Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/9648 E. 2025/7737 K. – İş Kazasından
Konu: İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Tazminat
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/9648
- Karar No
- 2025/7737
- Karar Tarihi
- Konu
- İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Tazminat
MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/732 E., 2024/1586 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Sinanpaşa Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2015/28 E., 2021/244 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'ın davalı . isimli şirket adına Sinanpaşa ilçesi ... Kasabası'na ait sulama kooperatifinin elektrik hatlarını döşemekte iken, 24.07.2014 günü yine bu hatların düşmesi, trafo ve panoların kontrollerini arkadaşı ... ile birlikte yapmakta iken, aynı anda Devlet Su İşleri görevlilerinin de bağladıkları trafo ve panoların kontrollerini yaptığını, müvekkilinin elektrik direğinin yerdeki kolunu aşağıya indirip enerjisinin kesilip kesilmediğini kontrol ettiğini, enerjinin olmadığını görmesi üzerine direğe çıktığını, seksonel sigortalardan birini çıkardığını ancak ikincisini çıkarırken müvekkilini elektrik çarptığını, 12 metre yüksekten düştüğünü, ağır derecede hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığını, müvekkilinin meydana gelen kazada kendisinden beklenmesi gereken tüm itinayı göstermesine rağmen bu kazanın meydana geldiğini, müvekkilinin elektriği kesip kontrollü bir şekilde bağlantı yaparken bu kazanın meydana geldiğini, elektriğin kendiliğinden veya biri tarafından açıldığını, davalı ... ..'un .. isimli şirketin yetkilisi olduğunu, kazanın meydana gelmesinde gerekli güvenlik tedbirleri almayan işveren .. şirketi ile kontrol etmesi gerektiği halde kontrol görevini yerine getirmeyen Devlet Su İşleri görevlilerinin tamamı ile kusurlu ve sorumlu olduğunu, meydana gelen kaza nedeni ile Sinanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2014/176 Hz. sayılı dosyası ile yapılan soruşturmanın devam ettiğini, müvekkilinin meydana gelen kaza nedeni ile fevkalade ağır derecede yaralandığını, %100'e yakın iş göremez duruma düştüğünü, kalıcı sakatlığa uğradığını, müvekkilinin bundan sonra ne aynı işi ne de başkaca bir işi yapması ve çalışmasının mümkün olmadığını, kazadan bu yana da çalışmadığını, olağanüstü maddi ve manevi zarara uğradığını, gencecik yaşta sakat duruma düştüğünü, 29.09.2014 tarihli 2014/12 rapor nolu Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp FAkültesi Adli Tıp Bilirkişisi raporuna göre müvekkilinin 24.07.2014 günü elektrik çarpması ve yüksekten düşme sonucu müvekkilde difrüz beyan ödemi sol nazal kemikte çikme kırığına, sakrum gövdesinde burst kırığına, sağ el, kol ve omuzda, göğüs sağ taraf ön yüzde her iki ayak tabanında doku kaybıyla birlikte geniş 1 ve 2 derece cilt yanıklarına neden olduğunu, hayatını tehlikeye sokan, basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek yanıkları olduğunu, vücuttaki kemik kırıklarının sol nazal kemikte çökme kiri ve sakrum gözdesinde burst kırığı, sağ tıbbi ve fibula da ayrıklı parçalı kırığın müşterek hayat fonksiyonlarını ağır derecede etkileyecek şekilde olduğunun tespit edildiğini, müvekkilinin davalı şirkette aylık son net maaşının 2500 TL olduğunu, arz edilen nedenlerle elim iş kazası nedeni ile fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması üzerine, 6100 sayılı Kanun'un 107. maddesine göre toplanacak deliller ışığında müvekkilin tüm maddi tazminat alacaklarının belirlenerek bilirkişi raporu doğrultusunda artırılmak üzere işletilecek faizi, yargılama giderleri ve avukatlık ücreti ile birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine, davalı şirket ve ... adına kayıtlı taşınır ve taşınmaz malların hür türlü devir ve temlikin önlenmesi ve alacağının karşılıksız kalmaması bakımından ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP Davalı DSİ Genel Müdürlüğü vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın yasa ve usul hükümlerine aykırı, haksız ve yersiz açılmış olduğunu, davanın zaman aşımı nedeni ile reddine, davanın husumet nedeniyle reddine, Bölge Müdürlüğü sınırları dahilinde 14 adet kapalı sistem yeraltı suyu sulaması elektrifikasyon tesisi enerji nakil hattı tadilatı yapış işi adı altında 18.07.2013 tarihinde ihalesi yapıldığını, müvekkili idare ile diğer davalı .... İnşaat Taah. Tarım San. ve Tic. Ltd. "Anahtar teslimi götürü bedel sözleşmesi" imzalandığını, müvekkili idare ile Aref Şirketi arasında 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlediği şekilde "asıl işveren-alt işveren" ilişkisinin bulunmadığını, alt işverenlik ilişkisi için aranan şartlardan ilkinin işyerinde işçi çalıştıran asıl işverenin varlığı gerektiğini, müvekkili idare ile diğer davalı yüklenici arasında yapılan anahtar teslimi götürü bedel sözleşmesi ile işin bütününün yapılmasını .. Şirketi'ne devir ettiğini, yüklenici şirketin bu nedenle asıl işveren olduğunu, müvekkili idarenin ihale makamı olduğunu, asıl