Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2023/5036 E. 2024/7016 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/5036
- Karar No
- 2024/7016
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/365 Esas, 2023/968 Karar HÜKÜM : Asıl davanın kısmen kabulü, karşı davanın reddi(Esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle) İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2015/93 E., 2020/825 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı - karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. ASIL DAVA ve KARŞI DAVAYA CEVAP Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında yapılmış 01.12.2012 tarihli, 5 yıl süreli "Bayilik Sözleşmesi'nin", davalı bayi tarafından süresinden önce feshi ve bu nedenle asgari alım taahhüdüne uymaması nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını ileri sürerek dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle taahhütname uyarınca eksik kalan ürün miktarı için şimdilik 594.887,34 USD kâr mahrumiyetinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, karşı davada özetle sözleşmede müvekkilinin başka bayilikler verebileceğinin düzenlenmiş olduğunu karşı davacının basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğü olduğunu savunarak feshin haksız olduğu gerekçesiyle karşı davanın reddini istemiştir. II. ASIL DAVAYA CEVAP ve KARŞI DAVA 1.Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında yapılmış 01.12.2012 tarihli "Bayilik Sözleşmesinin" müvekkili şirket tarafından haklı nedenlerle feshedildiğini, davacının, müvekkili şirketin bulunduğu bölgedeki sonradan açılan bayilere aşırı iskonto ile satış yapması, başka bir ifadeyle haksız rekabet ve eşitsiz fiyat belirlemesi nedeniyle müvekkili bayi şirket satışlarının düştüğünü ve bu nedenle müşteri ve ciro kaybına yol açarak zararına sebebiyet verdiğini, yapılan tüm ihtar ve görüşmelere rağmen iskonto oranlarının düzeltilmediğini ve müvekkiline aynı fiyat uygulamasının devam ettiğini, bu halde taraflar arasındaki sözleşmenin çekilmez hale geldiğini, sözleşmenin feshine davacının sebebiyet verdiğini ileri sürerek dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle asıl davanın reddini savunmuştur. 2.Karşı davasında ise, karşı davalının, müvekkili bayinin satış bölgesinde bulunan akaryakıt firmalarının sayısını arttırması ve müvekkiline yapılan satış bedelinden daha düşük fiyatlarla ürün satışının yapılması nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını, diğer yandan araç tanıma sisteminin sözleşme süresince birkaç kez kapatılmasından dolayı müvekkili şirketin gelirden mahrum kaldığını ileri sürerek, dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle, sözleşmenin haklı nedenle feshinin tespiti ile şimdilik 1.000 TL ciro kaybı alacağının ve şimdilik 1.000 TL taşıt tanıma uygulamasından kaynaklı kâr kaybının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında 01.12.2012 tarihli "Standart Bayilik Sözleşmesinin" imzalandığı, davacı dağıtıcı firmanın, davalı ile aynı bölgedeki başka bayilerine davalı bayiye göre daha iskontolu ürün satmak suretiyle bayiler arasında eşitsizliğe ve haksız rekabete sebebiyet verdiği, dolayısıyla sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerine aykırı davrandığı, sözleşmeyi davalı bayi için çekilmez hale getirdiği ve kendisine verilen sürede aynı tutumu devam ettirdiği, bu nedenle sözleşmenin davalı bayi tarafından feshedildiği, bu haliyle feshin benimsenen bilirkişi kurulu raporunda da dayanak ve gerekçeleriyle açıklandığı üzere sözleşme yükümlülüklerine aykırılık nedeniyle haklı nedenlere dayandığı, asıl davada davacının bu nedenle asgari alım taahhüdüne aykırılıktan dolayı herhangi bir