dilekçesinde; davalı bankanın 24.06.2014 ve 11.05.2015 tarihli ve farklı bedelli iki ayrı genel kredi sözleşmesinin işine gelen sayfalarını birleştirerek tek bir sözleşme gibi gösterdiğini, bu usulsüzlükte müvekkilinin imzası dahi bulunmayan 11.05.2015 tarihli genel kredi sözleşmesinden doğan borcun da kefili olduğu iddiası ile haksız ve hukuka aykırı olarak İstanbul 7. İcra Dairesinin 2015/25896 E. sayılı dosyası ile icra takibine geçildiğini, kredi alan asıl borçlu ... Tr Petrol Şirketinin kredilerine karşılık müvekkilinin imzası bulunmamasına rağmen tüm genel kedi sözleşmeleri art arda eklenerek adeta tek bir sözleşmeymiş gibi haksız ve hukuka aykırı olarak alacak talebinde bulunulduğunu, birleştirilen genel kredi sözleşmelerinin, birincisi 24.06.2014 tarih, 2.000.000,00 TL bedelli, ikincisinin ise 11.09.2015 tarihli ve 1.000.000,00 TL bedelli olduğunu, ilk sözleşmeye konu borcun ödendiğini, müvekkilinin ikinci genel kredi sözleşmesine kefil olma iradesinin olmadığını, 11.05.2015 tarihli ikinci sözleşmede davacı müvekkilinin kefil sıfatıyla hiçbir şekilde imzası bulunmadığını, öte yandan ilk kredi sözleşmesi olan 24.06.2014 tarihli sözleşmeye ise müvekkilinin iradesi yanıltılarak ve kefil olduğunu bilmeden oldu bittiye getirerek imzalanması gereken eksik evraklar olduğu söylenerek kefil sıfatıyla banka çalışanlarınca imzasının alındığını, ancak bu imzanın da 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) ve yerleşik Yargıtay İçtihatları uyarınca kefalet için yeterli olmadığının belli olduğunu, anılan kredi sözleşmelerinin kanuna aykırı ve kanunun aradığı hiçbir şartı taşımadığını, davalı banka çalışanlarının hukuka aykırı bu işlemler ile aynı zamanda suç işlediklerini, ayrıca müvekkilinin evli olması nedeniyle eşinin rızası alınmadan kefil olamayacağını, eşin rızası alınmadan imzalanan sözleşmelerin geçersiz olduğunu, asıl borcun sözleşmede yeteri kadar tanımlanmadığını, kefalet tutarının belirli veya belirlenebilir olmadığını, bu nedenlerle sözleşmenin, en azından kefil yönünden geçersiz olduğunu, asıl borçluya başvurmadan ve temerrüt gerçekleşmeden, muaccel dahi olmayan alacağın müteselsil kefilden haksız ve hukuka aykırı biçimde tahsili yoluna gidildiğini, davalı bankanın 6098 sayılı Kanun'un 586 ncı maddesi hükmünde ihtar yapmadığını, rehinle temin edilen alacak için mükerrer olacak biçimde rehin takibi ve ilamsız icra takibi yapıldığını ileri sürerek müvekkilinin davaya konu icra takibi ve bu takibin dayanağı olan sözleşmeler nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı birleşen davacı vekili birleşen davaya ilişkin dava dilekçesinde; müvekkili bankanın Büyükçekmece Şubesi ile ..... A.Ş. arasında imzalanan kredi genel sözleşmesine istinaden borçlu şirkete kredi açıldığını ve kullandırıldığını, davalıların müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla kredi sözleşmesini imzaladıklarını, bu nedenle asıl borçluyla birlikte aynı derecede borçtan sorumlu olduklarını, kredi borcunun ödenmemesi üzerine asıl borçlu ve kefiller hakkında ilamsız icra takibi başlatıldığını, takibin, davalıların itirazı üzerine durduğunu, takip tarihinden sonra borçlu firma ile müvekkili banka arasından yapılan ödeme planına istinaden haricen tahsilat ile 11.09 2015 tarihinde 30.000,00 TL, 22.10.2015 tarihinde 31.469,03 TL, 30.11.2015 tarihinde 31.469,03 TL ve 18.01.2016 tarihinde 31.470,00 TL ile toplamda 124.586,76 TL tahsilat sağlandığını, dosya riskine yapılan tahsilatlar takibin infazında dikkate alınacağını ileri sürerek itirazın iptaline ve icra inkar tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı birleşen davacı vekili asıl davaya ilişkin cevap dilekçesinde; asıl borçluya 24.06.2014 tarihinde gayri nakdi kredi kullandırıldığını, (7000235497 seri nolu 300.000 TL teminat mektubu), ilgili mektup için genel kredi sözleşmesinin de aynı tarihte imzalandığını, kredinin imzalandığı tarihte davacının, asıl borçlu şirketin yetkilisi olduğunu, bu nedenle eş rızasının alınmasına gerek bulunmadığını, teminat mektubunun nakde dönüşmesi sebebiyle müvekkili banka tarafından nakdi krediye dönüşen alacağının tahsili için yasal takibe geçildiğini, İstanbul 7. İcra Müdürlüğünün 2015/25896 E. sayılı dosyası incelendiğinde takibin dayanağı olarak gayri nakdi kredi olarak kullandırılan teminat mektubunun risk numarası yazıldığını, takip miktarı olarak asıl alacağın mektup tutarı olduğunu, bu teminat mektubunun imzalanan genel kredi sözleşmesine dayanak olarak imzalandığını, başlatılan takip sonrasında davacı taraf ile yapılan görüşmede ödeme planı konusunda mutabakata varıldığını ve 124.586,74 TL tahsilat sağlandığını, sonrasında ödeme planına riayet edilmemesi üzerine takip işlemlerinin kaldığı yerden devam ettiğini, davacı tarafın zaman kazanmak için iş bu davayı açtığını, davacının bahsettiği gibi bir genel kredi sözleşmesi olmadığını, belirtilen seri nosunun risk numarası olduğunu, 7000235497 risk 24.06.2014 tarihinde davacı tarafın şirket yetkilisi ve ayrıca kefili olduğu belirtilen şirkete gayri nakdi olan kullandırılan teminat mektubunun risk numarası olduğunu, davacının iddialarının yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. 