işveren alt işveren ilişkisine dayanmadığını, tazminat konusunda müvekkili idareye yüklenecek herhangi bir sorumluluğun söz konusu olmadığını, husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığını, yapım işleri genel şartnamesinin alt bentlerinde işin yürütülmesi için gerekli personel ve araçlar başlıklı maddesinde ilgili tedbirlerin alınmasının zorunlu olduğunu, yüklenicinin bakım ve düzeltme sorumlulukları başlıklı maddesinde hür türlü sorumluluğun yükleniciye ait olduğunu, idarenin bu işler için yüklenicinin teminatından veya varsa diğer alacaklarından ödeme yapmaya yetkili olduğunu, çalışanların kazaya uğramaları başlıklı maddelerinde yüklenicinin tedbirler almasına rağmen olabilecek kazalarda yüklenicinin işçi ve personelinden kazaya uğrayanların tedavilerinin ilişkin giderlere kendilerine ödenecek tazminatın yükleniciye ait olduğunu, işçi ve personelden iş başında veya iş yüzünden ölenlerin defin giderleri ve ailelerine ödenecek tazminatın da yüklenici tarafından karşılanması gerektiğini, bu sebeplerle davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, "...Davanın KABULÜ ile; 1-483,19 TL geçici iş gücü kaybı tazminatı ve 626.953,25 TL sürekli iş gücü kaybı tazminatının; toplamda 627.436,44 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 24/07/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı .. Elektrik Ltd Şti'den alınarak davacıya verilmesine, 2-Davalı ... ve Davalı ... yönünden davanın reddine, " şeklinde karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, davalı ... Genel Müdürlüğü ile davalı .....Ltd. şirketi arasında 15 adet bakımcı-yağcı çalıştırılmasına ilişkin olarak yapılan hizmet alım sözleşmesi muvazaya dayalı olup gerçek işveren davalı ... Genel Müdürlüğü ise de davacıların muresi ile davalı .. şirketi arasında akdedilen 18.09.2008 tarihli sözleşme geçerli olduğundan bu iki davalı arasındaki muvazaa sigortalıya karşı ileri sürülemeyeceğinden hiç kimse kedi hileli işleminden yararlanamayacağından davalı ... şirketi meydana gelen olay sonucu oluşan zarardan sigortalısına ve hak sahiplerine karşı sorumlu olduğunu, ... Genel Müdürlüğünün müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu, dava konusu tazminatın tüm davalılardan müştereken müteselsilen sorumlu olması gerektiğini ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne dair ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21. maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi
3. Değerlendirme Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; davacı kazalının ... Elektrik firma işçisi olduğu, kaza tarihi olan 24.07.2014 tarihinde ... Kasabası'nda Sulama Kooperatifine ait trafoya elektrik hattı çekmek için çıktığı, daha sonra elektrik çarpması sonucu çıktığı direkten aşağı düşerek yaralandığı, dava konusu olayın gerçekleştiği işe ilişkin davalılar ... Genel Müdürlüğü ile ... Elektrik Proje İnş. Taah, Tarım San. Tic. Ltd. Şti. arasında 18. Bölge enerji tesisi-2013 yılı 1. Grup YAS enerji tesisi başlıklı 25.10.2013 tarihli sözleşme imzalandığı, sözleşme konusunun ... tarafından yaptırılan ve kooperatifin kullanımına sunulan su kuyularının trafo bağlantılarının ve elektrik hatlarının tesis edilmesi işi olduğu, aynı olaya ilişkin yürütülen ceza dosyasında Sinanpaşa Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/24 Esas, 2022/54 Karar sayılı ilamı ile ... Elektrik firma işveren vekili ...'nun kazanın meydana gelmesinde asli kusurlu bulunduğu adli para cezasına çarptırıldığı ancak şartlarının bulunması nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği ve kararın bu hali ile kesinleştiği, 10.09.2017 tarihli kusura ilişkin bilirkişi raporunda yeterli mesleki ve teknik öğrenimi bulunmayan çalışanın trafodaki bakım işinde görevlendirilmesi, enerji kesme işleminin kontrol ve denetim altında belirli bir prosedür izlenerek yapılmaması, gerekli güvenlik tedbiri alınmadan çalışmalara başlanması, çalışma yapılacak direkte enerji olup olmadığı kontrol edilmeden ve elektrik ilgili işlerden kullanılması gereken kişisel koruyucu donanımları kullanmadan çalışmalara başlaması, kazalıya mesleki tecrübesine bakılmaksızın yaptığı işte karşı karşıya bulunduğu mesleki riskler ve alınması gerekli önlemler hususunda iş güvenliği eğitimi verilmemesi, kontrol ve denetim görevini yeterince yerine getirmemesi nedeniyle davalı işveren ... Elektrik Proje İnş. Taah. Tarım San. Tic. Ltd. Şt.'nin %70 oranında, elektrik direğine çıkmadan önce hatta enerji olup olmadığının araştırılmaması, gerektiği iş güvenliği tedbirleri alınmadan direğe çıkması, gerekli güvenlik tedbirleri alınmadan çalışmalara başlaması, yeterince dikkatli ve tedbirli davranmaması nedeniyle kazalı ...'ın %30 oranında kusurlu bulunduğu tespitinin yapıldığı, Mahkemece anılan raporun hükme esas alınması suretiyle davalı DSİ'nin ihale makamı olması nedeni ile sorumluluğu bulunmadığı gerekçesiyle diğer davalı ...'nun ise kusuru bulunmadığı gerekçesiyle haklarındaki davanın reddine dair karar verildiği anlaşılmıştır.