cezai tazminat talep edemeyeceğinden asıl davanın reddinin gerektiği; karşı dava yönünden ise, benimsenen bilirkişi kurulu raporunda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere satışlardaki düşüşün tek başına ciro kaybına sebep olamayacağı, istasyonun bulunduğu bölgedeki değişken etkenlerin de etkili olabileceği, taşıt tanıma uygulamasının kapatılması nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararların usulüne uygun delillerle ispatlanamadığı gerekçesiyle asıl ve karşı davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı-karşı davalı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin 18. maddesinde, davalıya tekel hakkı tanınmadığı gibi, davalı ile aynı mahalde davacının doğrudan veya başka bayilikler aracılığı ile satış yapma hakkının mevcut olduğunun, davalının bu nedenle davacıdan herhangi bir talepte bulunmayacağının açıkça kararlaştırılmış olması karşısında, davalı ile aynı ticari alanda başka bayilikler açılmasının haklı nedenle fesih gerekçesi yapılamayacağı, yine davacının sözleşme ile diğer bayilerine farklı fiyat uygulaması yapmayacağına dair taahhütte bulunmadığı, öte yandan davacının Türkiye'de otogaz satış piyasasında tekel veya hakim dağıtıcı olmaması karşısında, kendi bayileri arasındaki uygulama farklılıklarının 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un (4054 sayılı Kanun) ihlali anlamına gelmeyeceği, zira anılan Kanun'un 4 üncü maddesinde düzenlenen rekabeti bozucu eylemlerin varlığının kabulü için, bu eylemleri gerçekleştirenlerin aynı Kanun'un 3 üncü maddesinde tanımlandığı şekilde hakim durumda bulunmalarının, diğer ifade ile, belirli bir piyasadaki bir veya birden fazla teşebbüsün, rakipleri ve müşterilerinden bağımsız hareket ederek fiyat, arz, üretim ve dağıtım miktarı gibi ekonomik parametreleri belirleyebilme gücünü haiz olmalarının, bu gücü kullanarak rekabet ortamının bozulmasına sebep olmalarının gerektiği, öte yandan davalının varlığını ileri sürdüğü fiyat farklılığı uygulamasının ciro kaybının tek sebebi olduğunu ve bu ciro kaybının sözleşmenin devamını çekilmez hale getirecek düzeyde olduğunu ispatla yükümlü olduğu, bunu ispata yarar delil sunulmadığı, yine davacının Türkiye sınırları içinde otogaz piyasasında tekel veya hakim durumda olduğundan bahsedilemeyeceğinden, davalının basiretli davranma yükümlülüğü çerçevesinde inceleyip ticari sonuçlarını da öngörerek imzaladığı sözleşme eklerinin kendisine dayatıldığından bahsedemeyeceği, tüm bu gerekçelerle davalının sözleşmeyi haklı nedenle feshettiği yönündeki mahkeme kabulünün yerinde olmadığı, davacının satış taahhüdüne uyulmaması nedeniyle ileri sürdüğü cezai şart talebinin, ifaya ekli cezai şart mahiyetinde olup, sözleşmenin yürürlükte olduğu dönem için, sözleşmenin haklı veya haksız olarak feshedilmesinden bağımsız şekilde, koşulları mevcut ise talep edilebileceği, bu nedenle Mahkemece sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğinden bahisle ifaya ekli cezai şartın talep edilemeyeceği yönündeki kabul ve gerekçesinin de yerinde bulunmadığı, davalının, istasyonun bulunduğu mahalde davacının başka bayilikler aracılığı ile veya bizzat satış yapmasına en baştan rıza göstererek sözleşme imzalamış olmasının, davacının bizzat satış yapması halinde daha düşük fiyattan satış yapabileceği riskini de göze almış olması karşısında, ürün alım taahhütnamesinde kararlaştırılan miktarda ürünün, davacının aynı mahalde başka bayilikler açması ve bu bayilere daha avantajlı iskonto oranı ve fiyat uygulanması nedeniyle alınamadığını ileri sürmesi mümkün olmadığı gibi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 182 nci maddesinin ikinci fıkrası koşullarının oluştuğundan da