2. Davacı birleşen davalı vekili birleşen davaya ilişkin cevap dilekçesinde; asıl dava dilekçesinde ileri sürdüğü hususları belirterek davanın reddini istemiştir. 3. Davalı ..., cevap dilekçesi sunmamıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince, ...'ın, davalı Banka ile dava dışı asıl borçlu arasında 24.06.2014 tarihinde imzalanan genel kredi sözleşmesini müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığı, sözleşmede kefalet limiti tutarının davalı kefil ...'ın kendi el yazısı ile 2.000.000,00 TL olarak belirlendiği, bu tarihte ...'ın şirket yetkilisi olduğu, taraflar arasında ilk akdedilen 24.06.2014 tarihli genel sözleşmesine atfen banka tarafından asıl borçlu lehine, 24.06.2014 düzenleme tarihli, 300.000,00 TL tutarlı ve 09.07.2015 vade tarihli teminat mektubu düzenlenerek muhataba verildiği, davalı Banka ile dava dışı asıl borçlu arasında akdedilen 11.05.2015 tarihli 1.000.000,00 TL tutarlı genel kredi sözleşmesini davalı ...'in müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığı, sözleşmede kefalet limiti tutarının davalı kefil ...'in kendi el yazısı ile 1.000.000,00 TL olarak belirlendiği, teminat mektubunun ... Petrol A.Ş. tarafından 09.07.2015 tarihinde nakde çevrilmesinin talep edildiği, bankanın da bu talebi yerine getirerek teminat mektubunu nakde çevirdiği ve borcun Vakıfbank tarafından kat edildiği, teminat mektubunun 24.06.2014 düzenleme tarihli olduğu ve asıl davada davacı, birleşen davada davalı ...'ın müteselsil kefil olarak imzaladığı 24.06.2014 tarihli genel kredi sözleşmesine istinaden verildiği, bu nedenle ...'ın borçtan dolayı sorumlu olduğu, borcun yapılandırıldığı, bir kısım taksitlerin ödendiği, ancak borcun tamamının kapatılmadığı ve tasfiye edilmediği, bu halde 24.06.2014 tarihli GKS hükümlerinin halen devam ettiği, dava tarihi itibariyle borcun da devam ettiği, dolayısıyla davalı kefil ...'ın kefaletinin devam ettiği, ...'in müteselsil kefil olarak imzaladığı genel kredi sözleşmesi 11.05.2015 tarihli ise de, doğmuş ve doğacak borçlar için kefalet verildiğinden davalı ...'in de borçtan dolayı sorumlu olduğu, her ne kadar ...'ın evli olması nedeniyle eş rızası gerektiği iddia edilmiş ise de, adı geçenin borçlu şirket yetkilisi olması nedeniyle eş muvafakatına gerek olmadığı, 24.06.2014 tarihli birinci kredi sözleşmesinde müteselsil kefil olarak yer alan ...'ın sorumluluğunun ikinci kredi sözleşmesinin imzalanmasıyla sona ermeyeceği, birinci kredi sözleşmesindeki yükümlülüklerini yerine getirmeden kefalet sorumluluğundan kurtulamayacağı, ikinci kredi sözleşmesi sırasında şirket hisselerini devretmesinin kefalet sorumluluğuna bir etkisinin bulunmadığı, asıl davada davacı ...'ın icra takibine dayanak sözleşmeden dolayı davalı bankaya borçlu olmadığının tespiti davasının haklı bulunmadığı, icra takibinden dolayı borçlu olmadığı davasının ise icra takibinin İstanbul 25. İcra Hukuk Mahkemesinin 2018/333 E., 2018/300 K. sayılı ilamı ile, bu davacı yönünden iptal edilmiş olması nedeniyle konusuz kaldığı, keza ...'a yönelik birleşen davanın da bu suretle konusuz kaldığı, davalı ...'in ise borçtan sorumlu olup borç miktarının benimsenen bilirkişi raporuyla belirlendiği gerekçesiyle asıl davada; davacının icra takibine dayanak sözleşmeden dolayı davalı bankaya borçlu olmadığının tespiti davasının reddine, davacının davaya konu icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti talebi bakımından konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, birleşen davada; davalı ... hakkında açılan dava hakkında konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, diğer davalı hakkındaki davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm, davacı birleşen davalı ... vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı birleşen davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar, davacı birleşen davalı ... vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava, menfi tespit, birleşen dava ise itirazın iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 67 ve 72 inci maddeleri 3. Değerlendirme Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına ve davacı birleşen davalı ... vekilince temyiz dilekçesinde, her ne kadar asıl ve birleşen davalarda konusuz kalan talepler bakımından müvekkili lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin doğru olmadığı ileri sürülmüş ise de belirtilen hususun istinaf dilekçesinde ileri sürülmediğinin anlaşılmasına, istinaf dilekçesinde ileri sürülmeyen hususların temyiz dilekçesinde ileri sürüleyemeyecek olmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı birleşen davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden asıl davada davacı birleşen davada davalıya yükletilmesine, 17.12.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.