Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2023/2736 E. 2024/4978 K. – Alacak
Konu: Alacak
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/2736
- Karar No
- 2024/4978
- Karar Tarihi
- Konu
- Alacak
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14.Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/2196 Esas, 2023/220 Karar HÜKÜM : Davanın kısmen kabulü MAHKEMESİ : İstanbul 15.Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2017/382 E., 2019/699 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin eski ortakları... ve ... tarafından internet bankacılığı aracılığı ile Akbank .... Şubesindeki şirket hesabından 230.000,00 USD'nin.....'ün Akbank ..... Şubesindeki hesabına davacı şirketin bilgisi dışında 24.03.2004 tarihinde havale edildiğini, yapılan suç duyurusu sonucu Bakırköy 4.Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/220 E.- 2011/220 K. sayılı kararı ile sanıklar hakkında mahkumiyet kararı verilerek, davalı bankanın .... Şubesindeki hesabında bulunan ve üzerine ihtiyati tedbir konulan 230.000,00 USD'nin işlemiş ve işleyecek faizi ile birlikte davacı şirkete ödenmesine karar verildiğini, Yargıtay incelemesi aşamasında ceza zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verildiğini, Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.11.2015 tarih 2014/328 E., 2015/329 K. sayılı kararı ile davalı bankanın Florya Şubesindeki... hesabında bulunan 230.000,00 USD üzerindeki ihtiyati tedbirin kaldırılarak işlemiş ve işleyecek yasal faizi ile birlikte davacı şirkete ödenmesine karar verildiğini, kararın Yargıtay 11.Ceza Dairesinin 06.06.2016 tarih 2016/5428 E., 2016/5229 K. sayılı kararı ile onanarak kesinleştiğini, paranın iadesine ilişkin görüşmelerden sonuç alınmaması üzerine Hopa Noterliğinin 12.08.2016 tarihli ihtarıyla paranın iadesinin istenildiğini, 18.08.2016 tarihinde tebliğ edilen ihtardan sonra 09.09.2016 tarihinde 230.000,00 USD ile 24.03.2004 tarihinden ödeme gününe kadar olan 4546 gün için yıllık %1,20 oranı üzerinden hesaplanan 29.219,00 USD faizin ( toplam 259.219,00 USD ) davacı hesabına havale edildiğini, ödemenin ihtirazi kayıtla kabul edildiğini, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 4/a maddesi gereğince davalının eksik faiz ödemesi yaptığını ileri sürerek faiz farkının belirlenerek ödeme tarihinden itibaren USD uygulanan yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini talep etmiş, 28.03.2019 tarihli bedel artırım dilekçesiyle talep sonucunu 69.688,29 USD'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili bankanın pasif husumet ehliyeti bulunmadığını, davanın muhatabının havale alıcıları ve göndericileri olduğunu, belirsiz alacak davası açmada davacının hukuki yararı bulunmadığını, dava dilekçesinde faizin başlangıç tarihi ve nasıl hesaplanması gerektiğinin açıklanmadığını, müvekkilince Bakırköy 4.Ağır Ceza Mahkemesinin 26.11.2015 tarih 2014/328 E., 2015/329 K. sayılı kararı ile hesap üzerindeki ihtiyati tedbirin kaldırılması ve 230.000,00 USD'nin davacı şirkete iadesine karar verildiğini ancak uygulanacak faiz konusunda bir açıklık bulunmadığını, mahkeme ve davacı vekili ile yapılan görüşmelerde uygulanacak faiz oranı ile ilgili bir bilgi alınamadığını, müvekkilince uygulanan % 1,20 oranındaki faiz oranında bir hata bulunmadığını, müvekkilinin ana para ve faizi ödemekle sorumluğunun sona erdiğini, müvekkilinin kazanç sağlama niyetinin bulunmadığını, sorumluluğun hesapta kalan para ile sınırlı