bahsedilmeyeceği, zira ifanın imkansızlaşmadığı, yine 6098 sayılı Kanun'un dördüncü bölümünün ikinci ayrımında düzenlenen bozucu ve geciktirici koşullar için ön görülmüş bulunan 175 inci maddesinin de, aynı bölümün üçüncü ayrımında düzenlenen ceza koşulları için uygulama alanı bulamayacağı, 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ifaya ekli cezai şartta alacaklının, açıkça feragat etmiş veya ifayı kayıtsız şartsız kabul etmiş olmadıkça, hem sözleşmenin ifasını hem de kararlaştırılan cezanın ödenmesini talep edebileceği, taraflar arasındaki sözleşme 01.12.2012 tarihinde başlamış olup, 29.09.2014 tarihinde süresinden önce ve ikinci yıl dolmadan sona erdiği, 01.12.2012-01.12.2013 birinci yılda davalının 422,147 ton eksik alım yapmış ise de, davacının dava dilekçesine ekli ceza hesap detayında 304,98 ton eksik alım üzerinden ceza talep ettiği, davalının ikinci yılın başladığı 02.12.2013 tarihinden sözleşmenin sona erdiği 29.09.2014 tarihine kadar ise 587,997 ton eksik alım yaptığı, ikinci yıl için taahhüt edilen 717 ton otogaz satış tutarı bulunduğu, sözleşme iki yıl dolmadan sona erdiğinden ve davalının ikinci yılın sona ermesi için gerekli olan süre içinde taahhüdünü yerine getirip getiremeyeceği bilinemeyecek ise de; bu yıla ilişkin alım taahhüdünün bir tam yıl kabulü gerektiği, zira davalı tarafça sözleşmenin feshinin haklı nedenlerinin ortaya konulamadığı, birinci yıl için davacının talep edebileceği ceza tutarının 57.946,20 USD, ikinci yıl için davacının talep edebileceği ceza tutarının 111.719,43 USD olduğu, ne varki birinci yılın sonunda herhangi bir itiraz ileri sürmeksizin ikinci yıldan itibaren davalıya mal satışı yapan davacının birinci yıl için ceza talep edemeyeceği nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.06.2022 tarihli, 2019(19)11-775 E., 2022/962 K. sayılı ilamının da bu yönde olduğu, taraflarca eksik alım halinde ödeneceği kararlaştırılan cezai şart ifaya ekli cezai şart mahiyetinde bulunduğundan, sözleşmenin yürürlükte olmadığı üç yıllık dönem için, ifası talep edilemeyecek bir edimin ifa edilmemesine bağlı, diğer ifade ile eksik ürün alımına bağlı ceza talep edilemeyeceği, dava dilekçesinde açıkça eksik ürün alımına dayalı cezanın talep edildiği, bayilik sözleşmesinde kararlaştırılan diğer ceza kalemlerini de istemediği, davacının davalıdan yalnızca ikinci yıla ilişkin 111.719,43 USD cezai şart tutarını talep edebileceği de nazara alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, tamamen reddinin hatalı olduğu, dosyadaki son tarihli ek raporda; davalının 31.12.2018 tarihi itibariyle davalının öz varlık tutarının 1.602.037,24 TL olduğunun tespit edildiği, bu tarih itibariyle TCMB efektif satış kuruna göre davacının talep edebileceği 111.719,43-USD ceza tutarının 5.2984-TL =1,00-USD hesabı ile 591.934,23-TL olduğu, bu tutarın davalı öz varlığının yaklaşık üçte birine tekabül ettiği, öte yandan davacının USD cinsinden alacağını ve fiili ödeme tarihindeki TCMB efektif satış kuru üzerinden talep ettiği hususu da nazara alındığında, kararlaştırılan cezai şartın davalının ekonomik mahfına sebep olabilecek düzeyde olduğu ve ceza tutarından yarı oranında indirim yapılması gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davanın kısmen kabulüyle, 55.859,72-USD'nin dava tarihinden itibaren (ihtarnamenin tebliğ şerhi mevcut olmadığından) 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca devlet bankalarının USD cinsinden bir yıllık vadeli mevduat hesabına uyguladıkları en yüksek faiz oranları üzerinden işletilecek temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazla istemin reddine, karşı davanın reddine karar verilmiş; karar davacı - karşı davalı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Asıl davada bayilik sözleşmesinin davalı tarafından haksız feshedildiği iddiasına dayalı olarak asgari alım taahhüdünün yerine getirilmemesiyle doğan kâr mahrumiyeti bedelinin tahsili, karşı dava ise feshin haklı nedene dayandığı iddiasıyla mahrum kalınan kâr ve cironun tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 14.02.2024 tarih ve 2023/11-560 E., 2024/100 K. sayılı ilamı. 