Yargıtay · 11. Ceza Dairesi

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2013/16109 E. 2013/11706 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Ceza Dairesi
Esas No
2013/16109
Karar No
2013/11706
Karar Tarihi

Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 28.05.2013 gün ve 2013/8590/34211 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 11.06.2013 gün ve KYB.2013/199326 sayılı ihbarnamesi ile; Resmi belgede sahtecilik suçundan sanık ...'nin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 204/1-3, 43/1 ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/12/2008 tarihli ve 2004/334 esas, 2008/353 sayılı kararını kapsayan dosyanın incelenmesinde; Hakkındaki mahkumiyet kararı Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 07/01/2013 tarihli ve 2012/5104 esas, 2013/117 karar sayılı ilamı ile düzeltilerek onanan aynı suçtan sanık ... (Kayaharman) tarafından, olay tarihinde bir dosya içersinde sanık ...'ye verilen ve Almanya Konsolosluğundan vize alabilmek amacı ile aynı anda ibraz edilen suça konu sahte belgelerin farklı tarihlerde düzenlendiklerine ilişkin bir delil bulunmaması karsısında, olayda uygulama yeri bulunmayan zincirleme suç hükümlerinin tatbiki ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43. maddesine göre artırım yapılarak sanık hakkında fazla ceza tayininde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması istenilmiş olmakla, Dairemize gönderilen dosya incelenerek gereği görüşüldü: 5271 sayılı CMK’nun 309. maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma kesin olan ya da temyiz edilmeden kesinleşen hükümlere karşı başvurulan olağanüstü bir yasa yoludur. Henüz kesinleşmeyen kararın kanun yararına incelenmesi olanaksızdır. Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 07.11.2006 gün ve 2006/6-213 Esas, 2006/229 karar sayılı içtihadında da açıklandığı üzere; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlığı altındaki 40. maddesinin (03.10.2001 tarihli 4709 sayılı Kanunun 16.maddesi ile eklenen) ikinci fıkrası: "Devlet işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır" biçimindedir. Bu hükümle bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkan sağlanması amaçlanmış, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerinin belirtilmesi, hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline getirilmiştir. Bu hükme koşut olarak 5571 sayılı CMK’nun 34. maddesinin 2. fıkrasında, "kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir" biçimindeki düzenleme yer almış olup, aynı Kanun'un 232. maddesinin 6. fıkrasında ise, "hüküm fıkrasında, 223 nci maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüte yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir" hükümleri öngörülmüştür. 5271 sayılı CMK’nun 260. maddesinde, kanun yollarına başvurmaya hakkı bulunanlar sayılmıştır. Aynı Kanun'un 40. maddesinin birinci fıkrasına göre, "Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir" ikinci fıkrasına göre de "Kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de, kişi kusursuz sayılır" hükmü yer almıştır. Bu düzenleme ile kanun yoluna başvurma hakkı olanların, kanun yolunun veya merciin belirlenmesindeki yanılgılarının başvuranın haklarını ortadan kaldırmasının, haksızlığa uğramasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Hüküm uyarınca, ilgililerin kendi bilgisizliği veya dalgınlığından kaynaklanan hataları nedeniyle yasa yolu veya merciinde yanılgıya düşmeleri halinde başvuru hakları ortadan kalkmayacağı gibi, karar veya hükümde yasa yolunun veya merciin yanlış olarak gösterilmesi nedeniyle de başvuru haklarının ortadan kalkmayacağı tabiidir. Dosyanın incelenmesinde; yokluğunda verilen hükmün sanığa tebliğine dair belge bulunmadığı gibi, karara karşı başvurulacak yasa yolu ve süresi belirtilmesine karşın, yönteminin hüküm fıkrasında gösterilmemesi nedeniyle 5271 sayılı CMK’nun 232. maddesine aykırı biçimde hüküm kurulduğu ve sanığın bu karara karşı başvuru hakkının henüz ortadan kalkmadığı anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklanan nedenlerle, Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.12.2008 gün ve 2004/334 esas, 2008/353 sayılı kararı henüz kesinleşmediğinden, 5271 sayılı CMK’nun 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, anılan tebligatın usulüne uygun şekilde tebliği hususunun mahkemesince ifasına, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 10.07.2013 gününde oybirliği ile karar verildi

Atıf: Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2013/16109, K. 2013/11706, T. 10.07.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-ceza-dairesi-2013-16109-e-2013-11706-k-33bf362cfe26