olduğunu, davacının bankanın ödediği bedel ve faiz dışında fazlaca hakları varsa, bunun ilgili kişilere yöneltilmesi gerektiğini, bankanın ödeme yapmakla sorumluluğunun sona erdiğini savunarak davanın usul ve esas yönlerinden reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı bankanın davacı şirkete ait 230.000,00 USD'yi 24.03.2004 tarihinden 09.09.2016 tarihleri arasında elinde bulundurduğu, paranın işlemiş faiziyle birlikte davacı şirkete ödenmesine dair Bakırköy 4.Ağır Ceza Mahkemesinin 26.11.2015 tarih 2014/328 E. -2015/329 K. sayılı kesinleşmiş kararının verildiği, kesinleşmiş mahkeme kararı gereğince davalı bankanın 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi gereğince hesaplama yaparak ödemesi gereken 98.688,29 USD işlemiş faizden 29.219 USD ödeme yaptığı, davacı şirketin yapılan ödemeyi 'Faiz ve fazlaya İlişkin hakkımız saklıdır.' şerhi koyarak aldığı, bu nedenle bakiye 69.469,29 USD faiz alacağını istemek hakkının bulunduğu gerekçesiyle 69.469,29 USD faiz alacağının 09.09.2016 ödeme tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi gereğince işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı bankanın parayı mahkemenin kararı doğrultusunda muhafaza ve nemalandırma borcu altında olduğunu, 3095 sayılı Kanun'un 3. maddesindeki düzenlemenin 4. maddeyi kapsamadığını kanun tekniği açısından önceki iki maddeye ilişkin olduğunu, maddede kanuni faiz ve temerrüt faizi borcunun yanı sıra yabancı para borcu ibaresinin yazılmamasının da bu durumu kanıtladığını, dava konusu paranın kömür alınması için ayrıldığını, uzun zaman kullanılmaması nedeniyle büyük miktarda gelirden mahrum kalındığını, buna rağmen mevduat olarak kabul edilerek stopaj uygulanmasının hatalı olduğunu, bankanın stopajsız %1,20 faiz oranı üzerinden ödeme yapmasına rağmen, tüm miktara stopaj uygulandığını, davadan önce alınan faiz üzerinden gelir beyanı yapılarak stopaj ödenmesi nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını, bilirkişi raporu üzerine belirsiz alacak davasında fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak, talepte bulunulmasına rağmen kararda fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğuna ilişkin bir ibare bulunmadığını, beş yıllık zamanaşımına uğramış stopajın mahsubu ve stopajın kim tarafından ne zaman nereye ödeneceğine ilişkin karar verilmemesinin hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. 2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/328 E. 2015/329 K. sayılı gerekçeli kararında, müvekkili bankanın Florya Şubesindeki...'ın hesabında bulunan 230.000,00 USD üzerindeki ihtiyati tedbirin kaldırılmasına ve işlemiş ve işleyecek yasal faizi ile birlikte davacı şirkete ödenmesine karar verildiğini, gönderilen müzekkere üzerine müvekkili banka nezdinde uygulanmakta olan USD kuru üzerinden hesaplama yapılarak %1,20 faiz oranı üzerinden 24.03.2004 tarihinden ödeme gününe kadarki dönem için 29.219 USD faiz ödendiğini, müvekkiline gönderilen müzekkere ve kararda faiz oranına ilişkin bir açıklama bulunmadığını, bankaların müşterinin parasını kendi faiz oranları ile işletilmesinden sorumlu olduğunu, bankanın 2004 yılına ilişkin %1,20 faiz oranı belirlendiğini ve paranın buna göre nemalandırıldığını, bu miktarın müvekkilinin borcu olmadığını, bu nedenle 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca hesaplama yapılamayacağını, yasada belirlenen orandaki faiz borcundan ancak sanıkların sorumlu tutulabileceğini, müvekkilinin banka müşterilerine uygulanan faiz oranıyla sorumlu olduğunu, bu nedenle 2014 yılında müşterilere uygulanan faiz oranı üzerinden hesaplama yapıldığını, ilgili paraya Devlet bankalarının en yüksek faiz oranın da işletilemeyeceğini, müvekkilinin adeta...'