Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2025/1891 E. 2025/15637 K. – İş Kazasından
Konu: İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/1891
- Karar No
- 2025/15637
- Karar Tarihi
- Konu
- İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat
MAHKEMESİ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/3586 E., 2024/2747 K. İLK DERECE MAHKEMESİ: ... 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2016/104 E., 2024/79 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmek ve de davalı şirket vekili tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 18.11.2025 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü murafaalı temyiz eden davalı ... .... Oto İnş. Malz. Pet. Mad. Tic. ve San. A.Ş. adına Av. ... ile davacılar adına Av. ... ve davalı ... adına Av. ... geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili özetle; müvekkillerinin murisi sigortalının iş kazası nedeniyle vefat ettiği, kazanın oluşumunda davalıların kusurlu olduklarından bahisle eş için 1.011.184,08 TL maddi, 135.000,00 TL manevi, çocuk için 514.936,01 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekilleri özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle iş kazasının meydana gelişinde ... sigortalının %25, alt işveren olarak nitelendirilen davalı gerçek kişi ...'in %25, asıl işveren olarak nitendirilen davalı şirketin %45, davalı şirketin şantiye şefi dava dışı ...'nın %5 oranında kusurlu oldukları kabulünden hareketle maddi tazminat istemlerinin kabulüne, eş lehine 100.000,00 TL, çocuk lehine 75.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yerinde görülmeyen istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A.Temyiz Sebepleri 1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle, sigortalıya kusur izafe edilmesinin hatalı olduğunu, hüküm altına alınan ücret miktarı esas alınarak yapılan maddi tazminat hesabının ve bu doğrultuda belirlenen maddi tazminat tutarının düşük bulunduğunu, ayrıca hükmedilen manevi tazminat miktarlarının da yetersiz olduğunu, bu nedenlerle yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı şekilde tesis edildiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle, kusurun oran ve aidiyetinin hatalı şekilde belirlendiğini, dosya kapsamı itibarıyla müvekkilin kusursuz bulunduğunu, buna rağmen müvekkile kusur izafe edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca hükmedilen manevi tazminat miktarlarının fazla olduğunu, bu yönleriyle kararın yerinde olmadığını belirterek kararın bozulması gerektiğini ileri sürmüştür. 3.Davalı şirket vekili temyiz dilekçesinde özetle, davacılar vekilinin 07.04.2019 tarihli hesap raporuna yönelik itirazının gerekçesiz bulunduğunu, bu nedenle anılan rapora itibar edilmesi gerektiğini ve davalılar lehine usuli kazanılmış hak doğduğunu, rücu dosyasının sonucu beklenmeden karar verilmesinin hatalı olduğunu, müvekkili şirket yetkilisi hakkında ceza yargılamasında beraat kararı verilmiş olmasına rağmen bu hususun gözetilmediğini, Bölge Adliye Mahkemesince her iki davalıdan ayrı ayrı karar harcı alınmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, hükme esas alınan kusur raporunun denetime elverişli bulunmadığını, 24.08.2023 tarihli raporda ... ...’nin kazaya uğradığı yer ve olayın oluş şeklinin hatalı değerlendirildiğini, murise verilen kusurun az, davalılara ve dava dışı ... ...’ya yüklenen kusurun ise fahiş olduğunu, demir korkuluklardan atlamak suretiyle dikkatsiz ve tedbirsiz davranan ... işçinin kazanın meydana gelmesinde tamamen kusurlu bulunduğunu, iş güvenliği tedbirlerinin alınmaması ile meydana gelen zarar arasında illiyet bağı bulunmadığını, tanık beyanlarına göre ustabaşı...’e ait malzemelerle ve onun emir talimatlarıyla çalışıldığı halde kendisine kusur izafe edilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, SGK başmüfettişi raporu ile bilirkişi raporları arasında kusur yönünden çelişki bulunduğunu, müteveffanın işvereni olan taşeron diğer davalıya müvekkili şirketten daha az kusur izafe edilmesinin yerinde olmadığını, davacılarca gerekçeli itiraz edilmeyen 07.04.2019 tarihli rapordaki bilinen dönemin değiştirilerek sonradan yürürlüğe giren asgari ücrete göre hesaplama yapılmasının usuli kazanılmış hakka aykırı olduğunu, davacı ...’nin evlenme durumunun araştırılmadığını, davacı ... yönünden destek süresinin 25 yaşa kadar kabul edilmesinin hatalı olduğunu, eş ve çocuk için destek paylarının yanlış belirlendiğini, bakiye ömür ve destek süresinin fazla hesaplandığını, 28.12.2023 tarihli raporda işlemiş, aktif ve pasif dönem gelirlerinin fahiş şekilde belirlendiğini ve hakkaniyet indirimi yapılmadığını, davacı