Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2023/4008 E. 2024/7223 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/4008
Karar No
2024/7223
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/990 Esas, 2023/715 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2016/1005 E., 2020/177 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile ... Oto. ve Teks. San. Tic. Ltd. Şti. arasında imzalanan genel kredi sözleşmeleri gereğince borçlu firmaya kredi kullandırıldığını, davalıların ise sözleşmeleri müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıklarını, borcun ödenmemesi üzerine davalılara borcun ödenmesi yönünde ihtarname gönderildiğini, ödeme yapılmaması üzerine alacağın tahsili için davalılar hakkında İstanbul 19. İcra Dairesinin 2016/14820 E. sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, davalıların takibe haksız olarak itiraz ettiklerini, davalıların kefil sıfatıyla kredi borcundan sorumlu olduklarını, müvekkilince talep edilen faiz oranının kanuna ve sözleşmeye uygun olduğunu, sözleşme ile alacağa %72 oranında temerrüt faizi uygulanmasının kabul edildiğini ileri sürerek davalıların takibe yönelik itirazlarının iptali ile takibin devamına, davalılar aleyhine alacağın %40'ından az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; 02.07.2012 tarihli kefalet sözleşmesinde kefil olarak yer alan müvekkillerinin eşlerinin imzalarının geçerli bir imza mahiyetini taşımadığını, sözleşme tarihi itibariyle kefalette eş rızasının arandığını, sözleşmede atılmış olan eş rızasına ilişkin imzaların müvekkillerinin eşlerine ait olmadığını, ilgili bölümde yazılan gerekli bilgilerin tamamen aynı kişi tarafından yazıldığını, bu nedenle davacı ile müvekkilleri ..., ..., Tuğay ve ... arasında geçerli bir kefalet ilişkisi bulunmadığını, 15.05.2014 tarihli kefalet sözleşmesinin de şekil şartlarına aykırılık teşkil etmesi nedeniyle geçersiz olduğunu, bu kefalet sözleşmesinde müvekkilleri ... ve ...'in sorumlu oldukları azami miktar, kefalet tarihi ve müteselsil kefilliğe ilişkin ifadelerin tamamının ve ayrıca kefalet tarihinin aynı kişi tarafından yazılmış olduğunu, bu nedenle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü maddesine aykırı olan kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu, ayrıca kefalet sözleşmesinde kefil olunan miktar ve kefalet verilen kredi müvekkilleri açısından belirlenebilir olmadığından sözleşmenin geçersiz olduğunu, davacının talep ettiği %72 faiz oranının 6098 sayılı Kanun'un 88 ve 120 nci maddelerine aykırı olduğunu, sözleşmeye eklenen ve müvekkilleri ile müzakere edilmeyen genel işlem koşulu niteliğindeki hükümlerin geçersiz sayılması gerektiğini, ayrıca alacak likit olmadığından icra inkâr tazminatı talep edilemeyeceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıların 02.07.2012 ve 15.05.2014 tarihli sözleşmeleri müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıkları, davalı şahısların borçlu şirketin ortak ve yetkilisi oldukları, sözleşme tarihleri itibariyle kefil ... Tekstil yetkilisinin davalı ... ve ... Tekstil yetkilisinin de diğer davalı ... olduğu, davalı gerçek kişilerin her iki sözleşme tarihi itibariyle evli oldukları, 02.07.2012 tarihli genel kredi sözleşmesinin düzenlendiği tarihte henüz 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesi 3. fıkrası yürürlükte olmadığından, kredi sözleşmesinde kefil sıfatıyla imzası bulunan şahıs davalıların eşlerinin usulüne uygun şekilde alınmış rızalarının bulunmasının zorunlu olduğu, eş rızasına ilişkin imzalar üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesinde, şahıs davalıların eşlerine atfen atılan imzaların davalıların eşlerine ait