ın kefili gibi sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu, 3095 sayılı Kanun'a göre yapılacak hesaplamada bileşik faizin uygulanamayacağını, Kanunun, mürekkep faiz başlıklı 3.maddesi gereğince kanuni faiz ve temerrüt faizi hesaplanırken mürekkep faiz yürütülemeyeceğini, ancak bilirkişinin bu hükme rağmen bileşik faiz uyguladığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı vekilinin istinaf başvurusu yönünden; Ağır Ceza Mahkemesinin 15.09.2005 tarihli ihtiyati tedbir kararında hesaptaki paraya uygulanacak faizin niteliğine ilişkin bir belirleme bulunmadığı, davalı banka nezdindeki hesabın vadesiz hesap olduğu, taraflar arasında mevduat sözleşme ilişkisi bulunmadığından, akdî faiz oranı uygulanmasının söz konusu olmayacağı, diğer taraftan hesaptaki paranın davacıya ödenmemiş olmasının davalının kusurundan kaynaklanmadığı, davalının herhangi bir temerrüt durumunun bulunmadığı, dolayısıyla 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesindeki faiz oranına göre alacak hesabı yapılmasının hukuki bir dayanağının bulunmadığı, davalı bankanın paranın hesapta kaldığı dönem için bir yıl vadeli hesaplara uyguladığını savunduğu yıllık 1,20 oranı üzerinden hesapladığı faizi ödediğini savunduğu, davalının savunması da dikkate alınarak davalı bankanın bir yıl vadeli dolar hesaplarına fiilen uyguladığı faiz oranlarının belirlenmesi ve fiilen uygulanmış olan oranlar üzerinden bakiye alacak bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerektiği, çünkü davalı bankanın temerrütü söz konusu olmadığından 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesindeki yasal temerrüt faizi uygulanamayacağı gibi, davalı bankanın Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası("TCMB")'na bildirdiği ancak fiilen hiç uygulamadığı daha yüksek oranlar üzerinden yapılan hesaplamayla davalının sorumlu tutulmasının hukuka ve hakkaniyete uygun olmayacağı, ayrıca davalı banka, bu parayı vadeli hesapta işletirken dönem sonlarında faizi ana paraya eklemek durumunda olacağından, birleşik faiz uygulanamayacağına dair istinaf nedeni yerinde görülmediği gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusu yönünden ise; davacı yararına hesaplanan faiz alacağının banka mevduat faiz oranları dikkate alınarak hesaplandığı, faiz alacağında gider vergisi tahakkuk ettirileceği tabii olup, gider vergisi kesintileri yapılarak alacağın hesaplanmasında hukuka aykırılık bulunma gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurularak davanın kısmen kabulü ile 12.060,38 USD alacağın, 09.09.2016 tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca hesaplanacak temerrüt faizi ile birlikte ve tahsil tarihindeki TCMB efektif satış kuru TL karşılığının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; 3095 sayılı yasada faiz alacağına ilişkin davalarında uygulanacak yöntemin açıklıkla düzenlenmiş olduğunu, bu nedenle hesaplamanın Kanuni faiz ve Temerrüt faizini düzenleyen 3095 sayılı kanunun 4/a maddesine göre yapılması gerektiğini, ceza mahkemesinin faize ilişkin tedbir kararı vermekle, hak sahibinin zarara uğramaması için paranın nemalandırılmasını da talep ettiğinden, davalı bankanın önemli değerdeki bu parayı en iyi şekilde değerlendirmek ve mahkeme kararı doğrultusunda hak sahibine neması ile birlikte ödemek sorumluluğu bulunduğunu, taraflar arasında sözleşme ile belirlenmiş akdi veya gecikme faizi olmadığından tarafları bağlayan yasa hükümlerinin uygulanması gerektiğini, ihtarname ile sözkonusu ana paraya uygulanan faiz oranları hakkında bilgi verilmeyerek paranın ne şekilde değerlendirildiğinin bilinmesinin önüne geçildiğini, başka bir dava nedeniyle mahkemece yapılan yazışmada ceza mahkemesince verilen tedbir kararının esasen...'