eş için evlenme ihtimaline göre indirim uygulanmamasının yerleşik içtihatlara aykırı olduğunu, bilirkişi raporları arasında evlenme ihtimali yönünden çelişki bulunduğunu, hükmedilen manevi tazminat miktarlarının fazla olduğunu, reddedilen manevi tazminat yönünden davalılar lehine ayrı ayrı vekâlet ücretine hükmedilmemesinin hatalı olduğunu, ayrıca maddi ve manevi tazminat yönünden hükmedilen vekâlet ücreti ile yargılama giderlerinin de usul ve yasaya aykırı biçimde fazla belirlendiğini ileri sürerek kararın bozulması gerektiğini belirtmiştir. C.Değerlendirme ve Gerekçe a. Taraf vekillerinin davacıların manevi tazminat istemleri hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır. Dosya içeriğine göre davacılar vekilinin eş için 1.011.184,08 TL maddi, 135.000,00 TL manevi, çocuk için 514.936,01 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunduğu, İlk Derece Mahkemesi'nce maddi tazminat istemlerinin kabulüne, eş lehine 100.000,00 TL, çocuk lehine 75.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine hükmedildiği, Bölge Adliye Mahkemesi'nin 28.11.2024 tarihli kararı ile istinaf yoluna başvuran tarafların istinaf istemlerinin esastan reddine karar verildiği gözetildiğinde, kısmen kabul, kısmen reddine karar verilen manevi tazminat miktarlarının Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin ayrı ayrı altında kaldığı anlaşıldığından taraf vekillerinin bu kısımlara yönelik temyiz itirazlarının miktardan reddine karar verilmiştir. b. Taraf vekillerinin diğer hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, taraf vekilkernin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamından, mahkemece alınan 07.04.2019 tarihli ikinci hesap raporunda davacı eşin maddi zararının 119.578,45 TL, çocuğun maddi zararının 69.133,19 TL olarak hesaplandığı, davacılar vekilinin rapora karşı 02.05.2019 tarihli dilekçe ibraz ettiği, dilekçede aynen " bilirkişi raporu tarafımıza tebliğ edilmiş olup 07.04.2019 tarihli bilirkişi raporunda aleyhe olan hususları kabul etmiyoruz." şeklinde beyanda bulunduğu, davalılardan ... Dolu gerçek kişi olduğu halde ilk derece mahkemesi gerekçeli karar başlığında adı geçen davalının ... olarak belirtildiği anlaşılmaktadır. Usuli kazanılmış hak, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada Mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme, kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Kazanılmış haklar, “hukuk devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar, Anayasa'nın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin, mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için bir davada ya taraflar ya Mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş, uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir (HGK'nın 12.07.2006 T., 2006/4-519 E., 2006/527 K., 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.). Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.19 59... /5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı). Öte yandan 6100 sayılı Kanun'un bilirkişi raporuna itiraz başlıklı 281. maddesinin, birinci fıkrasının birinci cümlesine göre taraflar bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını Mahkemeden talep edebilirler. Ayrıca 6100 sayılı HMK’nın 297/1-b maddesine göre hüküm tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini içermelidir. Somut olayda, 6100 sayılı Kanunun 281. maddesi içeriğine göre davacılar vekilinin 07.04.2019 tarihli ikinci hesap raporuna karşı ibraz etmiş olduğu 02.05.2019 tarihli dilekçesinde herhangi bir somut itiraz nedeni ileri sürmemiş olması nedeniyle dilekçenin itiraz niteliğinde kabul edilmesinin mümkün olmadığı, 07.04.2019 tarihli hesap raporunun davalılar yönünden usuli kazanılmış hak oluşturduğu dikkate alındığında bu raporda hesaplanan maddi zarar tutarlarının hüküm altına alınması gerekirken yazılı şekilde davalılar lehine oluşan usuli kazanılmış hakkı aşacak şekilde maddi tazminatlara hükmedilmesi hatalı olduğu gibi, davalılardan ... Dolu gerçek kişi olduğu halde ilk derece mahkemesi gerekçeli karar başlığında adı geçen davalının "..." olarak gösterilmesi isabetsizdir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Taraf vekillerinin davacıların manevi tazminat istemleri hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının ayrı ayrı MİKTARDAN REDDİNE, 2.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 3.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine, Davacı avukatı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma avukatlık parasının davalılara yükletilmesine, davalılar avukatları yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.