4857 sayılı Kanun'un 2. maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir. İş Kanunu'nun 2. maddesinin 7. fıkrasına göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.
5510 sayılı Kanun'un 12/6. maddesi ile de asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile sorumlu tutulmuştur.
4857 sayılı Kanun'un 2/7. maddesi ile işçilerin İş Kanunu'ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden doğan hakları, 5510 sayılı Kanun'un 12/6. maddesi ile de Kurumun alacakları ve işçinin sosyal güvenlik hakkı daha geniş koruma-güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde 4857 veya 5510 sayılı Kanun'dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kaçmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu.
Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu "müteselsil sorumluluktur". Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu'nun 2. maddesinin altıncı fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler.
Alt işverenden söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından sorumlu tutabilmek için bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır.
a) İşyerinde işçi çalıştıran bir asıl işveren bulunmalıdır. Sigortalı çalıştırmayan “işveren” sıfatını kazanamayacağı için, bu durumdaki kişilerden iş alanlar da aracı sayılmayacak ve anılan madde kapsamında dayanışmalı sorumluluk doğmayacaktır. b) Bir başka işveren, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş almalı ve sigortalı çalıştırmalıdır. c) İşverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırılması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Bu kişinin diğer bir takım işyerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi bulunmamaktadır. d) İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte olmamalıdır, aksi halde iş alan kimse aracı değil, bağımsız işveren niteliğinde bulunacaktır. e) İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendi iştigal konusu olmayan bir işi kendisi sigortalı çalıştırmaksızın bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Yasanın tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır. f) Alt işverenin aldığı iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi yada yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İş yerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi halinde, alt işverenden söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.05.1995 gün ve 1995/9-273-548 sayılı kararı da aynı yöndedir.) Öte yandan, İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir. Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesinde: "İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede; a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar. b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar. c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır. ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır. d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur: a)Risklerden kaçınmak, b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek, c)Risklerle kaynağında mücadele etmek, ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek, d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak, e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek, f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek, g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek, ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır. Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise, işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 tarih 2013/21-102 Esas 2013/1456 sayılı kararı). 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. Objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir.
Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.2013 tarih 2012/21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.
İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır. Somut olayda; tüm dosya kapsamından Mahkemece davalı ... yönünden işin eser sözleşmesi ile verildiği asıl işveren sıfatının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de ...nin 6200 sayılı ...'nün Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanunun Vazife ve Salahiyetler başlıklı 2. maddesinin b bendinde belirtilen "Sulama tesislerini kurmak, sulama sahalarında mevcut parsellerin tamamının veya aksamını gösterir harita ve planları yapmak veya yaptırmak ve icabı halinde kadastrosunu yapmak" olan görevi kapsamında davalı ... Elektrik firmasına verilen işin bu mahiyette olup olmadığı değerlendirilerek davalı idarenin üst işveren sıfatının bulunup bulunmadığı tespitinin tam olarak ortaya konulmasının gerekmesine rağmen eksik inceleme ve araştırma sonucu hüküm tesisi hatalı olmuştur. Yine ceza dosyasında asli kusurlu bulunan ... yönünden ceza dosyası içeriğinin değerlendirilmediği görülmekle eksik inceleme sonucu bu davalı yönünden davanın reddine yönelik karar tesisi de hatalıdır.
O halde mahkemece yapılacak iş; davalılar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği, bir başka ifade ile asıl işveren-alt işveren ilişkisinin var olup olmadığının usulünce tartışılıp ortaya konulması ile ceza dosya içeriği ile var ise Kurumdan sorulmak suretiyle rücu dosyası da getirtilmek suretiyle iş bu dosya içeriği dikkate alınarak davacı itirazlarını karşılar mahiyette somut verilere dayalı kusur raporunun düzenlenmesi için dosyanın A sınıf İş güvenliği uzmanlarının bulunduğu heyete tevdi ederek, olayın gerçekleşmesinde tarafların kusur oranları, ceza dosyası ile var ise rücu dosyasında aldırılan kusura ilişkin bilirkişi raporlarını da inceler ve çelişkileri giderir mahiyette rapor aldırmak, dosyadaki tüm verileri değerlendirmek ve oluşacak sonuca göre taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakkı gözeten bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebebine göre temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmalıdır.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.