ın davalı bankada bulunan Euro hesabında uygulandığı ve hesap nosu değişmeden para cinsi sonradan USD olarak değişen hesapta bulunan miktarın ödeme tarihinden 1 gün öncesi hariç hiçbir zaman ihtiyati tedbir konulan miktar olan 230.000,00 USD olmadığını, ekstrelerde bulunan "Faiz oranı" sütununda 2012 yılı ekstresine kadar hiçbir açıklama bulunmadığı, bu tarihten sonra ise faiz oranının 0,000 rakamları ile gösterildiğini, 2016 yılına ait son ekstrede "TOPLAM BLOKE" sütununda 0,00 rakamları yer aldığını, bu durumda hesapta ihtiyati tedbir uygulaması gereği bloke kaydı bulunması gerekirken bulunmadığını, kişilere ödemeler ve efektif çıkışlar yapılmış olduğunu, 2016 yılında hesaptan çıkış işlemlerinin toplamı 75.375 USD olduğunu, dolayısıyla davalı bankanın mahkemenin ihtiyati tedbir kararını doğru uygulamadığı ve hesap sahibine hesabını dilediği gibi kullandırdığının çok açık olduğunu, bu durum karşısında paranın gerçek sahibi müvekkili şirkete getirinin en düşük faiz oranının altında düşük faiz oranıyla hesaplanan bir miktar ödenmesinin kabul edilemeyeceğini, ekstrelerden anlaşılacağı gibi hesaba tedbir konulmadığı gibi faiz uygulaması da yapılmadığını, nitekim 2016 yılında, müvekkilime ödeme yapılmasından 1 gün önce, 08.09.2016 tarihinde yapılan toplam 239.249,00 USD değerindeki "MENKUL SATIŞ ŞUBE" işlemi ile hesabın ödemeyi karşılayabilecek duruma getirildiğini, bu durumun, tedbire konu 230.000,00 USD'nin menkul işlemlerde değerlendirildiği ve müvekkiline ödenen faizden fazla getiri elde edildiğini açıkça gösterdiğini, özellikle son yıl çekilen miktarların ve harcamaların, bilirkişiler tarafından 3095 sayılı kanunun 4/a maddesine göre yaptıkları faiz hesabı ile yakın miktar olduğu hususuna dikkat çekmemize rağmen davalı taraf bu konuda hiçbir açıklama yapmadığı ve mahkemece de bu hususta hiçbir araştırma yapılmadığını, bu hususun taraflarınca kanıtlama olanağı bulunmadığından iyiniyet esasına vurgu yapılarak bu konuda asgari faiz miktarını belirleyen 3095 sayılı kanunun uygulanmasının talep edildiğini, bu miktarın 3095 sayılı yasanın 4/a maddesinde, Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat faizine ödediği en yüksek faiz oranı şeklinde düzenlendiğini, bu itibarla alacağın hesaplanmasında yasanın amir hükmü dışında uygulama ile aleyhe verilerin hesaplamaya dayanak alınamayacağını, ayrıca dava konusu 230.000,00 USD’nin müvekkil tarafından vergisinin ödendiğini, ancak dava konusu para mevduat olarak yatırılmadığı, mahkeme kararı gereği tedbir konulduğu için tasarruf amaçlı mevduata uygulanan gelir vergisi stopajı uygulanmasının yasaya aykırı olduğunu, 230.000,00 USD'nin, yıllık % 1.20 faizle 4546 günlük faizi 34.375,23 USD olduğunu, müvekkiline faiz olarak 29.219,00 USD gönderildiğine göre aradaki 6.156,23 USD stopaj olarak kesildiğini, bu miktarın müvekkili adına Vergi Dairesine yatırıldığını umduklarını, mahkemece bu hususta inceleme yaptırılarak stopajın yapılması gerektiği sonucuna varılması halinde, hesaplanan toplam stopaj