Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2021/9230 E. 2023/5492 K. – Munzam Zararın

Konu: Munzam Zararın Tazmini

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2021/9230
Karar No
2023/5492
Karar Tarihi
Konu
Munzam Zararın Tazmini

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki munzam zararın tazmini davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava konusu meblağ 117.960,00 TL'nin altında bulunduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı bankanın devraldığı dava dışı Yurt Ticaret ve Kredi Bankası A.Ş.'ne 11.11.1999 tarihinde 9.300,00 TL yatırdığını, İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/102 E. ve 2005/100 K. sayılı kararı ile yatırılan bu paraların banka yetkililerince bir havuz hesabına oradan da şirket grubuna aktarılmasını temin için kanuna karşı hile yoluyla havale görünümü altında dolandıncılık yaptıklarının tespit edildiğini, müvekkilinin de İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinde açtığı davadan elde ettiği ilamı Eskişehir 6. İcra Müdürlüğünün 2014/2155 E. sayılı dosyasından takibe koyarak alacağına 24.04.2014 tarihinde kavuştuğunu, işletilen temerrüt faizinin 48.250,95 TL olduğunu, müvekkilinin 1999 tarihinde 9.300,00 TL ile Bursa ilinin gözde caddelerinden Fatih Sultan Mehmet Caddesinde 1 adet apartman dairesi alabilecek iken, şu an kendisine ödenen 57.550,95 TL ile bunun mümkün olmadığı, enflasyonun varlığı ve iadenin 14 yıl 5 ay boyunca gerçekleşmemesi için haklı ve makul sebeplerin olmadığı gerekçeleriyle zararının oluştuğunu ve bunun tazmini için bu davanın açıldığını, İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/102 E. ve 2005/100 K. sayılı kararı ile davalı banka yönetiminin müvekkilini dolandırdığının kesinleşmiş bir husus olduğu, munzam zarar koşullarının oluştuğu ve temerrüt faizi basit faize göre hesaplanmakta iken, alacağın bir banka hesabına yatırılması halinde, gelen faizlerin de eklenmesi ve oluşacak tutara faiz işleyecek olduğunu, munzam zararın kısmi alacak davası ile tazmininin istenebileceğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL'nin 24.04.2014 tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili bankaya husumet yöneltilemeyeceğini, zamanaşımı uğradığı ve hak düşürücü sürelerin geçtiğini, Off Shore hesaplarına yatan paralara ilişkin olarak açılmış olan munzam zarar davalarının müvekkili açısından reddedildiği ve Yargıtay tarafından da onandığını, davacının munzam zarar iddiasının afakî olduğunu, munzam zarar talebinin koşullarının oluşmadığını, davacının talebinin dürüst davranma kuralına aykırı olduğunu, davacının müterafık kusuru bulunup bulunmadığının incelenmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafın iddiasını ana para ve faizlerin dışında enflasyon koşulları nedeniyle oluşan paranın alım gücünde gerçekleşen düşüşe ilişkin olduğu, bu tür zararların talep edilmesinin ticari hayatın olağan akışına aykırı olduğu gibi ticari hayatta bu tür risk faktörlerine tarafların katlanma yükümlülüğünün bulunduğu, taraflarca ve yasalarca ön görülen faiz uygulamasının hali hazırda enflasyon nedeniyle oluşan zararın giderilmesine yönelik uygulama olduğu, bunun dışında munzam zarar iddiasının yasal olarak kabul edilebilir nitelikte olmadığı; davacının hukuken talep edilebilir nitelikte zararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; T.C. Merkez Bankasından, Türkiye İstatistik Kurumundan ve Borsa İstanbul Anonim Şirketinden bir takım ekonomik verilerin celbinin talep edildiği ve bu verilerin dava dosyasına girdiğini, ancak İlk Derece Mahkemesi bu verilerin müvekkilinin alacağına kavuşamadığı sürede enflasyonun varlığını gösterip göstermediği yönünde bir değerlendirmede bulunmadığını, İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 21.05.2013 tarih, 2012/123 E. ve 2013/127 K. sayılı dosyasının celbinin talep edildiği ve bu dosyanın da dava dosyasına girdiğini, İlk Derece Mahkemesinin, bu dosyayı inceleyip müvekkilinin dolandırılıp dolandırılmadığı, 11.11.1999 tarihinde gerçekleştirdiği 9.300,00 Türk Lirası bedelli bankacılık işleminin geçerli olup olmadığı, bu işlemin hangi şartlar altında gerçekleştiği hakkında bir değerlendirme yapmadığını, İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/102 E., 2005/100 K. sayılı kesinleşmiş kararında izah edildiği gibi dolandırıcılık eylemini baştan beri bilen ve bu eylemin içine araç olarak katılan, eylemin gerçekleşmesi için personel dahil şubelerinin tüm imkanlarını seferber eden davalı bankanın müvekkilinin iradesini ortadan kaldırdığını, dolandırıcılık karşısında oluşan iradenin geçerli olmadığını, hukuka uygun şekilde iradesi oluşmayan müvekkilinin önlem almasının beklenemeyeceğini, dolandırıcılık karşısında mağdurların önlem almasını beklemenin dolandırıcılık eylemini meşru göstereceğini, davacının birikimlerini değerlendirmek amacıyla bankaya başvurduğunu, müvekkili dolandırılmasaydı birikimlerini başka bir bankada değerlendireceğini ve enflasyona karşı gerekli tedbirleri alabileceğini, munzam