3. Değerlendirme 1.Asıl davada davacı, davalının "Standart Otogaz Bayilik Sözleşmesi"nin eki olan "Ürün Alım Taahhütnamesi"ne aykırı şekilde eksik ürün aldığını ileri sürerek feshe kadar eksik alınan ve erken fesih nedeniyle kalan yıllara ilişkin taahhüdün karşılığı olarak kararlaştırılan bedelin davalıdan tahsilini talep etmiş, Bölge Adliye Mahkemesince yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasında akdedilen "Ürün Alım Taahhütnamesi"nin üçüncü fıkrasının (a) bendinde davalı taraf her yıl için taahhüt ettiği miktarda ürünü almaması halinde anlaşma süresinin ve/veya her bir yıllık anlaşma süresi sonunda eksik kalan miktar üzerinden ton başına 190 USD tutarının ödeme gününde uygulanmakta olan TCMB döviz satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığı kadar kâr mahrumiyetini davalıya ödemeyi; aynı fıkranın (g) bendinde bu tutarın anlaşma süresi sonunda toplam olarak talep edilmesine muvafakat ettiğini, yine aynı fıkranın (d) bendinde ise her ne sebeple olursa olsun anlaşmanın sona ermesinden sonra bu bedelin davacı tarafça talep edilebileceğini kabul etmiştir. Bu noktada belirtilmelidir ki; her ne sebepten doğarsa doğsun ceza koşulunu talep hakkının ihtirazi kayıt ileri sürülmesine gerek olmaksızın sözleşme ile saklı tutulması veya ihtirazi kayıt aranmayacağı hususunda taahhütte bulunulması durumunda, bir yıllık dönemler sonunda ceza koşulu alacağının yazılı olarak talep edilmemesi zımnen feragat olarak nitelendirilemeyecektir. Aksi durum sözleşme serbestisi ilkesi gereğince tacir olan tarafların bilerek ve isteyerek imzaladığı sözleşmeyi veya sözleşme gereğince bir tarafça verilen taahhütnameyi geçersiz kılmak anlamı taşıyacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 14.02.2024 tarih ve 2023/11-560 E., 2024/100 K.) Şu halde, davacı ihtirazi kayıt ileri sürmeyerek ikinci yıl da mal satımına devam etmişse de ilk yıla ilişkin eksik satın alınan ürüne karşılık bedelin, "Ürün Alım Taahhütnamesi"nin yukarıda değinilen sözleşmenin sona ermesinden sonra da istenebileceğine dair hükümleri gözetilerek eldeki davada talep edebileceğinin kabulü gerektiğinden, Bölge Adliye Mahkemesince bu minvalde yapılacak inceleme ve değerlendirmenin sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle ilk yıla ilişkin talebin reddi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir. 2.Kabule göre de, davacı vekili dava dilekçesinde Beyoğlu 34. Noterliğinin 05.11.2014 tarih ve 16759 yevmiye nolu ihtarnamesiyle davalıya asgari alım taahhüdü gereğince taahhüt ettiği alım miktarına karşılık gelen bedeli ödemesi için 3 gün süre verildiğini beyan edip, dilekçesinin ekinde işbu ihtarnamenin ve 06.11.2014 tarihinde davalıya tebliğ edildiğine ilişkin tebliğ mazbatasını sunarak, alacağın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek faiziyle tahsiline karar verilmesini talep etmişse de Bölge Adliye Mahkemesince, ihtarnamenin tebliğ şerhi dosyada mevcut olmadığından hükmolunan bedelin dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesi de doğru olmamıştır. VI. SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı-karşı davada davalının temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 02.10.2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.