miktarından, ödeme sırasında yapılan kesintinin (6.156,23 USD) indirilerek, bu miktarın ilavesi ile bakiye alacak miktarının belirlenmesi gerektiğini, itirazlarına rağmen müvekkilinin alacağından Gelir Vergisi Stopajı uygulanarak hesaplama yapıldığını, uygulama doğru olsa bile, vergi alacakları 5 yıllık zaman aşımına tabi olduğundan ödenmesi gerekecek Gelir Vergisinin 09.09.2021 tarihinde zaman aşımına uğramış olduğunu, zaman aşımının ise mükellefin müracaatı olmaksızın uygulanacağını, bu nedenle bilirkişi raporunda uygulanan stopaj vergisi ile davalının müvekkili aleyhine sebepsiz zenginleşmiş olacağını, ayrıca hesaba ilişkin bilirkişi raporu düzenlettirilirken detaylı hesap ekstrelerinin istenilmemesi eksik inceleme olup usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemenin gerçek getirinin tespiti konusunda işlem yapmayıp davalının savunması dikkate alınarak hesap yaptırılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemenin gerekçesi ile kararın birbiri ile çelişkili olduğunu, hesap hataları içeren bilirkişi raporunun karara dayanak alındığını, davalı tarafça merkez bankasına uygulanacağı bildirilen faizlerin uygulanmadığı veya daha düşük oranla uygulandığına ilişkin bir itirazı olmadığını, bu nedenle mahkemenin 3095 sayılı Kanun hakkındaki yorumları ve kanun hükümlerine aykırı araştırma yapmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına rağmen buna göre hüküm kurulmamasının da usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek dilekçelerindeki ve istinaf başvurusundaki nedenlerle kararın bozulmasını istemiştir. 2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; somut olayda müvekkili bankanın bir borcu veya sorumluluğu bulunmadığını, bu nedenle davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, müvekkil banka tarafından faiz alacağı davacıya ödenmiş olup bakiye faiz alacağı bulunmadığını, aksi kanaatte olunması halinde dahi müvekkili banka tarafından uygulanan en yüksek faiz oranı üzerinden hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, mevduatlara uygulanan faiz oranlarının ortalamasının esas alınması gerektiğini, 3095 sayılı Kanun'un Mürekkep Faiz başlıklı 3'üncü maddesi gereğince kanuni faiz ve temerrüt faizi hesaplanırken mürekkep faiz yürütülemeyeceğini, davanın konusunun "faiz" alacağı olduğunu, bu nedenle faize faiz işlemez ana kuralı gereği istinaf mahkemesi tarafından faiz alacağına faiz işletilerek ödenmesine karar verilmesinin hatalı olduğunu, davacı tarafın istinaf başvurusu reddedilmesine rağmen lehine vekaletine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, davacı tarafın 57.408,91 USD talebinin reddedildiğini, bu nedenle müvekkili şirket lehine vekalet ücreti olarak reddedilen tutarın karar tarihi itibariyle Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası efektif satıs kuru üzerinden TL'ye çevrilerek hesaplanacak vekalet ücretine karar verilmesi gerektiğini, bu meblağın da 134.758,18-TL (Karar tarihi itibariyle reddedilen tutar 18.8904 x 57.408,91 = 1.084.477,28 -TL üzerinden) olması gerekirken eksik hesaplandığını belirterek dilekçelerindeki ve istinaf başvurusundaki nedenlerle kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı şirketin bilgisi dışında 3.kişi hesabına aktarılan paranın iadesinde eksik faiz uygulanıp uygulanmadığı ile faiz farkı istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine, Aşağıda yazılı peşin harcın istek halinde davalıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.