zararın ayrıca ispatını beklemenin katı bir yorum olacağını, temerrüt faizinin enflasyon nedeniyle oluşan zararı karşılamaya yetmediğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda davacı taraf, birikimlerini başka bir bankaya veya tasarruf değerlendirme yoluna başvurarak değerlendireceğini ileri sürmüş ise de, davacı tarafın iddiası bu haliyle, muhtemel kâr kaybına ve farz edilen gelire ilişkin olup, davacının somut olarak zararını ispatlayamadığı, bu nedenle davacının talebinin munzam zarar kapsamında değerlendirilebilmesinin mümkün olmadığı, zira, davacı yanca, munzam zarar teşkil ettiği belirtilen daire alınması veya birikimin başka bir bankaya yatırılarak tasarruf edileceği hususunda dosyaya somut delil sunulmadığı gibi bankaya yatırılan paranın başka bir bankaya yatırılarak değerledireceği iddiasının somut ispat vasıtası olarak dikkate alınmasının da mümkün olmadığı, (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 04.03.2020 tarih, 2019/1237 E., 2020/2367 K. sayılı; 23.01.2018 tarih, 2016/6577 E., 2018/556 K. sayılı; 16.12.2014 tarih, 2014/13210 E., 2014/19839 K. sayılı ilamları) dolayısıyla Mahkemece davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki sebeplerini tekrar ederek, T.C. Merkez Bankasından, Türkiye İstatistik Kurumundan ve Borsa İstanbul Anonim Şirketinden bir takım ekonomik verilerin celbinin talep edildiği ve bu verilerin dava dosyasına girdiğini, Bölge Adliye Mahkemesince bu verilerin müvekkilinin alacağına kavuşamadığı sürede enflasyonun varlığını gösterip göstermediği yönünde bir değerlendirmede bulunmadığını İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/102 E., 2005/100 K. sayılı kesinleşmiş kararında izah edildiği gibi dolandırıcılık eylemini baştan beri bilen ve bu eylemin içine araç olarak katılan, eylemin gerçekleşmesi için personel dahil şubelerinin tüm imkanlarını seferber eden davalı bankanın müvekkilinin iradesini ortadan kaldırdığını, sürekli ve yüksek enflasyonun görüldüğü ekonomilerde para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinin, alacaklıyı her zaman tazmini gereken bir zarara uğrattığını, Bölge Adliye Mahkemesince dava dilekçesinin hatalı değerlendirildiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, munzam zarar alacağının tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 73 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince Tüketici Mahkemelerinde tüketici tarafından açılan davalar harçtan muaf olduğundan, davacıdan harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.10.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (M) MUHALEFET ŞERHİ Dava; 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesine dayalı munzam zarar istemine ilişkindir. Mahkemece; davacının alacağının faizi ile birlikte tahsil ettiği, faizi aşan zararını ispatlayamadığı gerekçesiyle dava ve davacının istinaf başvurusuda Bölge Adliye Mahkemesince reddedilmiştir. Kural olarak borçlu borcunu zamanında ödeseydi ödenen parayı davacı alacaklının somut bir yatırıma dönüştüreceği ileri sürüldüğü takdirde bu yatırımın yapılanmaması nedeniyle zararın oluştuğu iddiasını ispat yükü üzerinde olan davacı; somutlaştırdığı zararı ispatlamakla yükümlüdür. Ancak bu şekilde bir somutlaştırma yapılıp ispat edilmemesine rağmen davacının faizi aşan bir zararının bulunmadığını kabul etmek özellikle yüksek enflasyon ortamında paranın değer kaybı gerçeği karşısında hakkaniyete uygun bir çözüm yöntemi olmaz. Çoğun içinde az da vardır ilkesi gereğince yüksek enflasyona bağlı olarak paranın alım gücünün düşmesi nedeniyle oluşan bir zararın varlığının da ayrıca kanıtlanması gerekmez. Anayasa Mahkemesi'nin 2014/2267 başvuru numaralı 21.12.2017 sayılı kararında da yerel mahkemenin munzam zararının somutlaştırılıp kanıtlanamadığı yönündeki kararını onayan Yargıtay Özel Dairesinin kararı; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da emsal gösterilerek yüksek enflasyonun alacağın değer kaybına uğradamadan ödenmesinde dikkate alınması gerektiğine işaret etmiştir. Nitekim 6100 sayılı Kanun'un 187 nci madesinin ikinci fıkrasında herkesçe bilinen vakıaların ve ikrar edilmiş vakıaların ispatının gerekmediği belirtilmiştir. İspat zorluğunun bulunduğu durumlarda dahi 6098 sayılı Kanun'un 50 nci maddesi gereğince zararın hakim tarafından takdir edilmesi gerekmektedir. Hakim takdir hakkını kullanırken elbette dosyaya sunulu Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası değişik yatırım argümanlarına ilişkin verilerden yararlanması ve gerektiğinde bilirkişi raporu alması gerekmektedir. O halde mahkemece davalının temerrüdü nedeniyle alacağın geç tahsilinde kusurlu olduğunun kabulü ile yukarıda açıklanan hususlar gözetilerek zararın tayini gerekir iken davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp, Daire çoğunluğunun aksi yöndeki onama kararına katılmıyorum.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/9230, K. 2023/5492, T. 02.10.2023, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2021-9230-e-2023-5492-k-1bea3cbd0012