Yargıtay · 11. Ceza Dairesi
Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2009/16741 E. 2010/3281 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2009/16741
- Karar No
- 2010/3281
- Karar Tarihi
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'na aykırı davranmak suçundan sanık ...'ın, anılan Kanun'un 359/a-2 maddesi gereğince 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, bu cezanın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 50/1-a. maddesi gereğince 7.300 yeni Türk lirası adlî para cezasına çevrilmesine dair Fatih 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 17/12/2008 tarihli ve 2006/441 esas, 2008/1040 sayılı kararın tüm dosya kapsamına göre: Sanık hakkında asgari hadden temel cezanın belirlenmesine göre, suçun islendiği 30/11/2005 tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan ve sanığın eylemini cezai yaptırıma bağlayan 213 sayılı Kanun'un 359/a-2 maddesinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezası öngörüldüğü cihetle, sanık hakkında temel cezanın 6 ay olarak belirlenmesi yerine, suç tarihinden sonra 08/02/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5278 sayıl Kanun'la değiştirilen 213 sayılı Kanun'un 359/a-2 maddesindeki cezanın asgari haddi olan bir yıl hapis cezasına hükmedilmek suretiyle fazla ceza tayininde isabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü 03.07.2009 gün ve 2009/7196/35903 sayılı kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay C. Başsavcılığının 30.07.2009 gün ve KYB.2009/176143 sayılı ihbarnamesiyle daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenip gereği görüşüldü: 5271 Sayılı CMK’nın 309. maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma kesin olan ya da temyiz edilmeden kesinleşen hükümlere karşı başvurulan olağanüstü bir yasa yoludur. Henüz kesinleşmeyen kararın yasa yararına incelenmesi olanaksızdır. Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu’nun 07.11.2006 gün ve 2006/6-213 Esas, 2006/229 karar sayılı içtihadında da açıklandığı üzere; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlığı altındaki 40. maddesinin (03.10.2001 tarihli 4709 sayılı Kanunun 16. maddesi ile eklenen) ikinci fıkrası: “Devlet işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” biçimindedir. Bu hükümle bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması amaçlanmış, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerinin belirtilmesi, hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline getirilmiştir. Bu hükme koşut olarak 5271 sayılı CMK’nın 34. maddesinin 2. fıkrasında, “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir” biçimindeki düzenleme yer almış olup, aynı Kanun’un 232. maddesinin 6. fıkrasında ise, “Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir” hükümleri öngörülmüştür. 5271 sayılı CMK’nın 260. maddesinde, kanun yollarına başvurmaya hakkı bulunanlar sayılmıştır. Aynı Kanun’un 40. maddesinin birinci fıkrasına göre, “Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir”, ikinci fıkrasına göre de “Kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de, kişi kusursuz sayılır” hükmü yer almıştır. Bu düzenleme ile kanun yoluna başvurmaya hakkı olanların, kanun yolunun veya merciin belirlenmesindeki yanılgılarının başvuranın haklarını ortadan kaldırmasının, haksızlığa uğramasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Hüküm uyarınca, ilgililerin, kendi bilgisizliği veya dalgınlığından kaynaklanan hataları nedeniyle yasa yolu veya merciinde yanılgıya düşmeleri halinde başvuru hakları ortadan kalkmayacağı gibi, karar veya hükümde yasa yolunun veya merciin yanlış olarak gösterilmesi nedeniyle de başvuru haklarının ortadan kalkmayacağı tabidir. İncelenen dosya içeriğine göre; sanık ve katılan vekilinin yokluklarında verilen 17.12.2008 gün ve 2006/441 esas, 2008/1040 sayılı kararda sanık ve katılan vekilinin karara karşı başvurabilecekleri mercii ve süresi ile bu surenin ne şekilde başlayacağının belirtilmesine karşın, yasa yolunun ne olduğu ve başvuru yönteminin hüküm fıkrasında gösterilmemesi nedeniyle 5271 sayılı CMK’nın 232. maddesine aykırı biçimde hüküm kurulduğu anlaşılmakla, sanık ve katılan vekilinin bu karara karşı başvuru hakkı ortadan kalkmamıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle; Fatih 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 17.12.2008 gün ve 2006/441 esas, 2008/1040 sayılı kararı henüz kesinleşmediğinden, kanun yararına bozma isteminin CMK’nın 309. maddesi uyarınca REDDİNE, anılan karara karşı yasa yoluna başvurunun ne olduğu, mercii, yöntemi, süresi ve bu sürenin başlangıcının ne şekilde olacağını içerir gerekçeli kararın sanık ve katılan vekiline usulüne uygun biçimde tebliğ işleminin mahallinde takdir ve ifasına, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 19.03.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.