olmadığının belirlendiği, bu durumda 02.07.2012 tarihli sözleşme için şahıs davalılar yönünden eş rızası koşulunun yerine gelmediği, dolayısıyla geçerli bir kefalet ilişkisi kurulmadığının söylenebileceği, kefilin sorumlu olduğu miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil sıfatıyla yükümlülük altına girdiğini, kefalet sözleşmesini kendi el yazısıyla yazmasının şart olduğu, aksi halde kefalet sözleşmesinin geçerli olmayacağı, alınan Adli Tıp Kurulu raporunda, davalılardan ... ile ... Tekstil ve ... Tekstil yetkilisinin imzalarının üstündeki yazıların bu kişilere ait olmadığının saptandığı, davalılar ..., ... ve ...'in imzalarının üstündeki yazıların ise bu şahıslara ait olduğunun belirlendiği, gelinen noktada davalı şahıs kefiller ..., ... ve ... yönünden geçerli bir eş rızası bulunmadığından, davalı ... yönünden hem geçerli bir eş rızası olmadığından hem de kefalet beyanı 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesinde öngörülen şekilde kefil tarafından yazılmadığından, kefil şirketler yönünden ise kefalet beyanlarının şirket yetkilileri tarafından yazılmamış olmasından ötürü, geçerli bir kefalet sözleşmesinden söz edilemeyecek olup, davalıların bu sözleşmeden kaynaklı borçtan sorumlu tutulmalarının mümkün görülmediği, 15.05.2014 tarihli ikinci sözleşme tarihi itibariyle 6098 sayılı Kanun'un 584/3 fıkrası gereği asıl borçlu şirketin ortak ve yetkilisi durumundaki şahıs davalılar yönünden eş rızasının aranmayacağı, alınan raporda bu sözleşme bakımından ... ile ... Tekstil ... Tekstil'in kefalet beyanlarının davalı şahıs ve şirketler yönünden de yetkililerine ait olmadığının tespit edildiği, bu durumda 6098 sayılı Kanun'un 583 maddesinde zorunlu kılınan şekil şartları davalılar ... ve ... yönünden yerine getirilmiş olup, diğer davalı kefiller yönünden ise geçerli bir kefalet sözleşmesinin varlığından bahsedilmesinin mümkün olamayacağı, bilirkişi tarafından 15.05.2014 tarihli sözleşme öncesinde kullandırılan kredi nedeniyle asıl borç tutarının 120.578,42TL, işlemiş akdi faizin 1.326,36TL, takip tarihine kadar işlemiş %72 temerrüt faizinin 32.797,33TL ve takip tarihi itibariyle kredi borcunun toplam 154.702,11TL olduğunun tespit edildiği, bilirkişi ek raporunda her iki kredi sözleşmesi uyarınca kullandırılan krediler nedeniyle takip tarihi itibariyle talep edilebilecek toplam tutarın 1.156.743,65TL asıl alacak, 281.265,70TL işlemiş faiz, 300,00TL ihtiyati haciz gideri olmak üzere 1.438.309,35TL olarak belirlendiği, bu tutardan 02.07.2012 tarihli kredi sözleşmesi uyarınca kullandırılan krediden kaynaklı 120.578,42TL asıl alacak ile 34.123,69TL işlemiş faizin düşülmesi gerektiği, bu tutarın düşülmesi sonucu talep edilebilecek alacağın 1.052.721,32TL asıl alacak, 255.315,93TL işlemiş faiz ve 300,00TL ihtiyati haciz vekâlet ücreti olmak üzere 1.308.337,25TL olarak belirlendiği, sözleşmelerde davacının kefillerden çek depo talebinde bulunabileceğine ilişkin açık bir düzenleme bulunmadığından, davalıların gayrı nakit alacaktan sorumlu tutulamayacakları, talep edilen temerrüt faiz oranının yerinde olduğu, tarafların tacir olması ve sözleşme serbestisi hükümleri bir arada gözetildiğinde, davalıların genel işlem koşulu yönündeki savunmasının da yerinde görülmediği gerekçesiyle, davalılar ... ve ... aleyhine açılan davanın kısmen kabulüyle bu davalıların takibe yönelik itirazının kısmen iptaline, takibin bu davalılar yönünden 1.052.721,32TL asıl alacak, 255.315,93 TL işlemiş faiz ve 300,00 TL ihtiyati haciz vekâlet ücreti olmak üzere toplam 1.308.337,25 TL üzerinden devamına, diğer davalılara yönelik davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince istinaf edilmiştir.

IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı banka ile dava dışı asıl borçlu ... Otomotiv arasında 02.07.2012 ve 15.05.2014 tarihli genel kredi sözleşmeleri akdedildiği, davalıların da her iki sözleşmeyi müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıkları, sadece ...'in ikinci sözleşmede kefil olarak yer almadığı, kredi borçlarının ödenmemesi üzerine hesabın kat edilerek 01.12.2015 tarihinde borçlu ve kefillere kat ihtarnamesi keşide edildiği, kat ihtarının 03.12.2015 tarihinde borçlu ve kefillere tebliğine rağmen borcun ödenmemesi üzerine davalılar aleyhine İstanbul 19. İcra Dairesinin 2016/14820 E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığı, davalılar tarafından; 02.07.2012 tarihli kefalet sözleşmesinde eş rızasına ilişkin imzaların kefil olan müvekkillerinin eşlerine ait olmadığı, kefalete ilişkin el yazıları müvekkillerine ait olup tüm yazıların aynı kişi tarafından yazıldığı, bu nedenle kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğu, 15.05.2014 tarihli kefalet sözleşmesinde ise davalılar ... ve ...'in sorumlu oldukları azami miktar, kefalet tarihi ve müteselsil kefilliğe ilişkin ifadelerin tamamının ve ayrıca kefalet tarihinin aynı kişi tarafından yazılmış olduğu, bu nedenle bu sözleşmenin de şekil şartlarına aykırılık nedeniyle geçersiz olduğu ileri sürüldüğü, davalı gerçek kişi kefillerin ilk sözleşme tarihi olan 02.07.2012 tarihi itibariyle asıl borçlu ... Otomotiv şirketinin ortak ve yöneticisi oldukları, davalıların kefaletinin eş rızasına tabi olduğu, mahkemece eş rızasına ilişkin imzalar üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen adli tıp raporunda; kefil olan gerçek kişilerin eşlerine atfen eş rızasına ilişkin olarak atılan imzaların, bu kişilerin eşlerine ait olmadığının

tespit edildiği, mahkemece alınan adli tıp raporunda; 02.07.2012 tarihli sözleşmede davalılardan ... ile ... Tekstil ve ... Tekstil yetkililerine ait imzalar üzerinde bulunan kefalete ilişkin yazı ve tarihlerin bu kişilerin eli ürünü olmadığı, 15.05.2014 tarihli sözleşmede ise davalılardan ... ile ... Tekstil ve ... Tekstil'e ait imzalar üzerinde bulunan kefalete ilişkin yazı ve tarihlerin bu kişilerin eli ürünü olmadığının tespit edildiği, ayrıca davalıların kefalet imzasına yönelik bir imza itirazı bulunmadığından, kefiller yönünden imza incelemesi yaptırılmamış olmasının bir eksiklik olarak kabul edilemeyeceği, davacı vekilinin raporun eksik incelemeye dayalı olduğu yönündeki istinaf nedeninin yerinde görülmediği, alınan adli tıp raporu doğrultusunda 02.07.2012 tarihli sözleşmede yer alan davalı gerçek kişi kefillerin eş rızasının bulunmadığı, gerçek kişi kefillerden ... ile kefil olan şirketlere ait kefalete ilişkin yazı ve tarihlerin ... ile kefil şirket yetkililerine ait olmadığı, bu kefiller bakımından da kefalet sözleşmesinin 6098 sayılı Kanun'un 583/1 maddesinde düzenlenen şekil şartlarını taşımadığı anlaşılmakla, kefalet sözleşmeleri geçersiz olup, davalıların kefil sıfatıyla 02.07.2012 tarihli genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan kredi borcundan sorumlu olmadıkları, 15.05.2014 tarihli sözleşmede ise davalılardan ... ile ... Tekstil ve ... Tekstil yetkililerine ait ait imzalar üzerinde bulunan kefalete ilişkin yazı ve tarihlerin bu kişilerin eli ürünü olmadığından bu davalılar bakımından söz konusu kefalet sözleşmesinin de geçersiz olduğu, ancak; bu ikinci sözleşmede davalılardan ... ve ...'e ait imzalar üzerinde bulunan kefalete ilişkin yazı ve tarihlerin bu kişilerin eli ürünü olduğu tespit edildiğinden kefalet sözleşmesinin bu davalılar bakımından geçerli olduğu, sözleşme tarihi itibariyle borçlu şirketin ortağı olduğu anlaşılan bu davalıların kefaleti eş rızasına da tabi olmadığı, taraflar arasında düzenlenmiş olan 02.07.2012 tarihli ilk sözleşmedeki kefaletlerin geçersiz olduğu tespit edilmiş olmakla, mahkemece, bilirkişi tarafından tespit edilen her iki kredi sözleşmesinden kaynaklanan toplam alacak tutarından, ilk sözleşme gereği kullandırılan krediden kaynaklanan toplam 154.702,11TL alacağın çıkarılması suretiyle, kalan alacak bakımından ikinci sözleşmede geçerli kefaletleri bulunan ... ve ...'in sorumluluğuna hükmedilmesi yerinde olup, davacı vekilinin bu hesaplamaya yönelik olarak ileri sürdüğü istinaf nedeninin de yerinde görülmediği, somut olayda alacağın bir kısmı davacı banka tarafından borçlu şirkete kullandırılan KMH kredisinden kaynaklandığı, bu durumda KMH alacağı yönünden faiz bakımından kredi kartlarına ilişkin 5464 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı, mahkemece de bu hükme uygun olarak yapılan hesaplamaya itibar edilerek %30,24 oranında temerrüt faizine hükmedildiği, söz konusu akdi ve temerrüt faizi oranları TCMB tarafından belirlenmekte olduğundan, davacı vekilinin faiz oranının hatalı uygulandığı yönündeki istinaf nedeni de yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, itirazın iptali istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,

3. Değerlendirme Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 08.10.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/4008, K. 2024/7223, T. 08.10.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2023-4008-e-2024-7223-k-e1e28da64e7a